Kasas Suresi Meali

Araçları Göster/Gizle
Ümit Şimşek Meali
  1. Fatiha sûresi

  2. Bakara sûresi

  3. Âl-i İmran sûresi

  4. Nisâ sûresi

  5. Mâide sûresi

  6. En'âm sûresi

  7. A'râf sûresi

  8. Enfal sûresi

  9. Tevbe sûresi

  10. Yûnus sûresi

  11. Hûd sûresi

  12. Yusuf sûresi

  13. Ra'd sûresi

  14. İbrâhim sûresi

  15. Hicr sûresi

  16. Nahl sûresi

  17. İsrâ sûresi

  18. Kehf sûresi

  19. Meryem sûresi

  20. Tâhâ sûresi

  21. Enbiyâ sûresi

  22. Hac sûresi

  23. Mü´minûn sûresi

  24. Nur sûresi

  25. Furkân sûresi

  26. Şuarâ sûresi

  27. Neml sûresi

  28. Kasas sûresi

  29. Ankebût sûresi

  30. Rûm sûresi

  31. Lokmân sûresi

  32. Secde sûresi

  33. Ahzâb sûresi

  34. Sebe' sûresi

  35. Fâtır sûresi

  36. Yâsîn sûresi

  37. Sâffât sûresi

  38. Sâd sûresi

  39. Zümer sûresi

  40. Mü´min sûresi

  41. Fussılet sûresi

  42. Şûrâ sûresi

  43. Zuhruf sûresi

  44. Duhân sûresi

  45. Câsiye sûresi

  46. Ahkâf sûresi

  47. Muhammed sûresi

  48. Fetih sûresi

  49. Hucurât sûresi

  50. Kâf sûresi

  51. Zâriyât sûresi

  52. Tûr sûresi

  53. Necm sûresi

  54. Kamer sûresi

  55. Rahmân sûresi

  56. Vâkı'a sûresi

  57. Hadîd sûresi

  58. Mücâdile sûresi

  59. Haşr sûresi

  60. Mümtehine sûresi

  61. Saff sûresi

  62. Cum'a sûresi

  63. Münâfikûn sûresi

  64. Teğâbûn sûresi

  65. Talâk sûresi

  66. Tahrîm sûresi

  67. Mülk sûresi

  68. Kalem sûresi

  69. Hâkka sûresi

  70. Meâric sûresi

  71. Nûh sûresi

  72. Cin sûresi

  73. Müzemmil sûresi

  74. Müddesir sûresi

  75. Kıyâmet sûresi

  76. İnsân sûresi

  77. Mürselât sûresi

  78. Nebe sûresi

  79. Nâziât sûresi

  80. Abese sûresi

  81. Tekvir sûresi

  82. İnfitâr sûresi

  83. Mutaffifin sûresi

  84. İnşikâk sûresi

  85. Bürûc sûresi

  86. Târık sûresi

  87. A'lâ sûresi

  88. Gâşiye sûresi

  89. Fecr sûresi

  90. Beled sûresi

  91. Şems sûresi

  92. Leyl sûresi

  93. Duhâ sûresi

  94. İnşirâh sûresi

  95. Tîn sûresi

  96. Alâk sûresi

  97. Kadir sûresi

  98. Beyyine sûresi

  99. Zilzâl sûresi

  100. Âdiyât sûresi

  101. Kâria sûresi

  102. Tekâsür sûresi

  103. Asr sûresi

  104. Hümeze sûresi

  105. Fîl sûresi

  106. Kureyş sûresi

  107. Mâûn sûresi

  108. Kevser sûresi

  109. Kâfirûn sûresi

  110. Nasr sûresi

  111. Tebbet sûresi

  112. İhlâs sûresi

  113. Felak sûresi

  114. Nas sûresi

Meal Oku
Meal
Kur'an Mealinde Ara
Arama Yapılacak Bölüm
Sûre Hakkında
Mekke’de inmiştir. 88 âyettir. Hz. Musa’nın kıssası ayrıntılı bir şekilde yer alır. Kur’ân’ın hak kitap oluşu, tevhid delilleri, âhiret hadiseleri, ele alınan konular arasındadır. Zenginliğiyle gurura kapılan Karun’un kıssası da bu sûrede geçmektedir. Sûrenin adı 25’inci âyetten alınmıştır ve “olaylar, kıssalar” anlamına gelmektedir.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1. Tâ sîn mîm.(1)

(1) 2:1'in açıklamasına bakınız.

