Zuhruf

Sûre Hakkında Mekke’de inmiştir. 89 âyettir. İman esasları üzerinde durur. Kâinattaki tevhid delillerine dikkatleri çeker. Bâtıl inançları reddederek doğru tevhid inancını ders verir. Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa’dan söz eder. Âhiret hadiselerine temas eder, Cennet ve Cehennemden tasvirler sunar. Bu dünyada inkârcıların nasibine düşen servet ve süslerin aldatıcılığını hatırlatan âyetler arasında, altın ve mücevher anlamına gelen zuhruf sözcüğü, sûreye adını vermiştir.
 
 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
 
 
1. Hâ mîm.
2. Apaçık kitaba and olsun:
3. Düşünüp anlamanız için Biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik.
4. O, katımızdaki Ana Kitapta(1) bulunan pek yüce ve hikmet dolu bir kitaptır.
(1) Levh-i Mahfuz.
5. Siz haddini aşan bir topluluk olup çıktınız diye size öğüt vermekten vaz mı geçelim?
6. Biz daha öncekilere de nice peygamberler gönderdik.
7. Onlara hangi peygamber geldiyse alaya aldılar.
8. Bunlardan daha güçlü olanları da Biz helâk ettik. Nitekim öncekilerin kıssaları Kur'ân'da geçmiştir.
9. Onlara "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, diyecekler ki: "Kudreti herşeye üstün olan ve ilmi herşeyi kuşatan yarattı."
10. İşte o Allah'tır ki, yeryüzünü size bir beşik yaptı; doğru gitmeniz için onda yollar yarattı.
11. Gökten bir ölçüye göre su indiren de Odur ki, ölü bir beldeye Biz o suyla hayat verdik. Siz de kabirlerinizden böyle çıkarılacaksınız.
12. Bütün çiftleri yaratan,(2) bindiğiniz gemileri ve hayvanları sizin hizmetinize veren de Odur.
(2) 36:36'nın açıklamasına bakınız.
13. Bu sayede onların sırtlarına kurulursunuz. Onlara bindiğinizde Rabbinizin nimetini hatırlayın ve deyin ki: "Her türlü kusurdan yücedir o Allah ki bunu bizim hizmetimize verdi. Yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi.
14. "Sonunda hepimiz Rabbimize döneceğiz."(3)
(3) Peygamberimiz yolculuğa çıkarken biniti üzerine yerleştikten sonra üç defa tekbir getirir ve daha sonra bu duayı (son iki âyetin Sübhânellezî ile başlayan kısmını) okurdu. (Müslim, Hacc: 425; Ebû Davud, Cihad: 72; Tirmizî, Daavât: 46.)
15. Fakat onlar, kullarından bir kısmını, Allah'ın bir parçası saydılar. Doğrusu, insan apaçık bir nankördür.
16. Yoksa O yarattıklarından kendisine kızlar edindi de oğulları size mi ayırdı?
17. Oysa onlardan biri Rahmân'a yakıştırdıkları şeyle müjdelendiği zaman, öfkeden yüzü simsiyah kesilir.
18. Süs içinde yetişip de mücadelede kendisini savunamayanı mı Allah'a yakıştırıyorlar?(4)
(4) Cahiliyet toplumunun gözünde değer taşıyan iki şey, söz ve savaş idi. Bu ikisinde işe yaramayan kız çocuklarını, bu yüzden utanç kaynağı olarak görürlerdi. Böyle iken, bir yandan Allah'a evlât yakıştırmak gibi bir suçun üzerine, bir de kendi utandıkları şeyi Ona ayırmak gibi ikinci bir suç daha katıyorlardı. Bundan önceki sûrenin sonlarında (42:49-50) ise, Allah, kız çocuklarını da, erkek çocuklarını da kullarına bağışladığı nimetler arasında saymış ve bir ayırım yapmamıştır. Buradaki ayırım, tamamen Cahiliyet toplumunun değer yargılarını söz konusu etmekte ve onların kendi değerleri içinde de suçlu düştüklerini ortaya koymaktadır.
19. Rahmân'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Yoksa onların yaratılışına tanık mı oldular? Onların bu tanıklığı yazılacak ve kendilerinden hesabı sorulacaktır.
