Şuarâ Suresi Meali

Araçları Göster/Gizle
Elmalılı Hamdi Yazır Meali
  1. Fatiha sûresi

  2. Bakara sûresi

  3. Âl-i İmran sûresi

  4. Nisâ sûresi

  5. Mâide sûresi

  6. En'âm sûresi

  7. A'râf sûresi

  8. Enfal sûresi

  9. Tevbe sûresi

  10. Yûnus sûresi

  11. Hûd sûresi

  12. Yusuf sûresi

  13. Ra'd sûresi

  14. İbrâhim sûresi

  15. Hicr sûresi

  16. Nahl sûresi

  17. İsrâ sûresi

  18. Kehf sûresi

  19. Meryem sûresi

  20. Tâhâ sûresi

  21. Enbiyâ sûresi

  22. Hac sûresi

  23. Mü´minûn sûresi

  24. Nur sûresi

  25. Furkân sûresi

  26. Şuarâ sûresi

  27. Neml sûresi

  28. Kasas sûresi

  29. Ankebût sûresi

  30. Rûm sûresi

  31. Lokmân sûresi

  32. Secde sûresi

  33. Ahzâb sûresi

  34. Sebe' sûresi

  35. Fâtır sûresi

  36. Yâsîn sûresi

  37. Sâffât sûresi

  38. Sâd sûresi

  39. Zümer sûresi

  40. Mü´min sûresi

  41. Fussılet sûresi

  42. Şûrâ sûresi

  43. Zuhruf sûresi

  44. Duhân sûresi

  45. Câsiye sûresi

  46. Ahkâf sûresi

  47. Muhammed sûresi

  48. Fetih sûresi

  49. Hucurât sûresi

  50. Kâf sûresi

  51. Zâriyât sûresi

  52. Tûr sûresi

  53. Necm sûresi

  54. Kamer sûresi

  55. Rahmân sûresi

  56. Vâkı'a sûresi

  57. Hadîd sûresi

  58. Mücâdile sûresi

  59. Haşr sûresi

  60. Mümtehine sûresi

  61. Saff sûresi

  62. Cum'a sûresi

  63. Münâfikûn sûresi

  64. Teğâbûn sûresi

  65. Talâk sûresi

  66. Tahrîm sûresi

  67. Mülk sûresi

  68. Kalem sûresi

  69. Hâkka sûresi

  70. Meâric sûresi

  71. Nûh sûresi

  72. Cin sûresi

  73. Müzemmil sûresi

  74. Müddesir sûresi

  75. Kıyâmet sûresi

  76. İnsân sûresi

  77. Mürselât sûresi

  78. Nebe sûresi

  79. Nâziât sûresi

  80. Abese sûresi

  81. Tekvir sûresi

  82. İnfitâr sûresi

  83. Mutaffifin sûresi

  84. İnşikâk sûresi

  85. Bürûc sûresi

  86. Târık sûresi

  87. A'lâ sûresi

  88. Gâşiye sûresi

  89. Fecr sûresi

  90. Beled sûresi

  91. Şems sûresi

  92. Leyl sûresi

  93. Duhâ sûresi

  94. İnşirâh sûresi

  95. Tîn sûresi

  96. Alâk sûresi

  97. Kadir sûresi

  98. Beyyine sûresi

  99. Zilzâl sûresi

  100. Âdiyât sûresi

  101. Kâria sûresi

  102. Tekâsür sûresi

  103. Asr sûresi

  104. Hümeze sûresi

  105. Fîl sûresi

  106. Kureyş sûresi

  107. Mâûn sûresi

  108. Kevser sûresi

  109. Kâfirûn sûresi

  110. Nasr sûresi

  111. Tebbet sûresi

  112. İhlâs sûresi

  113. Felak sûresi

  114. Nas sûresi

Meal Oku
Meal
Kur'an Mealinde Ara
Arama Yapılacak Bölüm
Sûre Hakkında

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1. Tâ, Sîn, Mîm.

2. Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir.

3. (Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!

4. Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır.

5. Bununla beraber kendilerine O Rahmân´dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler.

6. Üstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir.

7. Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz.

8. Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler.

9. Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir.

10. Bir vakit de Rabbin, Musa´ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi.

11. "Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?"

12. (Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar."

13. "Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun´a da elçilik ver."

14. "Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler."

15. (Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz."

16. "Haydin Firavun´a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.

17. İsrail oğullarını bizimle beraber gönder."

18. "Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?"

19. "Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!"

20. Musa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım."

21. "Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı."

22. "O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır. "

23. Firavun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?"

24. Musa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi´dir."

25. (Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.

26. Musa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir."

27. (Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.

