ZEKÂT

ZEKÂT (*)

*Zekât (a.i.); 1-Nisâb miktarı mala, paraya sahib olan Müslümanın kırkta birini fakirlere sadaka vermesi ve bu verilen sadaka. Ziyadeleşme, artma. 2-Temizlik. Tahâret.

-Sadaka; Allâh rızası için fakirlere verilen mal, para, ilim gibi insanın muhtaç olduğu her hangi bir şey. (Asr-ı Saâdette fukarâ’i müslimîn için toplanan zekâta dâhi bu nâm verilirdi).

-Nisâb; 1-Zekât ölçüsü, ölçü miktarı. 2-Üzerine zekât verilmesi farz olan mal miktarı.

-Sûre-i Mâûn, Mekke döneminde nâzil olmuştur. 7 âyettir. Mâ’ûn; yardım ve zekât demektir.

-Zekâta sadaka ıtlak edilmesi de iki vechiledir. Birisi; malın taharetile sıhhat-ü kemâline sebep olması diğeri de îmânda sıdk-u kemâle delâlet etmesidir. (Elmalılı Tefsiri)

-Zekât; malı habasetten ve nefsi buhulden tathir edip mala bereket ve nefse fazîlet ve kerem bahşettiğinden zekât denilmiştir. Çünkü zekât; Beyzâvî’nin beyânı vechile nema’dan yani ziyade ve taharet mânâsından me’huz (alınmış)tır. (Hulâsat’ül Beyân)

 -Zekât; Hicretin ikinci yılı Ramazan ay’ında ve fıtır sadakasının vacib kılınışından sonra farz kılınmıştır. (M.Âsım Köksal / İslâm Tarihi)

2/ el-Bakara -43- Hem namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, rükû’ edenlerle birlikte siz de rükû’ edin.

83- Hani bir vakitler İsrâiloğulları'ndan şöylece mîsâk (kesin bir söz) almıştık: ALLÂH'dan başkasına tapmayacaksınız, ana babaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çâresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekâtı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesnâ olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuz.

110- Siz namazı hakkıyla kılmaya bakın ve zekâtı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, ALLÂH katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, ALLÂH bütün yaptıklarınızı görmektedir.

177- Yüzlerinizi bazen doğu, bazen batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, ALLÂH'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün Peygamberlere îmân edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekâtı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.

276- ALLÂH fâizin bereketini eksiltir, zekât ve sadakaları ise nemâlandırır. Hem ALLÂH kâfirlikte ileri giden, günahta ısrarlı hiç bir kimseyi sevmez.

277- Îmân edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekâtı verenlerin Rableri katında elbette mükâfatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzûn da olmazlar.

4/ en-Nisâ -77- Kendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekâtı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, ALLÂH’dan korkar gibi, hattâ daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, âhiret, ALLÂH'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez."

162- Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve îmân edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere îmân ederler. Onlar, namazı kılan, zekâtı veren, ALLÂH'a ve âhiret gününe îmân edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.

5/ el-Mâide -12- ALLÂH, İsrâiloğullarından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik. ALLÂH şöyle demişti: " Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekâtı verdiğiniz, Peygamberlerime îmân ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) ALLÂH yolunda güzelce sarf ettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.”

55- Sizin asıl dostunuz ALLÂH’dır, O'nun Resûlüdür ve namazlarını kılan zekâtlarını veren ve rükû’ eden mü’minlerdir.

7/ el-A’râf -156- "Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de âhirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidâyetine döndük." Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime isâbet ettiririm, rahmetim de vardır, o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekâtını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsûs kılacağım.

9/ et-Tevbe -5- Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekâtı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, ALLÂH çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

11- Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirlerse dinde kardeşleriniz olurlar. Biz âyetleri, bilen bir kavme açıklarız.

18- ALLÂH'ın mescidlerini, ancak ALLÂH'a ve âhiret gününe inanan, namazı kılan, zekâtı veren ve ALLÂH'dan başkasından korkmayan kimseler i’mâr ederler. İşte hidâyet üzere oldukları umulanlar bunlardır.

58- Onlardan bazıları da senin zekât ve sadakaları taksim edişine dil uzatırlar. Bu mallardan kendilerine pay verilirse memnûn olurlar, verilmeyince hemen kızıp öfkelenirler.

71- Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. ALLÂH’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara ALLÂH merhamet edecektir. Şüphesiz ALLÂH mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

103- Onların mallarından zekât al ki, bununla onları temizleyesin ve arındırasın. Onlar için duâ’ da et. Çünkü senin onlar lehine duân, onlar için büyük bir huzûr ve tatmîn kaynağıdır. ALLÂH her şeyi hakkıyla işitir, bilir.

104- Bilmediler mi ki: ancak ALLÂH, kullarının tevbelerini kabul eder, zekât ve bağışlarını alır. Tevvâb ve Rahîm (tevbeleri kabul buyuran ve pek merhametli) olan da ancak ALLÂH’dır.

19/ Meryem -29- Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Onlar; "Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?" dediler.

30- (ALLÂH'ın bir mucizesi olarak Îsâ şöyle) dedi: "Şüphesiz ben ALLÂH'ın kuluyum. O bana kitap verdi ve beni bir Peygamber yaptı."

