Buradasınız

Zina Ayeti ve İletişim Psikolojisi Açısından Tahlili

İçinde hiçbir şekilde tesadüfe yer olmayan, her kelimenin yerli yerinde ve en güzel şekilde kullanıldığı Kur'ân-ı Kerîm, indiği günden bu yana, kendisini kabul etmeyenlere meydan okumuştur. (Bakara, 2/23; Hud, 11/19)

Kur'ân-ı Kerîm'deki birtakım ifadelerin dil açısından değerlendirilmesi yapıldığı gibi; sosyolojik ve psikolojik açıdan da değerlendirilmesi yapılmalıdır. Bu gayeyle ilim adına ortaya bir şeyler koymak istenirken Kur'ân'ın ruhuna ters birtakım tekellüf ve tevillere de gidilmemelidir. Bu konuda Kur'ân-ı Kerîm'in kendine has metodolojisi esas alınmalı, yapılan değerlendirmeler Arapça dil kâideleri ve dil mantığı içinde kalmalıdır. Tabii ki, müfessirlerin yorumuna da öncelikle müracaat edilmeli ve onlardan müstağni kalınmamalıdır.

İşte biz de bu makalede başta Kur'ân-ı Kerîm ve Hadis-i Şerifler olmak üzere, müfessirlerin görüşleri, özellikle iletişim psikolojisinin mevzu ile alâkalı verilerinden hareketle, bazı değerlendirmeler yapmaya çalışacağız.

ÂYETİN SEMANTİK ÖZELLİKLERİ

Dikkat edilirse Kur'ân, mu'cizevî tarzla, "Zinâ yapmayın!" emri yerine, "Zinâya yaklaşmayın!" ibaresini kullanarak, değil o kötülük kapısından içeri girmeyi, kapıya yaklaşmayı bile menediyor. Çünkü "Zinaya yaklaşmayın" ifadesi, "Zinâ yapmayın!" şeklinden daha belîğ, daha açıktır.2 İnsana, bir şeye "yaklaşma" demek, bir şeyi "yapma" demekten daha te'sirli, daha etkilidir..3 ve "zinâya yaklaşmayın" deyişi, zinânın başlangıcı olabilecek dokunma, öpme, bakma, göz kırpma gibi insanı zinâya götürecek şeylerden alıkoymayı ifade eder.4 Sebeplerine müracaat da, zinâyı te'yid eder. Zinâysa, çok kötü bir fiil ve büyük bir günahtır. Ayrıca zinâ, gelip geçici bir hevesin perdesini açması, neseplerin karışması, haramlara gidilmesi, başkasının hukukuna tecavüz, aileyi yıkmak suretiyle cemiyet direklerinin yıkılması, anarşinin yayılması, ıztırap kapısının açılması, ahlâksız hastalıkların yayılması sebebiyle de kötü bir yoldur.5

Şeyhü'l-İslâm Alûsî de, çocuklar için ölüm olması itibariyle demiştir ki: "Zinâ, nesepleri daraltır, kısırlaştırır. Zirâ, nesebi sabit olmayan ölü hükmündedir.6 Ölülerin ise, İslâm hukukuna müteallik bahislerde ne kadar girişim, faaliyet ve aktiflikleri olabilir ki?"

İLETİŞİM PSİKOLOJİSİNE GÖRE

Mes'ele, iletişim psikolojisi açısından ele alındığında zinâ, âyette "yaklaşmayın" denilerek işaret edilen birtakım sessiz ve sesli iletişimlerden sonra ortaya çıkan kötü neticedir.

