![]() Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla |
||
|
1. Hâ mîm.
2. Bu kitap, Rahmân ve Rahim olan Allah tarafından peyderpey indirilmiştir. 3. Bilen bir topluluk için, âyetleri ayrılıp açıklanmış Arapça bir Kur'ân'dır. 4. Hem müjdeleyici, hem de uyarıcı olarak indirilmiştir. Fakat çokları ona sırtlarını döndüler; kulak vermiyorlar. 5. Dediler ki: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtülü, kulaklarımızda ağırlık, seninle bizim aramızda da perde var. Artık ne yapacaksan yap; biz de yapacağız." 6. De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim. Yalnız bana şu vahyediliyor: Tanrınız tek bir Tanrıdır. Dosdoğru Ona yönelin ve Ondan bağışlanma dileyin. Ortak koşanların ise başlarına gelecek var! 7. Onlar zekât vermezler; âhireti de zaten inkâr etmektedirler. 8. İman edip güzel işler yapanlar için ise, ardı arkası kesilmeyecek bir ödül vardır. 9. De ki: Siz yeri iki günde(1) yaratana nankörlük edip de başkalarını Ona denk mi tutuyorsunuz? Oysa O Âlemlerin Rabbidir. (1) 7:54'ün açıklamasında da geçtiği gibi, göklerin ve yerin yaratılışından söz eden âyetlerdeki "gün" sözcüğü, bizim bildiğimiz 24 saatlik zaman dilimini ifade etmez. Bunlar, kâinatın yaratılışındaki çeşitli aşamaları içine alan çok uzun zaman dilimleridir ki, bu ve bunu izleyen âyetler bu aşamalardan söz etmektedir. 12'nci âyetin açıklamasına da bakınız.
10. O, dört günde yerin üstünde sabit dağlar yarattı, onu bereketli hale getirdi ve rızık arayanlar için azıklarını ihtiyaca uygun şekilde takdir etti.(2)(2) Veya, "Yerin üzerinde sabit dağlar yarattı, onu bereketli hale getirdi ve azıkları takdir etti. Soranlar için: Bütün bunları dört günde yaptı." Bu, sâilîn sözcüğü ile "rızık arayanların" değil de "soranların" kastedilmiş olması durumuna göredir.
11. Bundan başka, duman halindeki göğe yöneldi ve hem ona, hem de yeryüzüne "İsteseniz de, istemeseniz de gelin" buyurdu. İkisi de "İsteyerek geldik" dedi.12. Onların hepsini yedi gök(3) olarak iki günde yarattı(4) ve herbir göğe görevlerini bildirdi. Dünya semâsını da kandillerle süsledik ve güvenli kıldık.(5) Bu, kudreti herşeye üstün olan, ilmi herşeyi kuşatan Allah'ın çizdiği kaderdir. (3) 2:29'un açıklamasına bakınız.
13. Yüz çevirecek olurlarsa, sen de ki: Ben sizi Âd ve Semud'un başlarına gelen azabın benzeri bir azapla uyarmış bulunuyorum.(4) 9'uncu âyetten bu yana anlatılanlar, göklerin ve yerin yaratılışını birlikte tasvir etmekte, her ikisinin de beraberce yaratıldığını açıkça göstermektedir ki, 2:29 ve 21:30 gibi daha birçok âyette de bu durum görülmektedir. 11'inci âyetten, henüz duman (bugünün bilim diliyle gaz ve toz bulutları) halinde bulunan gök ile beraber Dünyanın da var olduğu anlaşılmaktadır. Bu, ister Güneş Sistemi, isterse galaksiler düzeyinde olsun, ilk yaratılış aşamalarını anlatan bir tasvirdir. Çünkü yıldızların ve gezegenlerin oluşumu, bugün uzayın birçok yerinde gözlenmekte olduğu gibi, "bulutsu" adı verilen gaz ve toz bulutları içinde cereyan etmektedir. 21:30'da da bu durum dile getirilmiş ve gökler ile yerin bitişik iken sonradan ayrıldığı bildirilmiştir ki, bir bulutsu içinde yaratılan Dünya ile Güneş Sistemindeki diğer gök cisimlerinin birbirinden ayrılışı, bu tabloya uymaktadır. Bu durumda, Dünyanın iki günde yaratılışı ile göklerin iki günde yaratılışı da birbirine paralel şekilde cereyan eden olaylar şeklinde karşımıza çıkar ki, bu iki günün sonunda, göklerin yedi gök olarak, yerin de bir gezegen olarak yaratılışı tamamlanmış olmaktadır. Bu, bizim zamanımızla, günümüzden 4,5 milyar sene kadar önceki bir vakte isabet eder ki, bildiğimiz kadarıyla galaksilerin de düzenlerini bulduğu, hattâ ikinci nesil yıldızlarına kavuştuğu bir dönemdir. Bundan sonra, yerin yaratılışındaki diğer aşamalar devreye girmekte ve sabit dağlarla (16:15'in açıklamasına bakınız) yerkabuğu güvenli bir hale getirilmekte, daha sonra hayata gözünü açacak canlıların rızıkları tek tek hazırlanmaktadır. Böylece, göklerin ve yerin yaratılışı toplam altı günde tamamlanmış olmaktadır. (5) 21:32'nin açıklamasına bakınız. 