Bakara 36, 37 ve 38’de olduğu gibi, Kur’an ayetleri arasında neden konu bütünlüğü hiç yok, bir konudan tamamen farklı bir konuya bir anda geçiliyor?

 

- Kur’an bütün asırlara ve her asırdaki insanların bütün katmanlarına hitap etmektedir. Kur’an’a muhatap olan insanların aynı anda çok farklı duygular içinde olmaları, insan olmanın tabii bir sonucudur. Bu sebeple Kur’an, aynı pasajda bir çok farklı noktaya temas eder ki, o anda orayı okuyan herkes kendi için önemli gördüğü bir ders alsın. 

- İnsanların pek çoğu Kur’an’ın tamamını her zaman okumaya muvaffak olamıyor. Kur’an bunlar için de her sureyi, hatta her bir ayet grubunu, hatta bazen bir tek ayeti küçük bir Kur’an hükmünde Kur’an’ın asıl maksatlarına ayırır ki, onlar da okuduklarından hisselerini alsınlar.

Kur’ân’ın en bariz sıfatı beliğ olmasıdır. Belâgat, sözde veya yazıdaki ifade güzelliklerini gösteren bir ilimdir. Sözün güzelliği, muayyen bir maksada yönelip, sözdeki diğer bütün unsurların o maksadı anlatacak tarzda yerleştirilmesindedir. Belâgat: “Sözün, mukteza-yı hâle (durumun gereğine) uygun olmasıdır” şeklinde tarif edilmesi de bu anlamı ifade eder. İşte Kur’ân’ı böyle bir dikkatle inceleyenler, Fahreddin Razî gibi şöyle derler:“Kur’ân’ın bütünü, âdeta bir tek sûredir, hattâ sanki bir tek âyettir.” O, Kur’ân’daki bu insicamı zevk etmiş ve tefsirinde de başkalarına göstermeye çalışmıştır. (Zerkeşi, el-Burhan, Kahire, 1957, 1/237; Dr. M. Faik Yılmaz, Âyetler ve Sûreler Arasındaki Münasebet (Marmara Üniv. Basılmamış doktora tezi, 1995)

- Bediüzzaman hazretlerinin ifade ettiği gibi, “herbiri birer küçük Kur'an olan ekser uzun sure ve mutavassıtlarda ve çok sahife ve makamlarda yalnız iki-üç maksad değil, belki Kur'an mahiyeti, hem bir kitab-ı zikir ve iman ve fikir, hem bir kitab-ı şeriat ve hikmet ve irşad gibi, çok kitabları ve ayrı ayrı dersleri tazammun ederek rububiyet-i İlahiyenin herşeye ihatasını ve haşmetli tecelliyatını ifade etmek cihetiyle, kâinat kitab-ı kebirinin bir nevi kıraatı olan Kur'an, elbette her makamda, hattâ bazan bir sahifede çok maksadları takiben marifetullahtan ve tevhidin mertebelerinden ve iman hakikatlarından ders verdiği haysiyetiyle, öbür makamda, meselâ zahirce zaîf bir münasebetle, başka bir ders açar ve o zaîf münasebete çok kuvvetli münasebetler iltihak ederler. O makama gayet mutabık olur, mertebe-i belâgatı yükseklenir”(Asa-yı Musa/1. kısım/10. mesele).

Ne var ki, bu münasebetlerin, sıradan insanın kuru mantığının yalın kat şemalarına göre şekillenmesini beklemek, yerinde bir davranış olmaz. Zira Kur’ân’ın meseleleri mâkul olmakla beraber, aklî değildir. Binaenaleyh, bazen onda aklı aşan (akla aykırı olan değil, kaynağı akıl olmadığı için aklı aşan) taraflar da bulunur. Bundan ötürü, birinin aklının fark edemediğini anlayan bir başka kişi çıkabilir. Muayyen bir zamanda bütün yönleriyle görünmeyen bir ciheti, başka bir zamanda gören olur.

Âyet ve sûreler arasındaki tenasübü göstermek hususunda muhakkik müfessirler zorlamadan kaçınmışlar ve bunu yaptıkları ölçüde başarılı olup, bu bahçenin en güzel meyvelerini devşirmişlerdir. Bu gibi çalışmalarıyla, yirmi üç yıl boyunca, çeşitli sebeplerle ve değişik şartlarda inen Kur’ân’ın bütün sûrelerindeki bütün âyetlerin tam yerlerini bulduklarını tesbit etmişlerdir. Bu durum o derece mevcuttur ki, birçok yerde insicam, bir nüzûl sebebinin bulunup bulunmadığını araştırmayı hatıra bile getirmez. İfade sanatındaki insicam, konunun tarihî ortamını bilmeye ihtiyaç bırakmaz ve inci gibi dizilmiş âyetleriyle 114 sûre, 114 kolye hâlinde zamanın boynunu süsler. (bk. Subhi Salih, Mebahis fi Ulûmi’l-Kur’ân, Beyrut, 1968, s.157)

- Soruda geçen ayetlerin durumuna gelince, orada konu aynı da olsa farklı noktalara dikkat çekilmiştir. 

Mesela, “Derken Şeytan onların ayaklarını kaydırarak içinde bulundukları nimet yurdundan çıkardı. Biz de: “Haydi, dedik, birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin! Siz orada belirli bir süre ikamet edip yararlanacaksınız” mealindeki 36. ayette şeytanın kandırmacası ve bunun neticesi olarak da şeytana aldanan Adem ve Havva’nın cennetten indirlmeleri ve şeytan ile insanlar arasında artık sürekli bir düşmanlığını söz konusu olduğuna dikkat çekilmiştir.

Hz. Adem’in bir defa şeytana aldandığı için cennetten kovulduğunu duyanlar, her gün işlediklerini düşünerekümitsizliğe kapılmaları kaçınılmazdır. “Büyük pişmanlık duyan Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler öğrenip onlara göre hareket etti. Rabbine yalvardı. Allah da tövbesini kabul etti. Zaten O tövbeyi kabul eder, merhameti boldur” mealindeki 37. ayette tövbe kapısının ardına kadar açık olduğunu ders vererek günahkar insanlara ümit kapısı gösterilmiştir.

“Dedik ki: “İnin oradan hepiniz! Artık ne zaman Ben’den size doğru yolu gösteren rehber gelir de kim ona uyarsa, onlara hiç bir korku olmayacak, hiç üzülmeyecekler de” mealindeki 38. ayette ise, kovulma noktasına yeniden dikkat çekilmiştir: Bunun yeniden zikredilmesinin hikmeti, bunu, arkasından gelen ifadelere bir ön mukaddime yapmaktır. Yani  bu ayette Allah adeta şöyle diyor:

“Ey insanlar! Siz yeryüzünde ikamet etmekten dolayı fazla üzülmeyin, çünkü ben her zaman size hidayet yolunu gösteren peygamberler göndereceğim. Bundan sonra size düşen, Ben’den size doğru yolu gösteren bu peygamberlere uymaktır. Çünkü bu rehbere kim  uyarsa, onlara hiç bir korku olmayacak, hiç üzülmeyecekler de. Çünkü onlar babaları Adem’in asıl vatanı olan cennete girecekler ve ebedi olarak orada kalacaklar."

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 13-01-2012
2,270 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?

  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?

  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?

  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?

  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?

  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."

  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?

  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?

  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?

  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?

Block title
Block content