Birbiriyle karşılaşan iki insan, belli bir uzaklıkta, saniyenin yansından daha kısa bir zaman dilimi içinde, karşılıklı olarak birbirlerinin özelliklerini görür. Bilinç uyanıklığı ve algılama ameliyesini de ihtiva eden bu bilgiyi zihnî süreçlerden geçirerek, iletişimin idâmesi için gereken ilk mesajı gözleriyle verir.7 Böylece "göz göze gelme" ile iletişimin ilk bağlantısı, köprüsü kurulmuş olur.8 "Göz göze" durumunun sürdürülmesi, iletişimin idâmesine "evet"; gözlerin kaçırılması ise iletişimin kesildiğini belirleyen "hayır" mânâsına gelir."9

AYETİN TAHLİLİ

Yarattığı kulunu her yönüyle olduğu gibi, psikolojik ve biyolojik yapısıyla da çok iyi tanıyan Yüce Allah (Mülk, 67/14); "Ey Nebi! Mü'min erkeklere söyle, gözlerini kapasınlar, ırzlarını da korusunlar" (Nur, 24/30) emriyle, zinâya götüren ilk adıma mâni olmuştur. Üstelik her iki âyette de (Nur, 24/30,31) ırzların korunmasından önce, gözlerin sakınması zikredilmiştir. Zira, gözleri sakınma, ırzın korunmasına götüren bir vesiledir.

Vesile de, kendisiyle ulaşılabilecek neticeden daha ehemmiyetlidir.10 Hummâ, nasıl ölümün öncüsü, habercisiyse, göz de kalbin öncüsüdür..11 ve yine çoğu şerlerin kapısı, zinânın kuryesi ve fücurun da öncüsüdür göz.12

Sıralanan husûsiyetlerden sonra, Allah-u Teâlâ inanan kullarına, gözlerini haramdan sakınmalarını, ancak kendisine bakmayı mübah kıldıklarına bakmalarını, gözlerini mahrem şeylerden sakınmalarını emrediyor. Şayet kasıtsız olarak göz bir harama tesadüfi ilişirse, gözünü hemen ondan çevirmelidir.13 Abdullah b. Büreyde (ra) babasından rivayetle: "Resûlullah (sav), Hz. Ali'ye (ra) şöyle dedi: Ey Ali! Bakışlar bakışları takip etmesin. Birinci bakış senin, diğeri ise senin değildir."14 Bir diğer hadîsde: "Meymune ve Ummü Seleme (r. anhüma) Resûlullah (sav)'in yanındayken İbn Ummü Mektum bize doğru yöneldi ve Resûlullah (sav)'in yanına geldi. Bu hâdise, biz örtünmekle emrolunduktan sonraydı. Resûlullah (sav), 'yüzünüzü ondan gizleyin' dedi. 'Ey Allah'ın Resûlü, o âmâ değil mi; ne bizi görür ne de tanıyabilir' dedim. Resûlullah (sav) 'Hadi o âmâ.. ya siz ikiniz görmüyor musunuz?' 15 ikazında bulunmuştur. Bir başka zaman da, gözlere ait bu meseleyi en veciz şekliyle ortaya koyarak "... gözler de zinâ eder. Gözün zinâsı harama bakmaktır"16 buyurmuştur.

BİR DİĞER AYET

Mevzuyla alâkalı âyetin ikincisinde (Nur, 24/31), zînetlerin de örtülmesi isteniyor. O halde bu zînetleri açmak bile menhî olunca, bunların mahallî olan bedeni açmak evleviyetle nehyedilmiş olur. Yani "Bedenleri açmak şöyle dursun, üzerindeki zînetleri bile açmasınlar" demektir. Maamâfîh bir kısım ulemâ, burada zînetten muradın, zînet mahalli olduğuna kâil olmuşlardır.17 Hanefî mezhebinden olan Nesefî de bu mahalleri açıklayarak, "Zînet yerleri ise; baş, kulak, boyun, göğüs, pazular, kollar ve bacaklardır" der. 18

