Yasin Suresi 13 - 32. ayetlerde bahsedilen elçiler ve kavim hakkında bilgi verir misiniz?

İlgili Ayetlerin Meali:

13.
  Onlara, o kasaba halkından misal getir; hani onlara peygamberler (veya peygamber elçileri) gelmişti,

14.  Hani kendilerine iki elçi göndermiştik de onları yalanlamışlardı. Bunun üzerine o ikisini bir üçüncüsüyle destekleyip güçlendirmiştik. «Şüphesiz biz size gönderilen elçileriz!» demişlerdi.

15.  Onlar ise, «hayır, dediler, siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahman bir şey indirmemiştir. Siz ancak yalan söylüyorsunuz.»

16.  Elçiler de, «Rabbimiz bilir ki biz gerçekten size gönderilen elçileriz.

17.  Bize gereken, sadece açık tebliğdir» dediler.

18. Kasaba halkı onlara: «Doğrusu sizin yüzünüzden başımıza uğursuzluk çöktü. Eğer (bu iddia ve uyarınızdan) vazgeçmezseniz herhâlde sizi taşlarız ve elbette bizden size elem verici bir azap dokunur» dediler,

19.  Elçiler dediler ki: «Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir; size öğüt verilse de mi? Hayır, siz (inkâr ve sapıklıkta, inat ve azgınlıkta) aşırı giden bir milletsiniz.»

20.  Şehrin en uzak kesiminden bir adam koşarak geldi ve «Ey kavmim! Gönderilen bu elçilere uyun;

21.  Uyun sizden ücret istemeyenlere. Bunlar doğru yol üzerinde bulunuyorlardır.

22.  Hem beni yoktan yaratıp varlık alanına getiren Allah'a ne diye tapmayayım? Hepiniz ancak O'na döndürüleceksiniz.

23.  Artık ben, O'ndan başka tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman, bana bir zarar vermeyi dîlese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar da.

24.  O takdirde ben, mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.

25.  (Ey elçiler!) şüpheniz olmasın ki ben sizin Rabbinize imân ettim, beni işitiniz..» dedi.

26, 27. Ona, «Gir Cennet'e!» denildi. O da, «Ah keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama lâyık görülen kişilerden kıldığını bir bilselerdi» dedi.

28.  Onun ardından, milleti üzerine gökten hiçbir (yok edici) asker indirmedik, indirecek de değildik.

29.  Sadece bir haykırış (yetti); hemen sönüverdiler.

30.
  Yazık, çok yazık o kullara ki, kendilerine ne kadar bir peygamber geldiyse, mutlaka onunla alay ederlerdi.

31.  Görmediler mi kî, kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik ki onlar(dan hiç biri) bunlara (bir daha) dönüp gelmiyorlardı.

32.  Hepsi de istisnasız huzurumuzda bir araya getirileceklerdir.

İlgili Hadîs:

Sakafî Kabilesi'nden Mes'ûd oğlu Urve, Peygamber (A.S.) Efendimiz'e gelerek, «Ya Resûlullah! beni kendi kavmime gönder de onları İslâm'a çağırayım» dedi ve aralarında şu konuşma geçti:

— Seni öldürmelerinden endişe duymaktayım.

— Onlar beni uyurken bulsalar uyandırmazlar.

— O halde gidebilirsin.

Bu ruhsat üzerine Urve (R.A.) kendi kavmine gidip önce Lât ve Uzzâ adındaki putlara uğradı ve «yarın sizi kötü duruma düşüreceğim» diye mırıldandı. Onun bu düşüncesini öğrenen Sakifli'ler öfkelendiler. Buna rağmen Urve (R.A.) onlara şöyle seslendi: «Ey Sakifliler! Lât artık Lât değildir; Uzzâ da Uzzâ değildir. İslâm'a girin, selâmete erin» dedi ve bu sözü üç defa tekrarladı. Sakifli'lerden biri ona bir ok atarak öldürdü.

Bu haber Resûlullah (A.S.) Efendimiz'e ulaşınca, üzüldü ve şöyle buyurdu: «Doğrusu Urve'nin misâli, Yâsîn Sûresinde geçen kimsenin (Habib En-Neccar) misâline benzer.» (İbn Ebî Hatim - îbn Kesîr : 3/568)

Kasaba Halkı Ve Öldürülen Mü'min:

«Onlara o kasaba halkından misâl getir; hani onlara peygamberler (veya peygamber elçileri) gelmişti.»