2. Bunlar apaçık(2) kitabın âyetleridir.

(2) Hak olduğu, Haktan geldiği apaçık olan; size gerekli olan şeyleri açıklayan.

3. İman eden bir topluluk için, Biz sana Musa ile Firavun'un kıssasından bir kısmını doğru olarak bildiriyoruz.

4. Doğrusu, Firavun o memlekette üstünlük taslıyordu. Halkını parça parça etmişti ve onlardan bir kısmını, kız çocuklarını sağ bırakıp erkek çocuklarını öldürmek suretiyle iyice zayıf düşürmüştü. Gerçekten, o bozguncunun biriydi.

5. Biz de istiyorduk ki, o memlekette zayıf düşürülmüş olanlara lütufta bulunalım, onları önder yapalım ve diğerlerine vâris kılalım.

6. Onları o ülkede egemen kılalım; Firavun ile Hâmân'ı ve ordusunu da korktukları âkıbete uğratalım.

7. Böylece, Musa'nın annesine "Onu emzir," diye vahyettik. "Başına birşey gelmesinden korktuğun zaman onu deryaya bırak. Korkma ve üzülme; Biz sana onu kavuşturacağız ve onu peygamber yapacağız."

8. Derken onu, kendilerine düşman etmek ve başlarına dert açmak için Firavun'un adamları buldu. Doğrusu Firavun da, Hâmân da, askerleri de günahkâr kimselerdi.

9. Firavun'un hanımı "Senin de, benim de gözümüz aydın!" dedi. "Onu öldürme; bakarsın bize bir faydası dokunur, yahut onu evlât ediniriz." Onlar o sırada hiçbir şeyin farkında değillerdi.(3)

(3) Firavunun hanımı, 66:11'de iman edenlere örnek olarak gösterilen mü'min bir hanım idi.

10. Musa'nın annesi ise, aklı başından uçacak gibiydi. Vaadimize inanması için onun kalbine sebat vermeseydik, neredeyse işi açığa vuracaktı.

11. Annesi, Musa'nın ablasına "Onu izle" dedi. O da Firavun'un adamlarına fark ettirmeksizin, uzaktan uzağa Musa'yı gözledi.

12. Ondan önce Biz Musa'ya süt annelerini yasaklamıştık. Derken ablası, "Sizin adınıza ona bakacak ve güzelce terbiye edecek bir aileyi tavsiye edeyim mi?" dedi.

13. Onu annesine böylece kavuşturduk—tâ ki annesinin gözü aydın olsun, tasalanmasın ve bilsin ki Allah'ın vaadi haktır; lâkin insanların çoğu bunu bilmez.

14. Musa yetişkin çağa gelip de olgunlaşınca, ona hüküm(4) ve ilim verdik. İyilik yapan ve iyi kulluk edenleri Biz böyle ödüllendiririz.

(4) İlim ve hikmet; doğru ile yanlışı ayırma yeteneği.

15. Birgün Musa, ahalisinden habersiz bir şekilde şehre girdiğinde, kavga eden iki adamla karşılaştı. Onlardan biri kendi kavminden, diğeri ise düşman tarafından idi. Kendi kavminden olan adam, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa da ona bir yumruk attığı gibi, onun ölümüne sebep oldu. O zaman dedi ki: "Bu Şeytanın işidir. O ise insanı şaşırtan apaçık bir düşmandır."

16. Musa "Rabbim, ben kendime yazık ettim; Sen beni bağışla" dedi ve Rabbi onu bağışladı. Çünkü O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

17. Musa "Rabbim," dedi. "Bana lütfettiğin nimetlerin hakkı için, bir daha mücrimlere arka çıkmayacağım."

18. Şehirde etrafı gözetleyerek korku içinde sabahladı. Sonra bir de baktı ki, akşam kendisinden yardım isteyen kişi yine onu yardıma çağırıyor. Musa ona "Sen açıkçası azgının birisin" dedi.

