Kur’an’da “müşriklerin çoğu fasıktır” (Tevbe, 9/8) ifadesi geçiyor. Buna göre, fasık olmayan müşrik mi var? Şirkin kendisi bir fasıklık değil midir?

Bu konuda farklı görüşler vardır. Benzer ve farklı görüşleri  birkaç madde halinde özetleyerek takdim etmeye çalışacağız. Önce ilgili ayetin mealini vermenin -konunun anlaşılmasına katkı sağlaması bakımından- faydalı olacağını düşünüyoruz:

“Onların / o müşriklerin nasıl ahitleri olabilir ki, eğer size galip gelecek olurlarsa sizin hakkınızda ne ahit, ne yemin, ne hukuk, hiç bir şey gözetmezler. Ağızlarıyla güya sizin gönlünüzü alırlar, kalpleri ise -sizden- nefret duyup kaçınır. Çünkü onların ekserisi / çoğu fâsıktır.”(Tevbe, 9/8).

a. Önce “FISK” kavramının anlamına işaret edelim: “FISK” kelimesinin lügat anlamı; bir yerden çıkmak, sıyrılmaktır. Arapça’da “Feseka’r-rutebu” ifadesi, “hurma kabuğundan çıktı / sıyrıldı” manasına gelir. Fare, -ininden sıyrılıp insanların yanına çıktığı- için “Fuveysik = fasıkcık” unvanı kullanılır. Terim olarak, hak yoldan çıkmak, Allah’ın emrinden çıkmak, isyan etmek, zulüm yapmak manasına gelir. Kehf suresinin 50. ayetinde, şeytanın Allah’ın emrinden çıkması “feseka an emri rabbih = Rabbinin emrinin dışına çıktı” şeklinde ifade edilmiştir. Fasık insan; hayır yolundan, doğru yoldan, hak yoldan, iyi yoldan ayrılan kimse demektir.(bk. el-Kamusu’l-Muhît, Lisanu’l-Arab, “FSK” maddesi).

b. “Onların çoğu fasık kimselerdir” mealindeki ifadede maksat, onların çoğu hak dini kabul etmediği gibi, insan olarak da herhangi bir insanî değere saygıları da yoktur. Bazı inkârcılar var ki, hak dine karşı olmakla beraber, sözlerinde durur, sözleşmelerine sadık kalır, insanlık şereflerini korumaya çalışır, düşmanları da olsa haklı mazeretlerini kabul eder, kötü insan olarak anılmaktan utanırlar. Bu müşriklerin çoğu, bu tür insanî meziyetlerden de mahrumdur. Ne onları yalan söylemekten alı koyan bir onurları, ne de yaptıkları sözleşmelerine bağlı kalmalarını sağlayan bir haysiyetleri vardır.(bk. Zemahşerî, Beydavî, Nesefî, Alusî, ilgili ayetin tefsiri).

c. Buradaki “fasıklık”tan maksat dinden çıkma, inkârcı olmak değildir. Çünkü bu, bütün inkarcıların ortak özelliğidir. Buradaki fasıklıktan maksat, örfî olan fasıklıktır. Yani bunların çoğu dine sadık kalmadığı gibi, toplumdaki örf-âdetlere de bağlı kalmazlar. Bunlar dinî hayatın prensiplerinin dışına çıktıkları gibi, insanlık camiasında toplumsal hayatın değerlerinin de dışına çıkmışlardır. Ne dinî hassasiyet açısından, ne de insanî onur bakımından bir meziyetleri vardır. Bunlar -bu yüzden- hem din hem de insanlık suçunu işlemiş ahlaksız kimselerdir.(bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri).

“Onların çoğu fasık kimselerdir” mealindeki ifade iki yönden değerlendirilebilir: Birincisi: Buradaki fasıklar, özellikle “anlaşma / sözleşmeleri bozmak manasında, verdikleri sözlerinin dışına çıkmak suretiyle fasık oldukları manasına gelir. Bütün müşrikler şirkten dolayı fasık olmakla beraber, bunların çoğu anlaşmalara bağlı kalmamakla ayrıcalıklı fasık olmuşlardır.   

İkincisi: Bütün müşriklerin bağlı bulunduğu dinleri fasıklık ise de, bazıları kendi dinlerinin bazı insanî örf-âdetlerine da bağlı kalmamakla ayrıca fasık olmuşlardır. Bu çoğunluk, âdeta hem -İslam dini gibi- hak bir dinin, hem de -kendilerinin edindiği şirk gibi- batıl bir dinin fasıklarıdır.(bk. Maverdî, Razî,  ilgili ayetin tefsiri).

d. İbn Abbas’a göre de bu ayette yer alan fasıklardan maksat (dinden çıkanlar değil), doğruluktan çıkan ve sözleşmelerini bozanlardır. Demek ki, şirkte kaldıkları için hepsi fasıktır. Fakat çoğu bu fasıklığın yanında bir de yalancı ve bozgunculuktan da sabıkalı olan fasıklardır.(bk. İbn’l-Cevzî-Zadu’l-Mesîr, Semarkandî, ilgili ayetin tefsiri).

e. Yine rivayet edildiğine göre, İbn Abbas başta olmak üzere bazı alimlere göre, ayette meal olarak yer alan “bunların çoğu fasıklardır” ifadesi, daha sonra tövbe edip Müslüman olanları bu hükmün dışında tutmaya yönelik olabilir.(bk. Razî, İbn Atiye, ilgili ayetin tefsiri).

f. Bazı alimlere göre, buradaki fasıklardan maksat, Müslümanları hoşnut etmek için dilleriyle onları razı edecek sözler söyledikleri halde, fiilleriyle bu sözlerini yalanlayan kimselerdir. Dilleriyle söyledikleri sözlerinden çıkmaları, bir fasıklıktır. Bu tür sözleri ve fiilleri ayrı olanlar, çoğunluğu oluşturanlardır. Çok az bir kısmı -korkudan veya başka sebepten dolayı- sarf ettikleri sözlerine bağlı kalıyor veya fasıklıktan çıkıp gerçekten iman ediyorlardı.

Ayrıca, fasıklık yapan genellikle gücü elinde tutan kesimdir ki, bunlar müşriklerin çoğunluğunu teşkil ediyordu. Bu güçlü çoğunluk  fasık olunca,  zayıf azınlık da bunlara uymak zorunda kalıyordu. Bu sebeple ayette özellikle fasıklığın harcını koyan, güçlü olan elit tabakaya dikkat çekilmiştir.(bk. Bukaî, Seyyid Tantavî, ilgili ayetin tefsiri)...

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 29-12-2010
3,020 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?

  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?

  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?

  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?

  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?

  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."

  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?

  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?

  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?

  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?

Block title
Block content