Sebe suresinde (15-19. ayetler), Sebe halkının kendilerine zulmettiklerinden bahsedilir. Bu halkın kendilerine yaptıkları zulmün ne olduğunu açıklayabilir misiniz? İnsan kendine nasıl zulmeder?

Konuyla ilgili ayet grubunun meallerini vermekte fayda görmekteyiz:

“Gerçekten Sebe’ halkına, oturdukları diyarda bir ibret dersi vardı. Onların meskenleri sağdan soldan iki bahçe ile çevrili idi. Peygamberleri kendilerine dedi ki: “Allah’ın nimetlerinden yiyiniz, içiniz, O’na şükrediniz. Ne hoş bir diyar! Ne iyi, ne müsamahalı ve bağışlayıcı bir Rab!" Fakat onlar bu dâvete sırtlarını döndüler, Biz de onların üzerlerine kükremiş, hırçın mı hırçın, bentleri yıkan bir sel gönderdik. O güzelim bahçelerini, içinde sadece buruk yemişli, ılgınlık, biraz da dikeni çok, meyvesi az ağaçlardan ibaret bozulmuş bahçelere çevirdik. Biz inkâr ve nankörlükleri sebebiyle onları böylece cezalandırdık. Zaten nankörlükte çok ileri gidenden başkasını cezalandırır mıyız? Onların diyarlarıyla, feyz ve bereket verdiğimiz kutlu beldeler arasında sırt sırta vermiş, biri birinden görülebilen nice kasabalar var ettik ve bunlar arasında düzenli ulaşım imkânları sağladık. “Oralarda geceler ve gündüzler boyunca, güven içinde gezin dolaşın!” dedik.  Fakat onlar: “Ya Rabbena, seferlerimizin (yolculuktaki konaklarımızın) arasını uzaklaştır.” dediler ve böylece kendilerine zulüm/yazık ettiler. Biz de onları dillere destan olan, hayret ve ibretle bahsedilen masal haline getirdik, başka yerlere göç etmeleri  suretiyle darmadağın ettik. Bunda elbette çok sabırlı, çok şükürlü olan kimselerin alacakları hayli ibretler vardır.” (Sebe’, 34/15-19)

Bu ayetlerde iki önemli nimet tablosu ile bu nimetlere karşı nankörlük eden ve şükrünü yerine getirmeyen Sebe’ halkına verilen iki ceza tablosu vardır. Kısacası ayetlerde iki nimet, iki nankörlük, iki ceza tablosu söz konusudur.

Birinci nimet tablosu: “Biri sağda, diğeri solda iki bahçeyle çevrili bir mekân”. “(Peygamberleri onlara dedi ki ) Rabbinizin rızkından yeyin ve O'na şükredin. Ne hoş bir diyar, ne müsamahalı ve bağışlayıcı bir Rab!” mealindeki ayetlerde ifade edildiği üzere, bu nimete karşı Allah onlardan şükretmelerini istiyor.

Birinci nankörlük tablosu: “Ancak onlar yüz çevirdiler.” Peygamberlerinin bu öğütlerine kulak asmadılar. Yani, Allah’tan gelen peygamberlerinin davetine sırt çevirdiler. Nankörlük gösterip şirke saptılar, şükretmediler.

Birinci ceza tablosu: “Bu yüzden üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki (harap) bahçeye çevirdik. Nankörlük ettikleri için onları böyle cezalandırdık. Biz nankörden başkasını cezalandırır mıyız!” mealindeki ayetlerde bu cezanın şekli açıkça ortaya konmuştur.