SESSİZ İLETİŞİM

Gözün kendisi başlıbaşına bir mesaj kaynağıdır. Bir kimse gözünüze bakıyorsa, size ilgi duyuyor demektir. Göz ilişkisi kurulduktan sonra ise yavaş yavaş diğer ilişkiler kurulur.19 İşte bu noktada ikinci safha olan "sözlü iletişim" ortaya çıkar. Bu, ya iki taraftan birinin iletişime başlaması, ya da üçüncü bir kişinin araya girip sözlü iletişimi başlatmasıyla olur.20 Sesli iletişimde, konuşmaların muhtevâsının, hatta ses tonunun zaman zaman cinsî mesajlar verdiği görülür. Ayrıca sesimizin tonu bir kimseye karşı nasıl duygular içinde olduğumuzu ifade eder.21 Bu ise, ses tonuyla da birtakım cinsî mesajlar verilebileceğini, dolayısıyla sesin zinâya bir basamak teşkil ettiğini gösterir.22

Öfke, hoşnutsuzluk, sevgi, şefkât, heyecan, sinsice ve aldatıcı bir durum23 gibi farklı duyguları kolaylıkla ifade edebilen ses tonunun -istenildiğinde- cinsî istek uyandırabilmesi garip karşılanmamalıdır.24 Bu yüzden yüce dînimiz İslâm, yabancı erkeklere karşı kadınların, kadınlığa has yumuşak bir ses tonu kullanmalarını yasaklamıştır.25 Hatta Kur'ân-ı Kerîm'de, yanlış bir mesaj verebilecek, yanlış anlaşılacak veya dikkatleri kendisine çekebilecek birtakım sesler çıkarmaktan dahi kadınlar menedilmiştir (Nûr, 24/31). Kur'ân'ın en büyük müfessiri Peygamber Efendimiz (sav), bu safhaya işaret eden vecîz cümleleriyle "... dilin de zinâsı vardır, dilin zinâsı konuşmaktır. Kulağın da zinâsı vardır, kulağın zinâsı ise dinlemektir" 26 buyurur.

Aynı hadîste Peygamber Efendimiz (sav); "... ellerin de zinâsı vardır, ellerin zinâsı tutmaktır" beyanının ilk merhalesi ise tokalaşmakla başlar. Deride birtakım alıcılar ve uyarıcılar vardır. Bu alıcılar değişik deri yüzeylerinde farklı yayılma göstererek, alıcıların yoğunluk kazandığı belli bölgeler ortaya çıkar. Meselâ, dokunma duyusunun alıcıları el parmaklarının uçlarında yoğunlaşmıştır.27 Bu açıdan el sıkışma, iki insanın dokunma duyularının en hassas olduğu uzuvların birbirleriyle temas etmesi demektir. El sıkışma mesaj olarak şu anlamı verir: ''Seninle dostça iletişim kurmak istiyorum." Karşı taraf elini uzatırsa "Ben de bunu kabul ediyorum" demektir.28 Çeşitli istismar ve fikirlere açık olan bu davranıştan (erkek-kadın tokalaşması), Peygamber Efendimiz (sav) şiddetle sakınarak, mü’minlerin bu hususta alması gereken tavrı ortaya koymuştur. 29

Yukarıda kısımlar halinde geçen hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sav) bütün bu fiillere zinâ demiştir.. zira bütün bu fiiller insanı zinâya götürebilir.30

İSLÂM HUKUKUNA GÖRE

Zinâya açık bütün fiiller yasaklandıktan sonra, İslâm hukuku zinâ cürmünü, âmme menfaatine, şahsiyetine tecavüz kabul ederek ona göre cezalandırır.. ve işlenmemesi için cezaî müeyyidelerini ağırlaştırır. Hakîkaten de zinâ cürmü, aile nizâmını kökünden sarsar ve tehdit eder. Aile ise cemiyetin temelidir. Eğer böyle bir cürüm serbest hale gelirse fuhuş son derece yayılır, bu durum ailenin çöküşüne, cemiyetin bozulmasına, nesillerin yozlaşmasına yol açar. Halbuki İslâm hukuku, cemiyetin bekâsını her şeyin üstünde tutar ve buna son derece önem verir.31