19. İkisinin de düşmanı olan kişiyi tutmak istediğinde, o "Musa, dedi. "Akşam birini öldürdüğün gibi, şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Belli ki sen insanların arasını düzeltmeye değil, memlekette bir zorba olup çıkmaya niyetlisin."

20. Derken şehrin uzak tarafından koşarak bir adam geldi. "Musa, yöneticiler seni öldürmek için istişare ediyorlar," dedi. "Hemen buradan çık, git. Doğrusu ben senin iyiliğini isteyenlerdenim."

21. Musa şehirden korku içinde ve etrafı gözetleyerek çıktı. "Yâ Rabbi, beni zalimler güruhundan kurtar" diyordu.

22. Medyen tarafına yöneldiğinde, Musa "Umarım, Rabbim beni doğru yola iletir" dedi.

23. Medyen'in suyuna varınca, orada hayvanlarını sulayan bir toplulukla karşılaştı. Onların gerisinde de hayvanlarını sudan uzakta tutan iki kadın gördü. Onlara "Niçin böyle yapıyorsunuz?" diye sordu. "Çobanlar çekilmeden biz hayvanlarımızı sulamayız," dediler. "Babamız ise çok yaşlı birisi."

24. Musa onlar için hayvanlarını suladı, sonra bir gölgeye çekilip "Yâ Rabbi, Senin indireceğin her hayra muhtacım" dedi.

25. Derken o iki kadından biri mahcup bir yürüyüşle çıkageldi. "Bizim için hayvanları sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor" dedi. Musa gelip de macerasını anlatınca, adam "Korkma," dedi. "Artık o zalimler güruhundan kurtulmuş bulunuyorsun."

26. Onun iki kızından biri, "Babacığım, onu ücretli olarak tut," dedi. "Tutacağın adamların en iyisi, bu güçlü ve güvenilir kimsedir."

27. Yaşlı adam dedi ki: "Sekiz yıl bana ücretli olarak çalışmana karşılık, şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Ama bu süreyi on yıla tamamlarsan, o senin ikramın olur. Ben sana zorluk çıkarmak istemem. İnşaallah beni dürüst bir kimse olarak bulacaksın."

28. Musa "Bu seninle benim aramızdaki anlaşmadır," dedi. "İki süreden herhangi birini tamamladığımda, daha fazlası benden istenmeyecek. Konuştuklarımıza Allah vekildir."

29. Musa süreyi tamamlayıp da ailesiyle birlikte yola çıktığında, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine "Siz durun," dedi. "Ben bir ateş gördüm. Belki size bir haber getiririm; yahut o ateşten bir kor getiririm de ısınırsınız."

30. Oraya vardığında, o kutlu mekânda yer alan vadinin sağındaki ağaç tarafından nidâ olundu: "Ey Musa, ben Âlemlerin Rabbi olan Allah'ım.

31. "Asânı at." Onu çevik bir yılan gibi hareket eder görünce arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Musa, korkma, dön. Çünkü sen güvenliktesin.

32. "Elini koynuna sok ki, hiç kusursuz, bembeyaz parlar halde çıksın. Korkuyla açılmış kollarını indir. Bunlar, Firavun ve adamlarına göstermen için Rabbinden iki delildir. Doğrusu, onlar yoldan çıkmış bir topluluktur."

33. Musa "Yâ Rabbi," dedi. "Ben onlardan birisini öldürdüm; onların da beni öldürmesinden korkuyorum.

34. "Kardeşim Harun ise benden daha güzel konuşur. Onu da yardımcı olarak benimle gönder ki beni tasdik etsin. Çünkü onların beni yalanlamasından korkuyorum."

35. Allah buyurdu ki: "Seni kardeşinle güçlendireceğiz. Âyetlerimizle size öyle bir kuvvet vereceğiz ki, size asla erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar üstün geleceksiniz."

36. Musa onlara apaçık âyetlerimizle geldiğinde, "Bu uydurma bir büyüden başka nedir ki?" dediler. "Evvelce gelip geçmiş atalarımızdan biz böyle birşey işitmedik."

37. Musa dedi ki: "Onun katından hidayeti getirenin kim olduğunu ve hayırlı âkıbetin kime nasip olacağını en iyi Rabbim bilir. Zalimler ise asla iflâh olmazlar."