14. Onlara peygamberler gelmiş ve kendilerine her yönden yaklaşarak "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" demişlerdi. Onlar ise "Rabbimiz dileseydi bize melek indirirdi; sizinle gönderileni biz inkâr ediyoruz" dediler. 15. Âd kavmine gelince, onlar da "Bizden daha güçlü kim var?" diyerek yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar. Kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha güçlü olduğunu görmüyorlar mıydı? Onlar, âyetlerimizi bilerek inkâr ediyorlardı. 16. Biz de, dünya hayatında hor ve hakir edici azabı onlara tattırmak için, üzerlerine o uğursuz günlerde gürültülü bir fırtına gönderdik. Âhiret azabı ise bundan daha da aşağılayıcıdır; kimseden de yardım görmezler. 17. Semud’a da Biz doğru yolu gösterdik; fakat körlük onlara hidayetten daha sevimli geldi. Onları da kazandıkları günahlar yüzünden aşağılayıcı bir azabın yıldırımı çarpıverdi. 18. İman eden ve Allah'a karşı gelmekten sakınanları ise kurtardık. 19. O gün Allah'ın düşmanları inzibat altında ateşe sevk edilmek üzere bir araya getirilirler. 20. Oraya vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, onların işledikleri hakkında kendileri aleyhine tanıklık ederler. 21. Derilerine "Niçin aleyhimizde tanıklık ettiniz?" derler. Derileri der ki: "Bizi, herşeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi ilk defasında yaratan da O idi; yine Ona dönüyorsunuz." 22. Oysa siz daha önce ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin tanıklığından çekinmiyor, Allah'ı ise yaptıklarınızdan birçoğunu bilmez sanıyordunuz. 23. İşte, Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu zannınızdır ki, sizi helâke sürükledi de böyle hüsrana düştünüz. 24. Dayanabilirlerse, artık onların yeri ateştir. Çünkü özür de beyan etseler kendilerine bir fırsat daha verilecek değildir. 25. Biz onlara öyle arkadaşlar musallat ettik ki, yaptıkları ve yapacakları ne varsa hepsini onlara hoş gösterdiler. Böylece, kendilerinden önceki cin ve insan topluluklarının başına gelen azap vaadi onlar için de gerçek oldu. Çünkü öncekiler de bunlar gibi hüsrana düşmüş kimselerdi. 26. İnkâr edenler, "Bu Kur'ân'ı dinlemeyin; okunurken şamata çıkarın," dediler. "Böylelikle ona üstün gelirsiniz."(6) (6) 31:6 gibi, günümüzden oldukça ilginç tabloları önümüze seren bir âyet.
27. Biz o kâfirlere şiddetli bir azap tattıracak ve yaptıklarının en kötüsüyle onları cezalandıracağız.28. İşte Allah düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi bile bile inkâr etmelerine karşılık, orası onların ebediyen kalacakları yurtlarıdır. 29. O zaman inkâr edenler “Rabbimiz,” derler. “Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster ki onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağılıklardan olsunlar.” 30. "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru istikamet üzere olanlara(7) ise melekler inerler ve "Korkmayın ve üzülmeyin," derler. "Size vaad edilen Cennetle sevinin. (7) Peygamberimiz buyuruyor ki: "Herkes 'Rabbimiz Allah'tır' der; sonra da çoğu inkâra sapar. Kim bu söz üzere ölmüşse, istikamet üzere olanlardandır." (Tirmizî, Tefsir 41:3.)
31. "Biz dünya hayatında da, âhirette de sizin dostunuzuz. Orada canınızın çektiği herşey vardır; orada istediğiniz herşey sizindir.32. "Bu, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici olan Allah'tan bir ikramdır." 33. Allah'a çağıran, güzel işler yapan ve "Ben Müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim var? 34. İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğe iyiliğin en güzeliyle karşılık ver.(8) Bir de bakarsın, aranızda düşmanlık bulunan kişi sanki candan bir dost oluvermiştir. (8) "İyiliğin en güzelini" İbni Abbas "öfkeliyken sabretmek, kötülüğe maruz kaldığında bağışlamak" şeklinde açıklamış ve şöyle demiştir: "İnsanlar bunu yaptıkları zaman Allah onları korur; düşmanları da onların önünde eğilir ve candan bir dost gibi olur." (Buhârî, Tefsir 41:1.)
