Allah, Peygamberimiz Hz. Muhammed (asv)’e nerelerde vasıtasız (direk) vahy etmiştir? Nisa suresi 164. ayette neden sadece Hz. Musa (as) vurgulanmaktadır?

Vahiy, insanlık camiasından seçilip görevlendirilen peygamberler vasıtasıyla, insanların ve de cinlerin dünya ve ahiret hayatlarının mutluluğu için prensipler koyan ilâhî mesajlardan ibarettir. Bunlar, Allah tarafından peygamberlere vasıtalı veya vasıtasız olarak ulaştırılır.

"Allah'ın vahiy ile veya perde arkasından, yahut bir elçi gönderip ona kendi izniyle dilediği şeyi vahiy etmesinden başka bir suretle konuşması, hiç bir insana müyesser olmaz. O yücedir, hikmet sahibidir."(Şûrâ, 42/51)

ayetinde vahyin üç şekline vurgu yapıldığı gibi, vasıtalı / vasıtasız vahiy çeşitlerine de işaret edilmiştir.(bk. Subhi Salih, 25.).

"Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyetttik. Ve İbrahim'e, İsmail'e, İshâk'a, Yakûb'a, Esbat'a (onların torunlarına), İsa'ya, Eyyûb'e, Yûnus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik."( Nisâ, 4/163)

ayeti hakiki vahyin bütün peygamberler için ortak bir değer olduğunu göstermektedir.

Görebildiğimiz kadarıyla, Hz. Peygamber (asv)’e melek vasıtası olmadan doğrudan Allah tarafından Miraç’ta vahiy edilen, sadece Bakara suresinin son iki ayetidir.

Kaynakların bildirdiğine göre, Abdullah b. Mesud  şunları söylemiştir:

“…Miraçta Hz. Peygamber (a.s.m)’e  şu üç şey verildi:  Beş vakit namaz verildi, Bakara Suresinin son kısmı (Amenerresul) verildi  ve bu ümmetten Allah’a şirk koşmadan ölen kimsenin günahlarının bağışlanacağı hususu (söz verildi).” [bk. Müslim, İman, (76)279; Tirmizî, tefsir,54;  İbn Kesir, ilgili ayetlerin tefsiri>.

Nisa suresi 164. ayette Allah’ın Musa (as) ile konuştuğu ifade edilmektedir. Çünkü, bu manada hususî olarak Allah’ın kendisiyle doğrudan konuştuğu tek peygamber Hz. Musa (as)’dır. Hz. Muhammed (asv)’in bu konudaki durumu -Miraç hadisesi münasebetiyle- Mekke’de inen Necm suresinde ifade edildiği için, Medine’de inen Nisa suresinde ona ayrıca atıfta bulunmaya lüzum kalmamıştır.

Şüphesiz Hz. Muhammed (asv)’in Miraçta hem ilahî tekellüme hem de manevî cemal-i ilahiyi temaşa etmeye muvaffak olması, sadece ilahî tekellüme mazhar olan Hz. Musa (as)’ın -Tur-i Sina’daki- miracından katbekat yüksek bir mertebedir.

Diğer taraftan, Miraç olayının anlatıldığı Necm Suresinde, “(Böylece Cenâb-ı Hak) kuluna vahyettiğini etti.” (Necm, 53/10) ayetinde doğrudan vahiyden bahsedilmiş, ancak nelerin vahyedildiği söylenmemiştir. Ayette de öznenin Cebrail veya Cenâb-ı Allah olması muhtemeldir. Birinci ihtimale göre mâna "Bu yaklaşmayı takiben Cebrail, Allah'ın, kulu Muhammed'e gönderdiği vahiyleri ona getirip öğretti." şeklinde olur.

İkinci ihtimale göre ise âyeti şöyle yorumlamak ge­rekir: Resûlullah (asv) Rabbine öylesine yaklaştı ki aradaki vasıtalar kalktı ve Allah Teâlâ kuluna vahyini doğrudan doğruya verdi. Bu âyetlerde Mirac sırasındaki geliş­melerin anlatıldığı kabul edildiği takdirde, ikinci yorum daha kuvvetli olmaktadır.

Buna göre, vahyin vasıtasız olduğu bu safhada, Resûlullah (asm) Efendimizin bedeni ruhuna dönüşmüş; zaman ve mekân kavramları bir bakıma tatil edilmiş; Ruh-i Muhammedi bütün safiyet ve nuraniyetiyle yükselmişti. İlâhî vahiy doğrudan Onun kalbine inmeye başlamış, bedeni ruhlaştığı için de buna tahammül edebiliyor ve tarifi mümkün olmayan bir zevk içinde ilâhî cemal sıfatının tecellisine mazhar oluyordu.

Vasıtasız yapılan bu vahiy arasında, yukarıda mealini verdiğimiz hadiste ifade edilenlerden başka bizim bilmediğimiz birçok sır ve hikmetler, Peygamber Efendimize (asv) bildirilmiş olmaktadır. (bk. Razi,Mefatih; Elmalılı, Hak Dini; Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, ilgili ayetin tefsiri)

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 17-06-2011
2,524 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?

  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?

  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?

  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?

  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?

  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."

  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?

  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?

  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?

  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?

Block title
Block content