182. DERS (Nahl Suresi, 112 - 119) Nankörlük Cezası

 

 112- وَضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً قَرْيَةً كَانَتْ آمِنَةً مُّطْمَئِنَّةً “Allah bir beldeyi misal olarak verdi: Burası güvenli, huzurlu idi.”

Ayet, Allahın nimet verdiği, ama bu nimetin kendilerini şımarttığı, sonunda Allahın cezasına maruz kalan her topluluk için bir meseldir.

Denildi ki: Beldeden murat, Mekke’dir.

Korkusuz bir şekilde yaşıyorlardı.

يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِّن كُلِّ مَكَانٍ “Rızkı her yerden bol bol geliyordu.”

فَكَفَرَتْ بِأَنْعُمِ اللّهِ “Ama Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük etti.”

فَأَذَاقَهَا اللّهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ “Allah da ona, yaptıkları şeyler yüzünden açlık ve korku elbisesini tattırdı.”

Ayette, zararın etkisini hissetmeleri “tattırdı”, açlık ve korkunun her taraftan kendilerini kuşatması ise “elbise” kelimeleriyle istiare yoluyla anlatılmıştır. Yani, bu açlık ve korku, kendisini tam hissettirmiş, elbisenin her taraftan bedeni sarması gibi onları sarmıştır.

 

 113- وَلَقَدْ جَاءهُمْ رَسُولٌ مِّنْهُمْ “Andolsun ki, onlara içlerinden bir peygamber gelmişti.”

فَكَذَّبُوهُ “Ama Onu yalanladılar.”“Peygamber”den murat, Hz. Muhammeddir. (asm) Muhatapları da Mekke halkıdır. Cenab-ı Hak, nankörlükte onların benzerini nazara verdikten sonra, Mekke müşriklerinin durumunu anlatmaya döndü.

فَأَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ “Bunun üzerine zalim oldukları halde azap onları yakalayıverdi.”

Azaptan murat,

-Onlara gelen şiddetli kıtlık,

-Veya Bedir savaşındaki mağlubiyetleridir.

 

1ّ14- فَكُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ حَلالاً طَيِّبًا “Artık Allah’ın size rızık olarak verdiği şeylerden helal ve temiz olarak yiyin.”

Cenab-ı Hak, önce onları küfür ve inkârlarına karşı sakındırmış, üstte bildirilen temsille nankörlüklerine karşı başlarına gelecek azapla tehdit etmişti. Burada da Allahın helâl kıldıklarını yemek ve kendilerine nimet olarak verilenlere şükretmekle emretti. Bu şekilde onlara cahiliye tarzı tavırlardan ve bozuk gidişattan kurtaracak yolu gösterdi.

وَاشْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ “Ve eğer sadece O’na ibadet edecekseniz, Allah’ın nimetine şükredin.”

Eğer O’na itaat ediyorsanız, Allahın nimetlerine şükredin.

Veya “biz putlara tapmakla aslında Allaha ibadet ediyoruz” iddianız doğruysa, onları bırakın da doğrudan Allaha şükredin.”

1ّ15- إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالْدَّمَ وَلَحْمَ الْخَنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيْرِ اللّهِ بِهِ “O size ancak ölü hayvanı, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilenleri haram kıldı.”

فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَإِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ “Her kim de başkasının hakkına saldırmadan ve aşırı gitmeden bunlardan yemeye mecbur kalırsa, şüphesiz Allah, Ğafur – Rahîm’dir (çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.)

Allahu Teâlâ, onlara helâl olanları yemelerini emrettikten sonra, haram olanları kendilerine bildirdi. Bunda, bu sayılanlar dışındakilerin helâl olduğu mesajı vardır.

Sonra da kendi keyiflerine göre “şu haramdır, bu helâldir” demelerini yasaklayarak şöyle buyurdu:

 

116- وَلاَ تَقُولُواْ لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَذَا حَلاَلٌ وَهَذَا حَرَامٌ لِّتَفْتَرُواْ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ “Allah adına yalan uydurmak için, dillerinizin yalan vasfetmesi ile “Şu helaldir, şu haramdır” demeyin.”Başka bir ayette şöyle demeleri nazara verilir:

“Dediler ki: Bu hayvanların karınlarındakiler sadece erkeklerimize ait olup eşlerimize haramdır.” (En’am, 139)

Kelamın siyakı ve cümlenin başında “ancak şunların yenilmesi haram kılındı” denilmesi gereği olarak, haram kılınanların bu dört ile sınırlı olması gerekir. Ancak “yırtıcı hayvanlar, evcil eşek” gibi haramlığına delil olanlar da yenilmez.

Yani, delilsiz bir şekilde dillerinizin söylemiş olduğu sözü esas alıp bir şeyin yenilmesinin helâlliğine veya haramlığına hükmetmeyin.

إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ لاَ يُفْلِحُونَ “Şüphesiz Allah’a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar.”

İftira eden, bir matluba ulaşmak için böyle yapar. Ayetin bu kısmı, onların gayelerine ulaşamayacaklarını bildirir. Devamında da bunu şöyle açıklar:

 

117- مَتَاعٌ قَلِيلٌ (Onların şu dünyada görecekleri) pek az bir menfaattir.”

Yani, onların bununla elde edecekleri şey yakında bitecek az bir menfaattir.

وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ “Ve onlar için çok elim bir azap vardır.”

Ve onlar için ahirette elem verici bir azap vardır.

 

118- وَعَلَى الَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِن قَبْلُ “Yahudilere de,Sana anlattıklarımızı daha önce haram kılmıştık.”

وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ “Biz onlara zulmetmemiştik.”

Ayette şu ayete işaret vardır:

“Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, içyağlarını onlara haram kıldık.” (En’am, 146)

وَلَكِن كَانُواْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ “Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.”

Biz, bunları haram kılmakla onlara zulmetmedik. Ceza görecekleri şeyleri yapmakla onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Ayette, haram kılınan şeyler hususunda Yahudilerle diğerleri arasındaki farka bir tenbih vardır.

Buradan öyle anlaşılıyor ki, bir şeyin haram kılınması zararından dolayı olduğu gibi, bazılarına ceza olarak da olabilmektedir.

 

119- ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ عَمِلُواْ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُواْ مِن بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُواْ “Sonra şüphe yok ki Rabbin, bir cahillikle kötülük işleyip ardından tevbe eden ve durumunu düzelten kimseler için…”

“Bir cahillikle kötülük işlemek”,

-Bilmeden kötü işler işlemek,

-Veya Allahı ve O’nun cezasını bilmemek ve şehvetin galip gelmesiyle akıbeti düşünmemek olabilir.

Ayette geçen “kötülük” ifadesi, hem Allaha iftirayı hem de diğerlerini içine alır.

إِنَّ رَبَّكَ مِن بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ “Şüphesiz ki Rabbin bundan sonra Ğafur’dur – Rahîm’dir.”

Senin Rabbin, bu şekilde bilmeden bir kötülük yapıp sonra tevbe eden ve durumunu düzeltenler için Ğafur’dur, kötülüklerini bağışlar. Rahîm’dir, hakka yöneldikleri için rahmetiyle sevap verir.

Yazar:
Prof.Dr. Şadi Eren
Kategorisi:
16. Nahl
Gönderi tarihi: 12-04-2014
1,075 kez okundu
Block title
Block content