38. Firavun "Efendiler," dedi. "Sizin için ben kendimden başka bir tanrı bilmiyorum. Hâmân! Bana tuğla ocağını yak, sonra da bir kule yap ki Musa'nın tanrısına ulaşayım. Çünkü ben onun yalancı olduğunu düşünüyorum."

39. O da, askerleri de memlekette haksız yere büyüklük taslıyor ve bir daha huzurumuza dönmeyeceklerini sanıyorlardı.

40. Biz ise onu ve ordusunu yakalayıp denize attık. Bir bak, o zalimlerin sonu nice oldu!

41. Onları ateşe çağıran önderler yaptık. Kıyamet gününde onlar hiç kimseden yardım görmezler.

42. Bu dünyada onların peşine bir lânet taktık. Kıyamet gününde ise onlar, iyice çirkinleşmiş hal alacaklardır.

43. Biz Musa'ya, evvelki nesilleri helâk ettikten sonra, düşünüp öğüt alsınlar diye, insanlara gerçeği gösteren bir hidayet ve bir rahmet olarak, kitabı verdik.

44. Biz Musa'ya emrimizi bildirirken sen vadinin batı tarafında değildin; orada olup bitenlere şahit olmadın.

45. Daha sonra Biz nice nesiller yarattık; böylece üzerlerinden hayli zaman geçti. Sen Medyen halkı arasında da bulunmadın ki, onlardan öğrenip de âyetlerimizi bunlara okuyasın. Seni peygamber olarak gönderen Biziz.

46. Biz nidâ ettiğimizde sen Tur'un yanında da değildin. Fakat senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için, Rabbinden bir rahmet eseri olarak bunları sana vahyediyoruz—umulur ki, güzelce düşünüp öğüt alırlar.

47. Tâ ki, kendi elleriyle hazırladıkları bir musibet başlarına gelip de "Rabbimiz, keşke bize bir peygamber gönderseydin de Senin âyetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" demesinler.

48. Onlara tarafımızdan hak geldiğinde, "Musa'ya verilenin benzeri verilse ya!" dediler. Bunlar daha önce Musa'ya verileni de inkâr etmemişler miydi? "İki büyü birbirine arka çıktı" dediler.(5) Yine dediler ki: "Biz bunların hepsini reddediyoruz."

(5) Tevrat ile Kur'ân. Veya Musa ile Harun.

49. De ki: Doğru söylüyorsanız, bu ikisinden daha doğru bir kitabı Allah katından getirin de ona uyayım.

50. Sana cevap veremezlerse, bil ki onlar sadece heveslerine uymaktadırlar. Allah tarafından gelen bir hidayet olmaksızın hevesine uyan kimseden daha sapık kim var? Doğrusu, Allah zalimler güruhuna yol göstermez.

51. Güzelce düşünüp öğüt alsınlar diye, Biz sözümüzü onlara peş peşe ulaştırdık.(6)

(6) Kur'ân'ın âyetlerini bir defada değil, parça parça, tedricen, iyice anlaşılacak ve hayata geçirilecek bir şekilde, aynı zamanda da birbiriyle tam bir uyum içinde indirdik.

52. Ondan önce kendilerine kitap verdiklerimiz, buna da inanırlar.

53. Onlara Kur'ân okunduğu zaman, "Ona inandık," dediler. "O hiç kuşkusuz Rabbimizden gelen haktır. Biz daha önce de hakka teslim olmuş kimselerdik."

54. Sabretmelerinden dolayı onlara ödülleri iki kat verilecektir. Onlar kötülüğü iyilikle savarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan bağışta bulunurlar.

55. Boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve "Bizim işimiz bize, sizin işiniz size," derler. "Size selâm olsun. Bizim cahillerle işimiz olmaz."

56. Sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin; ancak Allah dilediğine hidayet verir. Doğru yola yönelenleri en iyi bilen de Odur.

57. "Seninle birlikte doğru yolu tutacak olursak yerimizden, yurdumuzdan oluruz" dediler. Her çeşit ürünün tarafımızdan bir rızık olarak gelip toplandığı güvenli ve hürmetli bir beldeye(7) onları yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu, bunların Allah'tan geldiğini bilmiyor.

(7) Mekke'ye.