Binâenaleyh İslâm hukuku zinâyı, korkulu neticelerinden sakındırmak ve cemiyeti korumak için en ağır şekilde cezalandırmış ve zinânın her nev'ini yasaklamıştır. Hatta evli kişilerin zinâsı halinde onun yaşamasını hiç de uygun bulmamış, onu en kötü bir örnek saymıştır ki, İslâm'da kötü örneklerin hayat hakkı yoktur.32

Fakihler, zinâ eden bekâr-hür kimseye, ister erkek olsun, ister kadın olsun, yüz sopa vurulacağı üzerinde ittifak etmişlerdir.33 Zira Allah Teâlâ "Zinâ eden kadın ve erkeğin herbirine yüzer değnek vurun. Allah ve âhiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini konusunda o ikisine acımayınız. Onların ceza görmesine, inananlardan da bir topluluk şâhid olsun" (Nûr, 24/2) buyurmuştur.

Çeşitli deliller getirerek ister erkek, ister kadın olsun, evli olanın da zinâ ettiği zaman recm edileceğine dair fakihler ittifak etmişlerdir.34

Recmin de dahil olduğu had cezası ise iki şeyle sabit olur: İkrar (zinâ edenin söyleyip kabul etmesi) ve şahitler (4 erkek).35 Ceza verilmesinin şartları da: 1- Akıllı olmak, 2- Bülûğa ermiş olmak, 3- İhtiyar (seçme), 4- Haram olduğunu bilmektir.36

NETİCE

Görülüyor ki, İslâm, bu kötü yolun her bir merhalesinde insanın karşısına çıkıyor, bu çirkin fiilden onları uzaklaştırmaya çalışarak, meşrû bir atmosferde ve iffet sınırları içinde yaşamalarını tavsiye ediyor.

Yine de, sistem ne kadar güçlü, getirdiği kanunlar ne derece muhkem olursa olsun, fert o sistem ve kanunları kabul edecek vicdan duruluğuna ulaştırılmamışsa, çok fazla birşey halledilmiş sayılmaz. Onun için düsturların çok sağlam ve muhkem olması yanında, fertler de bu düsturları yerine getirecek seviyede yetiştirilmeli ve vicdanları da dupduru hale getirilmelidir ki, teklif ve tavsiyeler havada kalmasın. Kur'ân birçok ayetiyle insanı, "Nerede, ne zaman ve ne yaparsan yap, mutlaka Cenâb-ı Hakk'ın murâkabesi altındasın" noktasına çekerek bütün davranışlarını böyle bir atmosfer altında plânlamaya ve yaşamaya şartlandırır.37

Bu mevzuda her şahsa yüklenen vazife ise, hayatını ilâhî emirlere göre şekillendirmesi, onlara harfiyyen uyarak yaşaması ve imkân nisbetinde etrafını haberdar edip aydınlatmasıdır. Elektrik devresindeki anahtarın kapalı olmasıyla akımı kesmesi, açık olmasıyla akımı temin etmesi gibi; kişi, Hakk'ı ve sabrı tavsiyede sükût ederek ilâhî devreyi kesmemeli, bildiklerini dili, tavrı, kalemi vb. ile aktarmalı ve ilâhî tayfları inkıtaya uğratmamalıdır.

KAYNAKLAR

1 Bkz. M. Fuad Abdülbâki, el-Mu'cemü'l-Müfehres li Elfazi'l-Kur'ân, II, baskı, 1988 Kahire, s. 686.

2 el-Kurtubî, el-Câmiu' li-Ahkâmi'l-Kurân, el-Mektebetü'l-Arabiyye, Kâhire 1967, 10/253.