20. Bir de dediler ki: "Rahmân dileseydi biz bunlara ibadet etmezdik." Oysa bu konuda hiçbir şey bildikleri yoktur; sadece tahmin yürütüyorlar.
21. Yoksa bu Kur'ân'dan önce onlara Biz bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar?
22. Hayır. Sadece diyorlar ki: "Biz atalarımızı bir din üzerinde bulduk; onların izinden gidiyoruz."
23. Bunun gibi, senden önce hangi beldeye Biz bir peygamber gönderdiysek, oranın refah içindeki ileri gelenleri de "Biz atalarımızı bir din üzerinde bulduk; onların izine uymuş gidiyoruz" dediler.
24. Peygamberleri, "Ya ben size atalarınızdan gördüğünüz şeyden daha doğrusunu getirmişsem?" dedi. Onlar ise "Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz" dediler.
25. Biz de onlardan intikam aldık. Bir bak, peygamberlerini yalanlayanların sonu ne oldu.
26. Vaktiyle İbrahim de babasına ve kavmine demişti ki: "Ben sizin taptıklarınızdan uzağım.
27. "Ancak beni yaratana kulluk ederim. O mutlaka bana yol gösterecektir."
28. İnsanlar hakka dönsünler diye, İbrahim bu sözü ardında miras bıraktı.
29. Bunları ve atalarını da, kendilerine hak ve onu açıklayıcı peygamber gelinceye kadar nimetlerimden nasiplendirdim.
30. Fakat onlara hak geldiğinde "Bu büyüdür; biz buna inanmıyoruz" dediler.
31. Bir de "Bu Kur'ân iki şehirden birindeki büyük bir adama(5) indirilseydi ya" dediler.
(5) Mekke veya Taif'in zenginlerinden birine.
32. Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyor? Oysa dünya hayatında onların geçimlerini Biz bölüştürdük ve birbirlerini istihdam etmelerine imkân verecek şekilde kimini diğerlerinden üstün düzeylere yükselttik. Fakat Rabbinin rahmeti, onların toplayabileceği herşeyden daha hayırlıdır.(6)
(6) Peygamberimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah nasıl rızıklarınızı aranızda bölüştürdüyse, ahlâkınızı da öylece bölüştürdü ve dünyayı sevdiğine ve sevmediğine, dini ise sadece sevdiklerine verdi. Kime Allah din nasip etmişse, onu sevmiş demektir." (Müstedrek, 2:485, no. 3671.)
33. İnsanlar tek bir inkârcı millet haline gelecek olmasa, Rahmân'ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve bastıkları merdivenlerini gümüşten yapardık.
34. Evlerinin kapılarını ve üzerine kuruldukları koltuklarını da gümüşten yapardık.
35. Onları altın ziynetlere boğardık.(7) Fakat bunların hepsi dünya hayatının gelip geçici menfaatinden ibarettir. Âhiret ise, Rabbinin katında sadece takvâ sahipleri içindir.
(7) Kâfirlerin nimetler içinde yüzmesi, kendilerinin Allah katındaki itibarını değil, gelip geçici dünya menfaatinin Allah katındaki değersizliğini gösterir. Aslında onlar geniş imkânlara kavuştukça daha çok gaflet içine sürüklenmekte ve haktan daha da çok uzaklaşarak âkıbetleri hakkında iyice duyarsızlaşmaktadırlar ki, bu durum, 7:183'ün açıklamasında da geçtiği gibi, "istidraç" olarak anılır. (3:196-197, 9:85, 23:55-56 gibi âyetlerde de bu hakikate işaret edilmektedir.) Belki bu çok daha ileri seviyelerde cereyan edebilir, inkârcılar âyette anlatıldığı gibi iyice lüks içine daldırılabilirlerdi; ancak bu defa insanların büyük çoğunluğu onlara imrenerek onları taklit etmeye kalkar ve kendilerini helâke atarlardı.
36. Kim Rahmân'ın zikrine(8) karşı körlük ederse, Biz ona bir şeytan musallat ederiz de kendisine arkadaş olur.
(8) Kur'ân'a.
37. Şeytanlar onları yoldan çıkarır; onlar ise kendilerini doğru yolda bilirler.