58. Oysa Biz geçimlerinin bolluğuyla şımarmış nice ülkeleri helâk ettik. İşte onların, pek az istisnasıyla, kendilerinden sonra bomboş kalmış meskenleri! Onlara da Biz vâris olmuşuzdur.

59. Âyetlerimizi onlara okuyan birer peygamberi ana kentlerine göndermedikçe, Rabbin hiçbir ülkeyi helâk etmemiştir. Ahalisi zalim hale gelmemiş bir ülkeyi Biz zaten helâk etmeyiz.

60. Size ne verilmişse dünya hayatının nimeti ve gösterişidir. Allah katındaki ise daha hayırlı ve daha devamlıdır. Yoksa buna aklınız ermiyor mu?

61. Kendisine güzel bir vaadde(8) bulunulan ve ona kavuşacak olan kimse, dünya hayatının gelip geçici nimetleriyle nasiplendirdiğimiz, kıyamet gününde de yakalanıp huzurumuza getirilecek kimse gibi olur mu?

(8) Cennet.

62. O gün Allah onlara, "Nerede Bana ortak zannettiğiniz şeriklerim?" diye seslenir.

63. Haklarında azap vaadi gerçekleşmiş olanlar, "Rabbimiz," derler. "İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz nasıl azdıysak, onları da öylece azdırdık. Şimdi biz onlardan uzaklaşıp Sana sığınıyoruz. Zaten onlar bize tapmıyorlardı."

64. "Çağırın ortaklarınızı" denir. Çağırırlar; fakat onlar cevap vermez. Artık azabı da görmüşlerdir. Ne olurdu, vaktiyle doğru yolu tutmuş olsalardı!

65. O gün Allah onlara, "Peygamberlere ne cevap verdiniz?" diye seslenir.

66. Bütün bilgi kapıları o gün onlara kapanmıştır; birbirlerine birşey soramazlar.

67. Tevbe ederek iman eden ve güzel bir iş yapan kimseye gelince, o, kurtuluşa erenler arasında olmayı umabilir.

68. Rabbin dilediği gibi yaratır ve tercihte bulunur. Yoksa, tercih hakkı onların değildir.(9) Allah onların ortak koştuğu şeylerden münezzeh ve yücedir.

(9) Yaratışta kula bir tercih hakkının tanınmamış olması, Allah'ın kulları üzerindeki en büyük nimetlerinden birisidir. Aksi takdirde, organ ve işlevlerindeki sayısız olasılıklar bir yana dursun, sadece sima konusunda kişilere bir tercih hakkı tanınması halinde insanlık âleminin ne hale gireceğini tasavvur etmek için, bilim-kurgu filmlerindeki hayalî canlıların yüzlerine bakmak yeter! İnsanlığın en yetenekli sanatkârlarının toplam hayalgücü, Allah'ın dilediği gibi yarattığı insan yüzlerinden tek bir tanesiyle bile boy ölçüşemiyor. Hamd olsun Allah'a ki, bize bir tercih hakkı bırakmadan dilediği gibi yaratır ve tercihte bulunur.

69. Rabbin onların gönüllerinde sakladıklarını da bilir, açığa vurduklarını da.

70. O, kendisinden başka tanrı bulunmayan Allah'tır. Dünyada da, âhirette de hamd Ona aittir. Hüküm Onundur; siz de Onun huzuruna döneceksiniz.

71. De ki: Söyleyin bana, eğer Allah geceyi kıyamete kadar üzerinizde sürekli kılacak olsa, Allah'tan başka size bir ışık getirebilecek tanrı kimdir? Hâlâ kulak vermeyecek misiniz?

72. De ki: Söyleyin bana, eğer Allah gündüzü kıyamete kadar üzerinizde sürekli kılacak olsa, istirahat edeceğiniz bir geceyi size Allah'tan başka getirebilecek tanrı kimdir? Hâlâ gözünüzü açmayacak mısınız?

73. Rahmetinin bir eseridir ki, hem dinlenirsiniz, hem Onun lütfundan rızkınızı ararsınız ve hem de Ona şükredersiniz diye, sizin için geceyi ve gündüzü yarattı.