3 Fahruddin Râzî, Mefatîhu'l-Ğayb, I, Baskı, el-Matbaatü'l-Behiyyetü'l-Mısrıyye, Kâhire 1938, 19-20/197.

4 es-Sâbûnî, Safvetü't-Tefâsîr, Dersaadet Yay. 2/159.

5 Vehbe ez-Zuhaylî, Tefsiru'l-Münir, 15/69.

6 Âlûsî, Ruhu'l-Meânî, Daru'l-Fikr, 8/67.

7 Özcan Köknel, İnsanı Anlamak, III, baskı, Altın Kitaplar Yay. İstanbul 1987. s. 84.

8 A.g.e.. 83; Bekir Topaloğlu, İslâm'da Kadın, s. 206.

9 Özcan Köknel, a.g.e.. 84.

10 eş-Şevkânî, Fethu'l-Kadîr, 4/22-23.

11 el-Kurtubî, a.g.e, 12/227.

12 Âlûsî, a.g.e.. 9/139.

13 İbn Kesir, Hadislerle Kurân-f Kerîm Tefsiri (Terc. Dr. Bekir Karlığa, Dr. Bedreddin Çetiner), 11/5856; et-Taberî, Câmiu'l-Beyân, 10/116.

14 Ebû Davud, Kitabu'n-Nikâh, 246/2149.

15 Ebû Davud, Kitabu'l-Libas, 63-64/4112.

16 Müslim, Kader/20.

17 E. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur'ân Dili, Eser 4.. 5/3504; Said Havva, el-Esas fi'l-Tefsir (Trc. M. Beşir Eryarsoy) Şamil Yay. İstanbul, 1991, 10/32.

18 Nesefî, Tefsir, 3/140; İst. 1984, Kahraman Yay.

19 Doğan Cüceloğlu, İnsan İnsana, As Matb. İstanbul 1987,159.

20 Özcan Köknel, a.g.e.. 85.

21 Doğan Cüceloğlu, İnsan ve Davranışı, Remzi Kitabevi, İstanbul 1991,272.

22 Bekir Topaloğlu, a.g.e.. 210.

23 J. Brun Ros, Hatiplik Sanatı, (Çv. Nazife Müren), İstanbul 1973, 30.

24 Bekir Topaloğlu, a.g.e.. 209.

25 el-Cassâs, Ahkâmu'l-Kur'ân, Tahkik: M. es-Sâdık Kamhâvî, Daru'l-Mushaf, Kâhire, 5/229; es-Sabûnî, Ahkâmu'l-Kur'ân, Daru İhyai't-Türasi'l-Arabî, 2/151,167.

26 Ebû Dâvûd, Kitabu'n-Nikâh/44.

27 Özcan Köknel, a.g.e.. 223.

28 A.g.e.. 70.

29 Buharî, Şurut 1; Yabancı Kadınla Tokalaşma için bkz. es-Sabûnî, a.g.e.. 2/565-566.

30 Aynî, Umdetü'l-Karî, Mısır 1972, 18/296; el-Kastalanî, İrşadu's-Sârî, Daru'l-Fikr, Beyrut 1990,13/238.

31- Abdü'l-Kadir Udeh, Mukayeseli İslâm Hukuku ve Beşerî Hukuk, 4/18. (Terc. Prof. Dr. Ali Şafak, Ank. 1991, Rehber)

32 A.g.e..4/19.

33 Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne (Trc. Mehmet Yılmaz>, Pınar Yay. İstanbul 1988, 4/242.

34 Seyyid Sabık, a.g.e.. 4/243.

35 A.g.e.. 4/250,

36 A.g.e, 4/249.

37 Akademi 171, Zaman Gazetesi, 19 Aralık 1993.

Yeni Ümit Dergisi (31. Sayı Ocak, Şubat, Mart 1996)

Yazar:
Enes Kocabaş
Kategorisi:
Makaleler & Yazılar
Gönderi tarihi: 19-02-2010
4,444 kez okundu
Block title
Block content