38. Nihayet huzurumuza geldiğinde, �Keşke seninle aramız iki doğunun(9) arası kadar uzak olsaydı! Sen ne kötü arkadaşsın!� der.
(9) 37:5’in açıklamasında da geçtiği gibi, (1) Güneş her an Dünyanın bir yerinde doğmaktadır; bu itibarla, her yer için Güneşin doğduğu bir yer vardır. (2) Yılın her günü için Güneşin doğacağı bir yer vardır. Farklı enlemler için, bu doğuş noktaları çok daha fazla çeşitlilik ortaya çıkarır. (3) Güneş Sistemi uzayda sürekli hareket halinde olduğu için, Güneş, Dünyaya nispetle her an uzayın ayrı bir yerinden doğar. Bunların herbirinin nihaî noktaları, “iki doğu” olarak nitelendirilebilir. Bu durumda, birinci şıkka göre doğu-batı yönünde en uzak iki nokta, ikinci şıkka göre kuzey-güney yönünde en uzak iki nokta, üçüncü şıkka göre ise, Dünyanın tarihinde Güneşin ilk doğduğu nokta ile en son doğacağı nokta söz konusu olur.
39. Pişmanlığınızın bugün size bir faydası olmaz; çünkü hepiniz zulmettiniz. Şimdi azapta da ortaksınız.
40. Sen sağıra işittirebilir misin? Köre veya apaçık sapıklıkta olana yol gösterebilir misin?
41. Seni onların arasından alsak bile yine onlardan intikam alırız.
42. Yahut onlara vaad ettiğimiz şeyi sana da gösteririz. Nasıl olsa Bizim onlara gücümüz yeter.
43. Sana vahyolunana sımsıkı sarıl. Çünkü sen dosdoğru bir yoldasın.
44. Bu Kur'ân ise senin için de, kavmin için de bir şereftir. Yakında ondan sorguya çekileceksiniz.
45. Senden önce gönderdiğimiz peygamberlere sor: Biz Rahmân'dan başka tapılacak tanrılar göstermiş miyiz?
46. Biz Musa'yı da Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine âyetlerimizle gönderdik. O, "Ben Âlemlerin Rabbinin elçisiyim" dedi.
47. Onlara âyetlerimizi getirdiğinde, onlar buna güldüler.
48. Onlara gösterdiğimiz her âyet, diğerinden daha büyüktü. Belki inkârlarından dönerler diye, Biz onları azaba da uğrattık.(10)
(10) Peş peşe başlarına gelen azaplar, 7:133’te sayılmıştır.
49. Onlar ise "Ey büyücü," diyorlardı. "Sana verdiği sözün hatırına bizim için Rabbine dua et; o zaman mutlaka doğru yola geleceğiz."
50. Fakat azaplarını kaldırır kaldırmaz onlar yine sözlerinden dönüyorlardı.
51. Derken Firavun halkına hitap ederek şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu ülkenin egemenliği ve ayaklarımın altında akan şu ırmaklar hep benim değil mi? Görmüyor musunuz?
52. "Ben neredeyse meramını anlatamayacak haldeki şu zavallıdan daha üstün değil miyim?
53. "Ona gökten altın bilezikler atılsa, yahut kendisine refakat edecek melekler de onunla beraber gelseydi ya!"
54. O halkını küçümsedi; onlar da kendisine boyun eğdiler. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir halk idi.
55. Gazabımızı hak ettiklerinde onları boğarak intikam aldık.
56. Ve onları daha sonrakiler için gelip geçmiş bir ibret nümunesi yaptık.
57. Meryem oğlu misal verilince senin kavmin bağrışmaya başladı.
58. Dediler ki: �Bizim tanrılarımız mı daha üstün, yoksa o mu?� Bu misali seninle tartışmak için verdiler. Zaten onlar kavgacı bir topluluktur.(11)
(11) Peygamberimiz “Bir topluluk erişmiş bulunduğu hidayetten sonra sapıtırsa, bu ancak tartışma sebebiyle olur” buyurduktan sonra bu âyeti okumuştur. (Tirmizî, Tefsir: 43; İbni Mâce, Mukaddime: 7.)
