Kur´an'da, ruhbanlık yoktur (Hadid 57/27) denildiği halde, dünyada zahitlik yapmak bir çelişki değil midir?

Ruhbanlık, zahitlikten biraz farklıdır.

Zahitlik, dünya sevgisini kalbine koymamak, dünyadan ziyade ahiret için çalışmak, farzların yanında -fırsat buldukça- nafile ibadetle de meşgul olmak, gereken kulluk görevlerini yerine getirmektir.

Ruhbanlık ise, tamamen dünyayı terk etmek, dünya ile ilgili işleri yapmaktan uzak durmak, çoluk çocuğa karışmadan münferit bir hayat yaşamak, insanlardan uzak uzlet hayatını benimsemekten ibarettir.

Hz. Enes’in bildirdiğine göre Peygamberimiz (asv) şöyle buyurmuştur:

“Her ümmetin bir ruhbanlığı vardır, benim ümmetimin ruhbanlığı ise Allah yolunda cihad etmektedir.” (Mecamu’z-Zevaid, 5/278)

Bu hadisten de anlaşıldığı üzere, ruhbanlık, kişinin hayatını Allah yoluna vakfetmesidir. Eski ümmetlerde bu husus dünyayı terk ile, sırf ibadetle meşgul olmakla kendini göstermiştir. Peygamberimiz (asv)  ise, bu hususu beğenmemiş, değişik hadislerinde din ile dünyayı birlikte yürütmenin gereğini vurgulamıştır. Bu hadiste de bu husus “... benim ümmetimin ruhbanlığı ise Allah yolunda cihat etmektedir.” anlamına gelen ifadeyle belirtilmiştir.

Allah yolunda cihad demek, yeri geldiğinde maddî cihadı da içine almakla beraber, asıl sürekli olan ilmî, fikrî, ahlakî boyutuyla manevî cihad demektir. Faziletin faziletsizlikle, ilmin cehaletle, ahlakın ahlaksızlıkla, inceliğin kabalıkla, merhametin katılıkla, adaletin zulümle mücadelesi manevî bir cihaddır.

“İnsanları en hayırlısı başka insanlara en yararlı olan kimsedir.”(Feyzu'l-Kadir, 3/480

mealindeki hadisi şerifin işaret ettiği gibi, İslam dininde fazilet sadece kendini kurtarmak için başka insanları bırakıp inzivaya çekilmek değildir.

Özetle, bu hadiste kişinin kendi imanını kurtarmakla beraber başkasının imanını kurtarmak için -eski ümmetlerin kabul ettiği inziva yerine- sosyal hayat içinde kalarak, dini yaşamak ve yaşatmak ön görülmektedir.

Eski insanlardan bazı salih kimselerin inzivayı tercih etmeleri, kendilerini bağlayan şahsî bir tasarruf ve kendi hayat şartlarına uygun bir meslek seçimidir.

“Sonra bunların ardından peş peşe peygamberlerimizi gönderdik. Özellikle Meryem’in oğlu Îsâ’yı arkalarından gönderdik, kendisine İncîl’i verdik ve ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Uydurdukları ruhbanlığı ise Biz kendilerine farz kılmadık, lâkin Allah’ın rızasına nail olmak için kendileri icad ettiler. Kaldı ki ona gereği gibi de riâyet etmediler. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik, onların çoğu ise büsbütün yoldan çıkmışlardır.”(Hadid, 57/27)

mealindeki ayette, ruhbanlığın Allah tarafından tavsiye edilen bir meslek olmadığı, insanların kendileri tarafından icat edildiği ve buna rağmen hakkıyla hakkının verilmediği bir meşrep olduğuna işaret edilmiştir.

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 01-12-2010
2,322 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?

  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?

  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?

  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?

  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?

  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."

  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?

  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?

  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?

  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?

Block title
Block content