31- "Beni, nerede olursam olayım mübârek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti."

54- Kur'ân'da İsmâîl'i de an; çünkü o, vaad’ine sâdık bir kuldu ve gönderilmiş bir Peygamberdi.

55- Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekât vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.

21/ el-Enbiyâ -73- Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar Bize kulluk eden kimselerdir.

22/ el-Hac -41- Onlar (o mü’minlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidâr mevki’ine getirirsek namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler ve fenâlığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf ALLÂH'a aittir.

78- ALLÂH uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi O seçmiş, babanız İbrâhîm'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin size şâhid olması, sizin de insanlara şâhid olmanız için, size müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekât verin, ALLÂH'a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!

24/ en-Nûr -36-37- O nûra, ALLÂH’ın yükseltilmesine ve içlerinde kutlu isminin zikredilmesine izin verdiği evlerde (mescidlerde) kavuşulur. Oralarda, sabah akşam O’nun şânını yücelterek tenzîh eden öyle yiğitler vardır ki, ne ticâretler, ne alışveriş ler onları ALLÂH’ı zikretmekten, namazı hakkıyla îfâ etmekten, zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar kalblerin ve gözlerin dehşetten halden hâle döneceği, alt üst olacağı bir günden endişe ederler.

56- Hem namazı kılın, zekâtı verin ve Peygambere itaat edin ki rahmete eresiniz.

24/ en-Nûr -33- Evlenme imkânı bulamayanlar ise, ALLÂH lütfu ile onların ihtiyaçlarını giderinceye kadar iffetli kalmaya çalışsınlar. Eliniz altındaki köle ve câriyelerinizden mükâtebe yapmak isteyenler olursa ve siz de onlarda liyakat görürseniz mükâtebe yapınız. ALLÂH’ın size ihsân ettiği maldan siz de onlara veriniz. Mecburî hizmet bedellerini ödemelerine yardım ediniz. Dünya hayatının geçici metâını elde etmek için, sakın câriyelerinizi -hele iffetli olmak isterlerse- fuhşa zorlamayın. Her kim onları fuhşa zorlarsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra, ALLÂH kendileri hakkında Ğafur’dur, Rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsânı boldur).

27/ en-Neml -1- Tâ Sîn. Bunlar sana, Kur'ân'ın ve apaçık bir kitabın âyetleridir.

2- Îmân eden mü’minler için hidâyet rehberi ve müjdeci olmak üzere.

3- Şol mü’minler ki namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve âhirete de kesin olarak îmân ederler.

31/ Lokmân -1- Elif, Lâm, Mîm.

2- Bunlar, o hikmetli kitabın âyetleridir.

3- O, güzellik ve iyilik yapanlar için bir hidâyet ve rahmettir.

4- Onlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, âhirete de kesin olarak inanırlar.

33/ el-Ahzâb -32- Ey Peygamberin hanımları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer takvâ ile korunacaksanız, konuşurken kırıtmayın da kalbinde bir hastalık bulunan kimse tama’a düşmesin. Güzel ve dosdoğru söz söyleyin.

33- Hem vakarınızla evlerinizde durun da önceki câhiliyyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. ALLÂH ve Resûlü'ne itaat edin. Ey ehli beyt! ALLÂH sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor.

41/ Fussilet -7- Onlar, zekâtı vermeyen kimselerdir, âhireti de inkâr ederler.

58/ el-Mücâdele -13- Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat ALLÂH da sizi affetti. Şu halde namazı kılın, zekâtı verin, ALLÂH'a ve Resûlüne itaat edin. ALLÂH, yaptıklarınızdan haberi olandır.

70/ el-Meâric -19- Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır.

20- Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.

21- Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder.

22- Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.

23- Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.

24- Onların mallarında belli bir hakk  vardır,

25- Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.

73/ el-Müzemmil -20- Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü ALLÂH takdîr eder. O, sizin onu sayamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur'ân'dan size ne kolay gelirse okuyun. ALLÂH, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip ALLÂH'ın lütfunu arayan başka kimseler ve ALLÂH yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur'ân'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekâtı verin ve ALLÂH'a güzel bir borç verin (hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, ALLÂH katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. ALLÂH’dan bağış dileyin. Kuşkusuz ALLÂH bağışlayandır, merhamet edendir.

98/ el-Beyyine -4- Kitap ehli, ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.

5- Halbuki onlar, dini sadece ALLÂH'a tahsîs ederek, ALLÂH'ı birleyerek, ancak ALLÂH'a ibâdet etmekle, namazı kılmakla ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur.

107/ el-Mâun -5-7- Ki onlar namazlarından gâfildirler (Kıldıkları namazın değerini bilmez, namaza gereken ihtimâmı göstermezler). İbadetlerini gösteriş için yaparlar, zekât ve diğer yardımlarını esirger, vermezler.

(Bkz: SADAKA & ÖŞÜRİNFÂK(ALLÂH YOLUNDA HARCAMAK & KARZ-I HASEN)

Yazar:
Kuranikerim.org
Kategorisi:
Z
Gönderi tarihi: 20-11-2008
3,528 kez okundu
Block title
Block content