Kıssada mü'minleri aydınlatır anlamda altı safha işleniyor. Şöyle ki:

1. Kasaba halkına önce iki elçinin gönderilmesi,  

2. O ikisini destekleyen bir üçüncü elçinin gönderilmesi,

3. Kasabanın bir ucunda oturan şuurlu bir mü'minin yardıma koşması ve elçileri tasdik etmesi,

4. Bu yüzden o mü'minin zulmen öldürülmesi.

5. Tebliğ ve irşadı kabul etmeyip işi tehdide döndüren ve sonra da masum bir insanın kanına giren inkarcı azgınların karakter yapısı, 

6. Öldürülen o sadık mü'minin sağ kalanlar hakkındaki temennisinden haber verilmesi.

Anlatılan üç resul (elçi) konusu bütünüyle Musa (A.S.), İsa (A.S.) ve Muhammed (A.S.) peygamberlere mi işarettir; yoksa Romalılara gönderilen, uyarı, tebliğ ve irşat göreviyle yükümlü bulunan üç peygamber elçisi mi veya üç ayrı peygamber mi misal anlamında kastedilmektedir?

Önce şunu belirtelim ki: Gönderilen üç elçi hakkında «murselîn» kavramına yer verilmiştir ki bu daha çok peygamberler hakkında kullanılmaktadır ve bazen de onlar adına teblîğ ile görevli elçiler hakkında da kullanıldığı vâkidir. O bakımdan büyük bir peygamberin dini yaymakla görevli üç yakın arkadaşı hatıra gelebilir. Nitekim müfessirlerin çoğu sözü edilen elçilerin, İsa Peygamber'in (A.S.) havarileri olduğu ihtimali üzerinde durmuşlardır. Kasabanın ise, Antakya, öldürülen yerlinin de Habib en-Neccar adında bir zat olduğunu yazmaktadırlar. Ancak bunların hiçbiri sahîh bir rivayete dayanmamaktadır, yani güvenilir bir dayanakları yoktur. Bu sebeple son asırda yetişen müfessirler bu rivayetin İsrâiliyattan olduğu şüphesini izhar etmişlerdir.

«Üç büyük peygambere işarettir» şeklinde yorumda bulunulmuştur. Bu da kesin değildir, ama gerçeğe pek yakındır. Bu takdirde Musa (A.S.) Mısır'ı Fir'avn'dan ve yandaşlarından kurtarıp temizlemiş ve zamanla ilâhî dinin o ülkede yayılmasına ortam hazırlamıştır. İsa Peygamber (A.S.) Romalılar arasına ilâhî kıvılcımı atıp ayrılmış ve zamanla o kıvılcım ortam bulup genişleyerek kralları dize getirmiş, ülkeleri aydınlatmıştır. Hz. Muhammed (A.S.) Efendimiz de o iki peygamberin arkasından üçüncü resul olarak gönderilmiştir. O, önce Arap Yarımadası'na, sonra da kıtalara baş eğdirmiş ve Allah'ın dinini yayıp, Allah'ın son mesajını insanlara tebliğ etmiştir.

Bu yoruma göre, öldürülen yerli mü'min, canını Allah ve Resûlüllah yolunda seve seve feda eden ilk Müslümanlara misaldir.

Peygamberlerin Tavrı:

İsmi anılmayan, kasabaya gönderilen üç peygamber veya üç peygamber elçisinin herkes gibi insan oldukları ileri sürülerek, kasaba halkı tarafından tasdik edilmemişlerdir. Bu, gönderilen her peygambere inkarcı sapıkların, putperest müşriklerin söylediği klasik bir sözdür. O halde gönderilenlerin uyarıcı peygamber olması ihtimali daha da kuvvet kazanmaktadır.

Hadîste, İbn Ebî Hâtim'in rivayetini sahîh kabul edersek, gönderilenlerin üç peygamber elçisi olduğu ağırlık kazanır. Ancak sözü edilen hadîsin sıhhati üzerinde şüphe izhar edenler olmuştur.

Gönderilen Peygamberlerden Sonra Sıkıntılı Günlerin Başlaması:

«Kasaba halkı onlara: «Doğrusu sizin yüzünüzden başımıza uğursuzluk çöktü.....» dediler.»