35. Fakat buna ancak sabredenler erişir. Buna erişenler de büyük bir nasip sahibi olanlardır.36. Şeytandan sana bir kışkırtma geldiğinde Allah'a sığın. Çünkü O herşeyi işiten, herşeyi bilendir. 37. Gece, gündüz, Güneş ve Ay da Onun âyetlerindendir. Siz ne Güneşe, ne de Aya secde etmeyin; bütün bunları yaratan Allah'a secde edineğer sadece Ona kulluk edecekseniz. 38. Eğer onlar bunu kibirlerine yediremeyecek olurlarsa, şu bir gerçek ki, Rabbinin katında bulunanlar gece gündüz usanmaksızın Onu tesbih ederler. (9) (9) Secde âyetidir.
39. Yine Onun âyetlerindendir ki, sen yeryüzünü kurumuş, boynu bükük görürsün; fakat üzerine suyu indirdiğimizde kıpırdanır ve kabarır. Ona can veren, ölüleri diriltenin tâ kendisidir. Çünkü Onun gücü herşeye yeter.40. Âyetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılanlar Bizden gizli kalmaz. Kıyamet gününde ateşe atılan kimse mi hayırlıdır, yoksa güven içinde huzurumuza gelen mi? Dilediğinizi yapın; hiç şüphe yok ki O sizin bütün yaptıklarınızı görüyor. 41. Kendilerine öğüt geldiğinde onu yalanladılar. Halbuki o aziz bir kitaptır. 42. Ne önünden, ne arkasından ona hiçbir bâtıl yaklaşamaz. O, sonsuz hikmet sahibi ve her türlü övgüye lâyık olan Allah tarafından indirilmiştir. 43. Sana söylenen şey de senden önceki peygamberlere söylenenden başka birşey değildir. Rabbinin ise bağışlaması bol, cezası acıdır. 44. Biz Kur'ân'ı yabancı bir dilde indirseydik, "Âyetleri açıklansaydı ya! Araplara yabancı dilde kitap olur mu?" diyeceklerdi. De ki: İman edenler için o hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında ağırlık vardır; Kur'ân kendilerine görünmez. Sanki onlara çok uzak bir yerden sesleniliyor! 45. Biz Musa'ya da kitap verdik; sonra onda anlaşmazlık çıktı. Eğer daha önce Rabbin tarafından verilmiş bir söz(10) olmasaydı, işleri çoktan bitirilirdi. Hâlâ da onlar kitap hakkında derin bir şüphe içindeler. (10) İnsanlara mühlet verilmesi ve ödül ile cezanın kıyamet gününe bırakılmasına dair hüküm.
46. Kim güzel bir iş yaparsa kendisi için yapar. Kötülük işleyen de kendi aleyhine işler. Yoksa Rabbin kullarına haksızlık edecek değildir.47. Kıyametin vaktini bilmek Ona mahsustur. Onun bilgisi dışında ne bir meyve tomurcuğundan çıkar, ne bir dişi hamile kalır veya doğurur. O "Nerede ortaklarım?" diye seslendiği gün, müşrikler "Sana arz ederiz ki, buna dair hiçbir tanığımız yoktur" derler. 48. Daha önce yakardıkları şeyler onları öylece bırakıp kaybolmuş; onlar da sığınacak bir yerleri olmadığını anlamışlardır. 49. İnsan iyilik istemekten usanmaz. Kendisine bir kötülük dokunduğunda ise hemen ümitsizliğe düşer, karamsarlaşır. 50. Başına gelen kötülükten sonra ona rahmetimizi tattıracak olsak, bu defa da "Bu benim hakkımdır," der. "Kıyametin kopacağını da hiç sanmıyorum ya; Rabbimin huzuruna çıkarılacak olsam bile mutlaka Onun katında benim için bundan daha güzeli vardır." Biz o kâfirlere yaptıklarını haber verecek ve şiddetli bir azabı tattıracağız. 51. Biz ne zaman insana bir nimet bağışlasak, o yüz çevirir, yan çizer. Başına bir kötülük gelince de derinlemesine duaya dalar. 52. De ki: Söyleyin bana, eğer bu Kur'ân Allah katından ise ve siz de onu yalanlamış iseniz, haktan böylesine uzak düşmüş kimseden daha şaşkın kim olabilir? 53. Yakında onlara hem âlemin ufuklarında, hem de kendi benliklerinde âyetlerimizi göstereceğiztâ ki Kur'ân'ın hak olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin herşeye şahit olması yetmez mi? 54. Heyhat, onlar Rablerine kavuşmaktan kuşku içindedirler. Ama şunu da iyi bilin ki, O herşeyi her haliyle kuşatmıştır. |
||