Tevbe suresi 107-110. ayetlerine göre, her camide namaz kılınmaz denilebilir mi? Caminin kuruluş maksadına, yapanların niyetine, para verenlerin amellerine bakmak gerekir mi?

Kur’an’da söz konusu edilen Mescid-i Dırar bizzat Allah tarafından fitne gayesiyle inşa edildiği haber verilmiş ve Hz. Peygamber (asv) de bunu açıkça insanlarla paylaşmıştır.

Bugün öyle bir vahiy olmadığına göre, camileri kendi düşüncelerimize göre değerlendirmek doğru olmaz. Çünkü böyle bir şey toplumda ayrılıklara, fitnelere sebep olabilir.

Hz. Peygamber (a.s.m) iki yüzlü münafıkları bildiği halde, onları halka teşhir etmemiş, camilere gelmelerine engel olmamıştır, bilakis normal Müslümanlara davrandığı gibi davranmıştır. İslam’da “Biz insanların dışa yansıyan söz ve fiillerine göre değerlendiririz, iç alemlerini Allah’a havale ederiz.” kuralı çok önemli bir prensiptir.

Şüphesiz caminin manevî inşaatını, binasını temsil eden cemaatin samimiyeti, takvası nispetinde böyle olmayan camiden daha değerli olduğu gibi, maddi binasındaki niyetin samimiyeti derecesinde de bu farklılık vardır. Ancak bu farklılığı seslendirmek ve propagandasını yapmak, bizlerin ne görevi ne de hakkıdır. Şahsî olarak beğenmediğimiz bir camiye gitmeyebiliriz, daha güzel bir camiyi tercih edebiliriz, fakat bu işi Mescid-i Dırar olarak değerlendirip ona göre propaganda yapmak, zaten birbirinden uzaklaşmış Müslümanları daha tefrikaya sevk edeceğinden sevap değil vebal getireceğini düşünüyoruz.

Bilgi açısından, konuyla ilgili ayetlerin meallerini ve kısa açıklama yapmayı uygun görüyoruz:

"107. Bir de şunlar var ki, zararlı eylemler gerçekleştirmek, inkarcılıklarını pekiştirmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulü'ne savaş açmış kişi lehine fırsat kollamak üzere bir mescid yapmışlardır. "Amacımız sadece iyilikti" diye de yemin edecekler, Allah şahit, onlar kesinkes yalancıdırlar.

108. Orada asla namaza durma! Daha ilk günden takva temeli üzerine kurulan mescid, namaz kılman için elbette daha uygundur; burada gerçekten arınmak isteyen adamlar vardır. Allah da temizlenenleri sever.

109. Binasını Allah'a saygı ve O'nun hoşnutluğunu kazanma temeli üzerine kuran mı daha iyidir yoksa binasını kaymak üzere olan bir uçurumun kenarına kurarak onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan mı? Allah kötülükte ısrar eden kimseleri doğru yola iletmez.

110. Onların kurduğu bina, yürekleri paramparça olmadığı sürece içlerinde bir huzursuzluk kaynağıı olmaya devam edecektir. Allah bilen ve hikmetle yönetendir." (Tevbe, 9/107-110)

Yesrib'deki (Medine) Hazrec kabilesinin ileri gelenlerinden olan Ebu Amir isminde Hristiyan bir şahıs değişik vesilelerle Hz. Peygambere (asv) ve Müslümanlara zarar vermek istemiş, ancak başarılı olamamıştı. En son Taif’e yerleşmiş, Huneyn Savaşı'nda Hevâzin kabilesi yenilgiye uğrayınca da Şam'a kaçmıştı. Şam'a kaçarken münafıklara, "Olabildiğince hazırlık yapın, ben Bizans imparatoruna gidip kuvvet getireceğim, Muhammed'i ve arkadaşlarını Medine'den çıkaracağım." diye haber göndermişti.

Ebû Âmir'in Medine'deki münafıklarla yaptığı iş birliği çerçevesinde hazırlanan oyunlardan biri de  mescit süsü verilen bir toplanma yeri inşa edilmesiydi. Münafıklar gerçekte kötü niyetle, fakat Mescid-i Kubâ ve Mescid-i Nebî'ye uzakta oturan yaşlıların cemaate yetişemediklerini, diğer insanların da soğuk ve yağmurlu gecelerde anılan mescidlere ulaşmalarındaki zorlukları bahane ederek Sâlim b. Avf kabilesinin bulunduğu yerde bir mescid inşa ettiler. Resûlullah (asv)'ın onayını alıp bu yapıya meşruiyet kazandırmak üzere kendisinden mescidi ibadete açmasını ve dua etmesini istediler. Hz. Peygamber (asv) o sırada Tebük Seferi'nin hazırlıklarıyla meşgul olduğunu belirtti ve "İnşallah döndüğümüzde orada namaz kılarız." buyurdu.