59. Nihayet o da bir kuldur ki, Biz onu nimetimize eriştirdik ve İsrailoğullarına bir nümune yaptık.
60. Dileseydik, sizin içinizden de melekler yaratırdık ve yeryüzünde sizin yerinizi onlar alırdı.
61. İsa, kıyamet vakti için bir bilgidir;(12) onun hakkında şüpheye düşmeyin ve bana uyun. İşte dosdoğru yol budur.
(12) Hz. İsa'nın gerek doğuşu, gerekse ölüleri diriltme mucizesi, kıyamete işaret eden birer mucizedir. İbni Abbas ise bu âyeti Hz. İsa'nın kıyamete yakın ortaya çıkışı olarak açıklamıştır. (Müstedrek, 2:488, no. 3675.) Hz. İsa'nın kıyamete yakın tekrar ortaya çıkacağına dair hadislerin bazıları için bk. Müslim, Hacc: 216, İman: 247, Fiten: 34. Bu haberler, kıyamete yakın bir zamanda Hıristiyanlıkta tevhid inancına bir yöneliş görüleceği şeklinde de yorumlanmaktadır.
62. Şeytan sizi doğru yoldan alıkoymasın; o sizin apaçık düşmanınızdır.
63. İsa onlara apaçık delillerle geldiğinde dedi ki: "Ben size hikmetle ve anlaşmazlığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
64. "Benim de, sizin de Rabbimiz Allah'tır; Ona kulluk edin. İşte dosdoğru yol budur."
65. Sonra birtakım fırkalar birbirleriyle anlaşmazlığa düştüler. Acıklı bir günün azabı yüzünden yazıklar olsun o zulmedenlere!
66. Onlar, hiç ummadıkları bir sırada kıyametin ansızın başlarına gelmesinden başka birşey mi bekliyorlar?
67. O gün takvâ sahiplerinden başka bütün dostlar birbirine düşman kesilirler.
68. Ey kullarım, ne bir korku vardır bugün size, ne de üzülürsünüz.
69. Onlar, âyetlerimize iman etmiş ve hakka teslim olmuş kimselerdir.
70. Siz de, eşleriniz de, sevinç içinde girin Cennete.
71. Etraflarında altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canların çektiği, gözlerin hoşlandığı herşey vardır. Siz orada ebediyen kalacaksınız.
72. Yaptıklarınız sayesinde sizin vâris kılındığınız Cennet işte budur.
73. Orada sizin için bol bol meyveler vardır; ondan yersiniz.
74. Mücrimler ise ebediyen Cehennem azabındadırlar.
75. Azapları hafifletilmez; orada ümitsizdirler.
76. Biz onlara zulmetmedik ki! Onlar kendilerine yazık ettiler.
77. "Yâ Mâlik!(13) Rabbin işimizi bitirsin artık" diye seslenirler. O da "Siz kalıcısınız" der.
(13) Cehennem bekçisi.
78. Biz size hakkı getirmiştik; fakat çoğunuz haktan hoşlanmazsınız.
79. Yoksa onlar işlerini sağlama mı aldılar? Biz de işi sağlama alıyoruz.(14)
(14) Sağlama almaya çalıştıkları tuzakları kendi başlarına geçecektir.
80. Veya onların gizlediklerini veya fısıldaşmalarını Bizim işitmediğimizi mi sanıyorlar? Elbette işitiyoruz; yanlarındaki elçilerimiz de yazıyorlar.
81. De ki: Eğer Rahmân'ın oğlu olsaydı, ona ibadet edenlerin ilki ben olurdum.
82. Gökler ile yerin Rabbi ve Arş'ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.
83. Bırak onları, dalsınlar, eğlensinler, vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar.
84. Gökte de tanrı Odur, yerde de tanrı Odur. Onun her işi hikmetlidir, O herşeyi bilir.
85. Şânı ne yücedir Onun ki, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği Onundur. Kıyamet vaktinin bilgisi Onun katındadır. Siz de Onun huzuruna döneceksiniz.
86. Onların Allah'tan başka yakardıkları şeyler ise şefaat yetkisine sahip değillerdir—ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesna.
87. Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, "Allah" derler. Öyleyse nasıl tersleri dönüyor?
88. Peygamberin "Yâ Rabbi, bunlar inanmayan bir kavimdir" deyişini de Allah işitiyor.
89. Sen onlara aldırma ve "Size selâm olsun" de. Yakında onlar da görecekler.