İkinci nimet tablosu: “Biz onlarla o bereket verdiğimiz/bereketli kıldığımız memleketler arasında, sırt sırta şehirler/kasabalar meydana getirmiştik. Ve onlarda muntazam gidiş geliş düzenledik.(Onlara): "Buralarda gecelerce ve gündüzlerce emniyet içinde gezip yürüyün (dedik).” Ayette yer alan "bereketli kasabalar” dan maksat, Şam diyarıdır. Rivayete göre, bu kasabalar sırt sırta bitişik, yani birbirine çok yakın mesafelerde inşa edilmişti. Allah’ın lütuf ve inayetiyle o kasabalarda yolculuk belirli bir miktar üzere tertip ve tanzim edilmişti. Her biri yolcu için birer istasyon ve birer merhale halinde idi; birinden çıkan azık taşımadan ve açıkta yatmadan ve tehlike görmeden diğerine gidebilirdi. Öyle muntazam, öyle emniyetli idi ki  o sırt sırta vermiş kasabalar içinde geceler ve günlerce emniyet ve asayiş ile gidip gezebiliyorlardı. Denilir ki, ciddî bir süvari, iki aydan fazla bayındır yer ve kasabalardan giderdi ve dört aylık mesafeden ahali bir diğerinden ateş alabilirdi.  Demek ki yalnız Sebe' değil, Yemen'den Şam'a kadar Arabistan baştan başa böyle bayındır bir halde imiş ki, bu çok dikkat çekicidir.

İkinci nankörlük tablosu: Buna karşı onlar: "Ey Rabbimiz! Seferlerimizin arasını uzaklaştır." dediler ve nefislerine zulmettiler.” Mealindeki ayette ifade edildiği üzere, onlar bitişik ve ardışık olan, yolculuklarında kendilerini güven içinde hissettikleri kasabalar arasının uzatılmasını istediler. Bu uzatmalarla ilgili istekleri şöyle anlaşılabilir:

a. Peygamberlerin bitişik düzendeki nimetleri hatırlatıp şükür etmelerini istemelerine karşılık, bunlar da inatlarından “Biz bu nimeti istemiyoruz, eski halimiz daha güzeldir, tekrar eskisi gibi çöl olsun ve yolculuğumuz uzadıkça uzasın.” demiş olabilirler.

b. Bunu sözle değil, davranış biçimleriyle yani hal diliyle söyleyerek, bu nimetin kalkmasını istemiş olabilirler. Yani fiili nankörlük göstermiş olabilirler. Çünkü nimet şükrü görmezse kaybolup gider. Bu sözlü veya fiili şımarıklıkları sebebiyle hadlerini aştılar ve kendi kendilerine zulmettiler.

c. Onlar kazanç hırsıyla, fakirleri daha çok soymak için yol konaklarının aralarının uzaklaştırılmasını bilfiil temenni etmiş olabilirler. Bu kötü niyetleri de Allah’ın gazabını celbetti.

İkinci ceza tablosu: “Biz de onları efsanelere çevirdik ve tamamen didik didik dağıttık. Şüphesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ibretler vardır.” Mealindeki ayette ifade edildiği gibi, Sebe’liler şekli bizce meçhul bir ilâhi tokatla darmadağın oldular. Ve efsaneye döndüler. Yani onlar belalarını aradılar, Allah da kendilerini efsanelere, masallara çevirdi. Ve didik didik darmadağın etti. Gassan, Şam'a katıldı, Enmar Yesrib’e, Cüzam Tihame'ye, Ezd Uman'a katıldı.

Şüphesiz Sebe'in zikrolunan bu hikayesinde -çok şükreden çok sabır eden kimseler için- elbette âyetler var, ibret alınacak dersler vardır. Demek ki, çok şükredici olmak için çok sabırlı olmak lazımdır. (bk. Taberi, Razî, İbn Kesir, İbn Aşur ilgili ayetlerin tefsiri)

İlave bilgi için tıklayınız:

Kendi nefsinize zulmetmeyin, nefsinizinde üzerinizde hakkı vardır?

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 21-10-2010
2,943 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?

  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?

  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?

  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?

  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?

  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."

  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?

  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?

  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?

  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?

Block title
Block content