Tebük seferi dönüşünde münafıklar tekrar aynı taleple müracaatta bulundular. İşte Resûlullah (asv) gerçekte fesat ve nifak yuvası olarak inşa edilen bu mescidde namaz kılmak üzere oraya gitmeye hazırlanırken bu âyetler nazil oldu. Âyetteki bu uyarı üzerine Hz. Peygamber (asv) anılan mescidi yıktırdı. Âyetteki "zararlı eylemler gerçekleştirmek üzere yapılmış mescid" anlamına gelen ifadeden hareketle siyer ve İslâm tarihi ile ilgili eserlerde, yıkılan bu yapı Mescid-i Dırâr adıyla anılagelmîştir. (Taberî, ilgili ayetin tefsiri; TDV. İslam Ansiklopedisi, Mescid-i Dırâr md.)

108. âyette "daha ilk günden takva temeli üzerine kurulduğu" bildirilen mescidin hangisi olduğu hususunda ilk dönem İslâm âlimlerinden nakledilen rivayetler iki noktada toplanır. Bunlardan birine göre maksat Mescid-i Nebevî, diğerine göre Küba Mescidi'dir. (bk. İbn Mâce, İkamet, 197; Tirmizî, Mevakit, 125; Müsned, 5/396)

Taberî, birinci görüşü destekleyen rivayetleri daha sağlam bulmaktadır. (bk. Taberi,  ilgili ayetlerin tefsiri)

110. âyette geçen ve "huzursuzluk kaynağı" diye çevrilebilen "rîbe" kelimesi, "kuşku, erişilmez emel, pişmanlık ve kin" gibi mânalara gelmektedir. Bunlardan hareketle şu yorumlar yapılmıştır:

Münafıkların mescidi yaparken içlerinde taşıdıkları kuşku ve nifak sürüp gidecektir; o binayı yaparken gözettikleri amaç erişilmez bir hayal olarak kalacaktır; böyle bir iş yapmaktan duydukları pişmanlığı hep yaşayacaklardır; binanın yıktırılmasından dolayı duydukları kin devam edip gidecek ve bütün bu duygular sebebiyle devamlı bir huzursuzluk içinde yaşayacaklardır.

Âyetin "yürekleri paramparça oluncaya kadar" diye çevrilen kısmıyla, kalplerinin bu konuyla olan bağı tamamen kopuncaya kadar devam edeceğine işaret edilmektedir. Müfessirlerin çoğunluğu bu bağın kopmasını "ölüm" olayı ile açıklamışlar ve âyete "Onlar ölmedikleri sürece bu konudaki kuşkuları sürer gider" şeklinde mâna vermişlerdir. Bununla birlikte "Onlar yaptıkları aşırılıktan yüreklerini parçalayacak derecede pişmanlık ve üzüntü duyarak tövbe edinceye kadar kuşkuları devam eder." yorumu da yapılmıştır. (Râzî; Şevkânî, ilgili ayetlerin tefsiri)

Bu âyetler belirli bir olay vesilesiyle inmiş olmakla beraber, özellikle 109. âyette soyut bir anlatım biçimiyle ortaya konan ölçü dikkate alınırsa, burada temsilî bir örnekten hareketle şu mesaja ağırlık verildiği görülür:

İki yüzlü davrananlar arasında zararlı eylemler planlayan, inkarcılığı örgütlemeye ve müminlerin arasına ayrılık sokmaya çalışanlara karşı uyanık olunmalı, onların iyi niyet iddiaları ihtiyatla karşılanmalıdır; Allah'ın rızâsına, takva esası üzerine kurulu işlerle erişilir ve Allah kötülüklerden arınmayı samimi olarak isteyen kişileri sever; iki yüzlü davranmayı huy haline getirenlerin yürekleri kuşkunun esiri olur ve ölünceye kadar kendi kişiliklerini bulamadan bu kuşkunun girdabında bocalar dururlar; dünyada böyle bir bunalımı yaşadıkları gibi âhirette de acı bir sonla karşılaşacaklardır, zira onların akıllarınca başarı gibi görünen eylemleri aslında uçurumun kenarına yapılmış binadan farksızdır, kısa bir süre sonra bu bina onların cehenneme yuvarlanmaları sonucunu doğurur. (bk. Kur’an Yolu, Heyet, , ilgili ayetlerin tefsiri)

Hayır hasenat yapanların ve yaptıranların iç dünyalarını bilemeyiz. Bu konuda her Müslüman hüsnüzan etmekle sorumludur ve yapılan her hayrı ve iyiliği, hayır ve güzelliğe yormalıdır. Zaten adı üstünde hayırdır.

Ancak hayır yapan veya yapacak kimseler, kendi iç dünyalarında bazı konulara dikkat etmelidirler:

- Sırf Allah'ın hoşnutluğuna erişmeyi arzulamak.

- Her türlü gösterişten uzak tutmak, karşılığını sadece Allah'tan beklemek.

- Başkalarına nisbet olsun düşüncesiyle yapmamak.

- İkilik doğuracak bir niyet taşımamak.

- Yakın yerde ihtiyacı karşılayacak cami varsa, yenisini muhtaç olan yerlerde yapmak. (bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, ilgili ayetlerin tefsiri)

İlave bilgi için tıklayınız:

MESCİD-İ DIRÂR

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 16-07-2010
3,594 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content