28. Musa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir."

29. Firavun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi.

30. Musa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"

31. Firavun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi.

32. Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.

33. Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi.

34. Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!"

35. "Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?"

36. Dediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder."

37. "Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."

38. Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.

39. Halka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi.

40. "Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.

41. Sihirbazlar geldiklerinde Firavun´a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler.

42. Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi.

43. Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi.

44. Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun´un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.

45. Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!

46. Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

47. "İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "

48. "Musa ve Harun´un Rabbine!"

49. Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O´na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"

50. "Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."

51. "Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz"

52. Biz, Musa´ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik.

53. Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:

54. "Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır."

55. "(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. "

56. "Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu.)

57. Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,

58. Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.

59. Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.

60. Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.

61. İki topluluk birbirini görünce, Musa´nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.

62. Musa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir."

63. Bunun üzerine Musa´ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,

64. Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.

65. Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,

66. Sonra da ötekileri suda boğduk.

67. Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.

68. Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

69. (Resulüm!) onlara İbrahim´in kıssasını da naklet.

70. Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

71. "Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler.

72. İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?"

73. "Veya size fayda veya zararları olur mu?"

74. "Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk."

75,76. İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"

77. "Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)"

78. "O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,"

79. "Beni yediren, içirendir,"

80. "Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir."

81. "O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. "

82. "Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur."

83. "Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat."

84. "Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"

85. "Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"

86. "Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. "

87. "(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme."

88. "O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"

89. "Ancak Allah´a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."

90. (O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.

91. Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.

92,93. Onlara, "Allah´ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.

94. Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.

95,96. Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:

97. "Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."

98. "Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."

99. "Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı."

100. "Bak bizim için ne şefaatçiler var,"

101. "Ne de yakın bir dost."

102. "Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik."

103. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.

104. Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

105. Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

106. Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah´tan korkmaz mısınız?"

107. "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.

108. "Gelin artık, Allah´tan korkun ve bana itaat edin."

109. "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."

110. "Gelin, artık, Allah´tan korkun ve bana itaat edin."

111. "Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"

112. Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."

113. "Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"

114. "Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."

115. "Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

116. Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"

117. Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."

118. "Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."

119. Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.

120. Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.

121. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.

122. Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

123. Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

124. Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah´tan korkmaz mısınız?"

125. "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."

126. "Gelin artık Allah´tan korkun ve bana itaat edin."

127. "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. "

128. "Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"

129. "Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"

130. "Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."

131. "Artık Allah´tan korkun ve bana itaat edin."

132. "O Allah´tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"

133. "Davarlar, oğullar,"

134. "Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."

135. "Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."

136. "Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."

137. "Bu sırf eskilerin âdetidir."

138. "Biz azaba uğratılacak da değiliz."

139. Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.

140. Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

141. Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

142. Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah´tan korkmaz mısınız?"

143. "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

144. "Gelin artık, Allah´tan korkun ve bana itaat edin."

145. "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."

146. "Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"

147. "Bahçelerin, pınarların içinde,"

148. "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"

149. Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."

150. "Gelin! Allah´tan korkun da bana itaat edin."

151,152. "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."

153. "Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"

154. "Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir."

155. Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.

156. "Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."

157. Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.

158. Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.

159. Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

160. Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.

161. Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah´tan kormaz mısınız?"

162. "Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

163. "Gelin artık, Allah´tan korkun ve bana itaat edin."

164. "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."

165. "İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"

166. "Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"

167. Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın."

168. Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim."

169. "Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar."

170. Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık,

171. Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.

172. Sonra geridekilerin hepsini helak ettik.

173. Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!

174. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.

175. Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

176. Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.

177. Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah´tan korkmaz mısınız?"

178. "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

179. "Gelin, Allah´tan korkun ve bana itaat edin."

180. "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir."

181. "Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın."

182. "Ve doğru terazi ile tartın."

183. "Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."

184. "O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah´tan korkun."

185. Onlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin."

186. "Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz."

187. "Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver."

188. Şuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.

189. Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!

190. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.

191. Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

192. Ve muhakkak ki bu (Kur´ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.

193. (Resulüm!) Onu Rûhu´l-emin (Cebrail) indirdi;

194. Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;

195. Açık parlak bir Arapça lisan ile.

196. O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.

197. İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?

198,199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.

200,201. Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

202. İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.

203. O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?...diyeceklerdir.

204. (Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.

205. Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,

206. Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,

207. O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır.

208. Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.

209. (Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz.

210. Onu (Kur´ân´ı) şeytanlar indirmedi.

211. Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez.

212. Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.

213. O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun.

214. (Önce) en yakın hısımlarını uyar.

215. Ve sana uyan müminlere kanadını indir.

216. Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım."

217. Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.

218. O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.

219. Ve secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor.)

220. Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O´dur.

221. Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?

222. Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler.

223. Onlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır.

224. Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.

225,226. Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?

227. Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah´ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.