Meleklerden peygamber olur mu, olmaz mı? “Yerdekiler melek olsalardı, onlara peygamber olarak bir melek gönderirdik.” (İsra, 17/95), “meleklerden peygamberler seçer” (Hac, 22/75; Fatır, 35/1) ayetleri arasında bir zıtlığın olduğu doğru mudur?

İlgili ayetlerin mealleri şöyledir:

“De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.” (İsra, 17/95)

“Allah meleklerden ve insanlardan elçiler seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür.” (Hac, 22/75)

“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah’a mahsustur.” (Fatır, 35/1)

İsra 95. ayette, peygamber olan elçiler ile muhatap olan ümmetler arasındaki ilişkinin zorunluluğuna vurgu yapılmaktadır. Yani insanlara insan peygamber, cinlere cin peygamber, meleklere melek peygamber uygundur.

Ancak bu vurgu, vahiy getiren meleği görmek istediklerini söyleyen inkârcılara verilen bir cevaptır. Meleği görmek için onun bir peygamber olması gerekir. Yeryüzünde melek denilen bir ümmet olmadığına göre, bir meleğin peygamber olması da söz konusu değildir.

Nitekim, Hz. Adem (as)’den önce yeryüzü sakinleri cinler olduğu için cinlerden peygamberler gelmiştir. Fakat, Hz. Adem (as)’den sonra yeryüzünün halifesi insanlar olduğu için peygamber de insanlardan gelmiştir. Hatta cinler ikinci derecede muhatap oldukları için, artık onlardan peygamberler gelmemiş, fakat vahyin mesajını -imtihana tabi olan- cinlere de ulaşması için insan olan peygamberlerden o mesajı alan uyarıcılar söz konusu olmuştur. (Bu konudaki geniş bilgi için bk. Niyazi Beki, Rahman suresinin tefsiri).

Hac 75. ayette, "hem meleklerden hem de insanlardan elçilerin seçildiği" hususu açıkça ifade edilmiştir. İsra suresinin ilgili ayetinde "yeryüzünde meleklerden oluşan bir ümmet olmadığı için meleklerin yeryüzü sakinlerine elçi olarak gönderilmediği, gönderilmeyeceği" de ifade edilmiştir.

Allah’ın kelamında çelişki olması mümkün olmadığına göre, bu ayette geçen “elçilik” üzerinde durmak gerekir. Bu çözümün anahtarı bu kavramdır. Görüldüğü üzere, ilgili ayette “insanlara gönderilen elçiler” denilmemiş, sadece “seçilmiş elçiler” den söz edilmiştir. O halde bunun manası şudur: İnsanlardan -insanlara gönderilen- elçiler seçilmiş, meleklerden seçilen elçiler ise -insanlardan olan- elçilere gönderilmiştir. Özellikle vahiy meleği olarak meşhur olan Hz. Cebrail (as)’in bütün peygamberlere vahiy getiren bir elçi / peygamber(semavî haberler getiren) olduğu bilinen bir gerçektir.

Fatır suresi1. ayette ise, yine meleklerin elçiler kılındığına dair bir ifade olmakla beraber, bunların insanlık camiasına gönderilen elçiler olduğuna dair bir ifade söz konusu değildir.

Yalnız bu son iki ayette farklı ifadeler vardır. Hac suresinin ilgili ayetinde “mine’l-melâiketi / meleklerden bir kısmı” ifadesi kullanıldığı halde, Fatır suresinin ilgili ayetinde “Min” kullanılmamıştır. Doğrudan “bütün melekler” manasına gelen bir ifadeye yer verilmiştir. Alimler bu iki farklı kullanıma dikkat çekmiş ve bunları şöyle izah etmişlerdir:

Hac suresindeki ifadede, insanlardan olan peygamberlere elçi olarak gelmiş olan başta Hz. Cebrail (as) olmak üzere büyük meleklerden olup,  ara sıra belli görevler için peygamberlerin yanına elçi olarak gelen Hz. Mikail (as), Hz. İsrafil (as), Hz. Azrail (as) ve hafaza meleklerine işaret edilmiştir.

Fatır suresinde ise, meleklerin birbirine yaptığı elçilik görevine dairdir ki, bütün melekler için geçerli bir kriterdir. (bk. Razî, Hac, 75. Ayetin tefsiri).

Ayrıca buradaki elçilik görevi,

“O en büyük dehşet (Sûra ikinci üfleyiş) dahi onları tasalandırmaz. Melekler onları: "İşte size vâd olunan gün bugündür!" diye karşılarlar.” (Enbiya, 21/103)

ayetinde ifade edildiği üzere, kıyamet günü, cennetlik olanları müjdelemek üzere onları karşılama manasında da yorumlar yapılmıştır.(bk. Razî, Fatır, 1. Ayetin tefsiri).

Özetle denilebilir ki, Fatır suresindeki meleklerin elçiliği Allah ile insanlardan olan peygamberler arasında yaptıkları görev ile insanlara yaptıkları ilhamlar ve kainat çapında adıkları görevlerle ilgilidir.(bk. Sabunî, Safve, ilgili ayetin tefsiri).

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 17-06-2011
2,960 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?

  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?

  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?

  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?

  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?

  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."

  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?

  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?

  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?

  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?

Block title
Block content