Kur'ân-ı Kerîm'in birkaç yerinde bir kasaba veya ümmet ve millete peygamber gönderildikten ve hak ile bâtıl arasında sürtüşme ve tartışma baş gösterdikten sonra, Cenâb-ı Hakk'ın o yer halkını daha çetin sınavdan geçirmek ve bir bakıma ayrı bir yoldan da uyarmak için üzerlerine kıtlık, zelzele, kasırga, lav, sel baskını ve benzeri bir afet oluşturup gönderdiğine dikkatler çekilmektedir. Nitekim Resûlullah (A.S.) Efendimiz hem Mekke'de peygamberliğini ilân ettikten birkaç yıl sonra Mekke'de; hem de Medine'ye hicret ettikten sonra Medine'de kuraklık ve sıkıntı baş göstermişti. O kadar ki bu durum gerçek Mü'minlerin imân ve bağlılığını artırmış; inatçı kâfirlerden bir kısmının yumuşamasına, bir kısmının da büsbütün küfür ve tuğyanını artırmasına sebep olmuştur.

Gönderilen üç peygamberin veya peygamber elçisi üç kişinin sözü edilen kasabaya gelmesiyle birlikte orada sıkıntı baş göstermiştir. O yüzden kasaba halkının çoğu inkâr ve azgınlığını artırarak, «sizin yüzünüzden başımıza uğursuzluk çöktü» demişlerdir. Oysa uğursuzluk kendilerinin kalbinde, niyetinde ve vicdanlarında yuvalanmış bulunuyordu ki onu bir türlü anlayamıyorlardı. Peygamberlerin veya elçilerin gelip tebliğ ve irşatta bulunmasıyla yuvalanan uğursuzluk meydana çıkmış oldu.

Kur'ân'ın bir başka yerinde bu konuya açıklık getirilerek şöyle buyurulmaktadır:

«Hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek mutlaka oranın halkını, yalvarıp yakarsınlar (gafletten uyansınlar) diye birtakım sıkıntı, darlık ve şiddete (tabi) tutup (hırpalamışızdır),» (Geniş bilgi için bak : A'raf Sûresi: 94 ve En'âm Sûresi: 42. âyetin tefsiri)

Fedakâr Mü'minin Uyarı Ve Tavsiyesi:

«Şehrin en uzak kesiminden bir adam koşarak geldi ve «ey kavmim, gönderilen bu elçilere uyun; uyun sizden ücret istemeyenlere. Bunlar doğru yol üzerinde bulunuyorlar» dedi.»

Peygamberleri veya gönderilen elçileri tasdik eden yerli halktan bir mü'minin uyarı ve tavsiye mahiyetindeki bu sözleri incelendiğinde, yedi kadar önemli gerçeği yansıtmaktadır. Şöyle ki:

1.
Hakk'a davette sür'at ve cesaret esastır. Aynı zamanda peygamberlerin kişiliğini ve görevlerini, yardımcı olup halka anlatmak büyük bir hizmettir.

2. Hakka, doğruya, iyiye çağrıda bulunurken ücret istenmez. Bu kutsal görev tamamen hasbîdir, fahrîdir. Nitekim hiçbir peygamber bu hususta ücret talebinde bulunmamış; aksine hakka davet doğrultusunda yapılan tebliğ ve irşadın ücretsiz olduğunu özellikle açıklamıştır.   Nitekim Şuarâ sûresinde bu konuda yeterli açıklama yapılmış bulunuyor.

Unutmamak gerekir ki, davanın büyüklüğünü ve yüceliğini kişisel çıkarlara alet etmek, o davaya bütünüyle ihanettir. Aynı zamanda davanın kutsallığına ters düşer.

3.
Peygamberlerin veya onları temsil eden gerçek mürşitlerin doğru yolda bulunduklarına dikkatleri çekmek; hiçbir makam, mevki, servet ve baş olma sevdasında bulunmadıklarını söylemek ve bu açıdan hareketle onların nasıl ferağat-i nefisle yola çıktıklarını anlatmak her mü'minin görevidir.

4. Yoktan yaratıp var kılan ve her şeyi insanın hizmetine veren Allah'a kulluk ve ibâdette bulunmanın akıllıca bir düşünce ve sağlam imândan kaynaklanan bir davranış olduğunu belirtmekte; her şeyin O'nun kudretinin eseri olduğunu isbat etmekte; eninde sonunda o yüce kudrete döndürüleceğimizi, ölümün bunun giriş kapısı bulunduğunu haber vermekte sayısız yararlar vardır.