74. O gün Allah onlara, "Nerede Bana ortak zannettiğiniz şeriklerim?" diye seslenir.

75. O gün her ümmetten bir şahit(10) çıkarmış, onlara da "Haydi, getirin delilinizi" buyurmuşuzdur. Ve onlar da hak ve hakikatin tümüyle Allah'a ait olduğunu anlamışlar; uydurdukları şeyler ise onları bırakmış, yok olup gitmiştir.

(10) O ümmetin peygamberi.

76. Karun, Musa'nın kavminden idi ve onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını taşımak bile güçlü kuvvetli bir topluluğa zor geliyordu. Kavmi ise ona "Şımarma," demişti. "Çünkü Allah şımarıkları sevmez.

77. “Allah’ın sana verdikleriyle âhiret yurdunu kazanmaya bak; dünyadan nasibini unutma.(11) Allah sana nasıl ihsanda bulunduysa, sen de öylece insanlara iyilik yap. Memlekette bozgunculuk yapmaya da kalkma. Çünkü Allah bozguncuları sevmez.”

(11) Söz konusu olan “dünyadaki nasip” değil, “dünyadan nasip”tir. Bununla, âhirete buradan götürülecek olan nasip kastedilmektedir. Çünkü âhiret bu dünyada kazanılacak, buradan gittikten sonra bir daha ele böyle bir fırsat geçmeyecektir. Yoksa, Karun gibi nimetler içinde yüzen birisine böyle dünya hayatından nasiplenmesi için öğüt vermenin hiçbir anlamı yoktur. Hattâ insanların en dindarı bile bu konuda bir tavsiyeye muhtaç değildir. Mutlaka dünyadaki bir nasipten söz edilecekse, o da, bu âyetin tefsirinde Elmalılı’nın dediği gibi, bir kefenden ibarettir; onu da kimse burada unutup gitmez.

78. Karun ise "Bu servet, bilgim sayesinde benim oldu" dedi. Kendisinden önce daha güçlü ve daha varlıklı nice nesilleri Allah'ın helâk ettiğini o bilmiyor muydu? Fakat öyle mücrimlerden günahları sorulmaz.(12)

(12) Sormaya ihtiyaç kalmaz. 18:105 ile 55:39-41'e bakınız.

79. Derken, bütün debdebesiyle kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, "Keşke Karun'a verilenin benzeri bize de verilseydi," dediler. "Gerçekten onun çok büyük bir nasibi var."

80. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, "Yazık size," dediler. "İman eden ve güzel bir iş yapan kimse için Allah'ın vereceği ödül daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşur."

81. Sonra Biz onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık ne Allah'a karşı ona yardım eden bir topluluk vardı, ne de o kendisine yardım edecek haldeydi.

82. Akşam vakti onun yerinde olmak isteyenler ise, sabahladıklarında, "Demek ki," diyorlardı, "Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletir, dilediğininkini de daraltırmış. Allah bize lütfetmeseydi biz de yerin dibine geçecektik. Demek nankörler iflâh olmuyormuş!"

83. İşte şu âhiret yurdunu, Biz yeryüzünde büyüklük taslayıp bozgunculuk yapmak istemeyen kimselere nasip ederiz. Âkıbet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır.

84. Kim huzurumuza iyilikle gelirse, onun için bundan daha hayırlısı vardır. Kim de huzurumuza kötülükle gelirse, kötülük işleyenler ancak yaptıklarının cezasını görürler.

85. Kur'ân'ı sana farz kılan Allah, elbette seni varılacak yere döndürecektir.(13) De ki: Hidayeti getirenin kim, apaçık sapıklık içinde bulunanın kim olduğunu en iyi Rabbim bilir.

(13) Mekke'ye. Veya âhiretteki şerefli makamına.

86. Sana kitap verileceğini aslında sen hiç ummuyordun. O Rabbinden bir rahmet eseri olarak sana indirildi. Onun için, sakın kâfirlere arka çıkma.

87. Sana indirildikten sonra, Allah'ın âyetlerinden onlar seni alıkoymasın. Sen insanları Rabbine çağır ve sakın Allah'a ortak koşanlardan olma.

88. Allah ile beraber başka bir tanrıya yakarma. Ondan başka hiçbir tanrı yoktur. Onun zâtından başka herşey yok olup gidicidir. Hüküm Onundur; siz de Ona döneceksiniz.