5.
Allah'ı bırakıp yarar ve zarara muktedir olmayan basit cisimlere, canlı - cansız eşyaya tapmanın akıl ve idrâk dışı olan cehaletin ürünü olduğunu anlatarak düşünceleri yönlendirmeye çalışmayı ihmal etmemek oldukça lüzumludur.

6.
Allah'ı bırakıp başka şeye tapan insan, şüphesiz kendinden daha aşağı derecede bulunan şeylere tapmak gibi bir küçüklük ve aşağılık sergilemekte ve bütünüyle sapıttığını ortaya koymaktadır.

7.
Âlemleri yaratıp terbiye eden, her şeyi düzen ve dengede tutan O Yüce Rabbe kulluğun en üstün şeref ve meziyet olduğunu çekinmeden ilân etmekte mutlak hayır vardır.

İşte irşat ve teblîğin tartışmalı, çekişmeli safhalarında mürşitlerin durumunun yedi madde halinde açıklanması, onların gerçek tavrını, sadık mü'minler olduklarını simgeler. Gerisi Allah'a aittir. Dilediğini korur, dilediğini doğru yola eriştirir, dilediğini sapıklığıyla bocalar halde bırakır, dilediğini de bu yolda şehadet mertebesine eriştirir.

Nitekim Hz. Muhammed'in (A.S.) ashabı da bu yedi maddeyle ortaya çıkıp kendilerine düşen hizmeti lâyıkıyla yerine getirmişlerdir.

Böylece Kur'ân-ı Kerîm, beyân ettiği kıssa ve misallerle bu gibi mü'minleri hem övmekte, hem de onları kıyamete kadar gelecek olanlara örnek ve model göstermektedir.

Hak Uğrunda Şehadet Şerbetini İçmek:

«Ona, «gir cennete» denildi. O da, «ah keşke kavmim, Rabbımın beni bağışladığını ve beni ikrama lâyık görülen kişilerden kıldığını bir bilselerdi» dedi.»

Kur'ân-ı Kerîm hak uğrunda canını vermek suretiyle şehitlik mertebesine yükselen gerçek bir mü'minin ne kadar aziz ve şuurlu olduğunu bize öğretirken, hak uğrunda öldürülen, kasabanın yerli halkından o mü'mini misal vermekte; öldürüldükten sonra da onun, sağ kalanlar hakkındaki güzel temennisini naklederek Allah'ın gerçek bir mü'mine olan geniş lütuf, inayet ve rahmetini bir defa daha hatırlatmaktadır.

Mekkeli Putperestler Uyarılıyor:

Üç elçi ve öldürülen sadık mü'minin kıssası, Hz. Muhammed'in (A.S.), hak yolunda mücadelesini sürdürürken birkaç sadık mü'minin şehid edilmesiyle başarıya erişeceğine işaret etmekte; aynı zamanda küfür ve azgınlıkları, zulüm ve tuğyanları sebebiyle içlerindeki uğursuzluğun Mekkelileri kuşattığına, Hakk'a baş eğmezlerse, bu uğursuzluğun kendilerini perişan edeceğine dolaylı şekilde değinmektedir. Nitekim Bedir Savaşı'yla Allah'ın bu va'di yerine geldi; uğursuzluğu içlerinde taşıyan azgınların çoğu savaş meydanında leş kargalarına yem oldular.

«Onun ardından, milleti üzerine gökten hiçbir (yok edici) asker indirmedik, indirecek de değildik. Sadece bir haykırış (yetti); hemen sönüverdiler.»

Böylece sadık bir mü'mini haksız yere öldürmek suretiyle inkâr ve azgınlıkta ileri giden o kasaba halkının yok edilmesi için bir haykırış yetti. Bu haykırış yüksek derecede bir deprem olabileceği gibi, çok şiddetli bir kasırga da olabilir.

Âyetlerde, hakka davet edilmeleri amacıyla kendilerine üç peygamber veya elçi gönderilen kasaba halkı konu edildi ve bu arada fedakâr ve sadık bir mü'minin ortaya çıkarak onlara, gelen elçilere uymalarını tavsiye ettiği ve o yüzden öldürüldüğü anlatıldı ve böylece yaşamakta olan mü'minlere güzel misal verildi.

(bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 10/5036-5042.)

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 22-05-2009
4,413 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content