Şuara Suresi, 4. Ayette 'Biz istesek, onlara gökten bir mucize indiririz de derhal ona boyun eğerler.' Gökten bir mucize derken, başlarına bir felaket indirmekten mi bahsediliyor?

Şuara Suresi, Ayet 3 ve 4:

'İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin!'

'Biz istesek onlara gökten bir mucize indiririz de derhal ona boyun eğerler.'


Ayetlerin Açıklaması:

Bu âyetlerde müşriklerin Kur'an'a inanmamalarından ve ona karşı gösterdikleri düşmanca tavırdan dolayı üzülen Hz. Peygamber (sav) ve müminler teselli edilmektedir. (krş. Kehf 18/6; Fâtır 35/8)

Çünkü Peygamber'in görevi onları zorla iman ettirmek değil, Kur'an'ı tebliğ edip doğru yolu göstermektir. (Nahl, 16/82)

4. âyette ifade edildiği üzere Allah Teâlâ isteseydi inkarcıları iman ettirecek bir mucize, bir felâket göndererek onların boyun eğmelerini sağlardı. Ancak böyle bir zorlama, imtihan hikmetine aykırıdır. Allah dünyayı, hayatı ve ölümü imtihan için yaratmıştır. İnsanın bu imtihanı kazanması serbest ve özgür iradesiyle Allah'a inanmasına ve itaat etmesine bağlıdır. (bk. Diyanet Tefsiri,  Kur'an Yolu: IV/156-157.)

Cenâb-ı Hak bu âyetle, bir diğer önemli hususu hem Peygamber'e (A.S.), hem de mü'minlere öğretiyor. Şöyle ki : Boyunları eğecek, inatları kıracak, taassubu yenecek, gururları kaldıracak büyük bir âyet, yani bir mu'cize indirebilirdi. Ama indirmedi. Çünkü o zaman serbest düşünmenin, aklı yeterince kullanmanın anlamı kalmaz; ihtiyarî bir imâna değil, ıztırarî bir imana kapı açılmış olurdu. Oysa Cenâb-ı Hak, kullarına verdiği akıl, idrâk ve benzeri yeteneklerle akıl ve düşünce yolundan hareketlerini sağlamayı dilemiştir. Bunun için de ihtiyarî imânı kabule lâyık görmüştür. Öyle ki, sünnetullah bu yolda tecelli etmiştir ki, bazı istisnalarla sünnetullahın değişmesi söz konusu değildir. (bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 8/4354.)

'Biz dilesek onlara gökten bir mûcize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.'

Çünkü senin endişen ne, ey Resûlüm? Eğer insanların Müslüman olmalarıysa derdin, yâni hakkın galip gelmesini gözlerinle görmekse endişen, bak bu çok basit: Eğer biz isteseydik bir âyet indirirdik semadan da onların hepsi boyun eğerlerdi mecburen. İsteseler de istemeseler de onlar boyun eğerler teslim olurlar, Müslüman olurlardı. Ama bu istenen bir şey değil ki. Ben onların böyle iman etmelerini istemiyorum ki. Bak böyle iman eden meleklerim var benim. Halbuki ben onları melek değil insan olarak yarattım. Eğer ben isteseydim melekler gibi onların da boyunlarındaki kulluk iplerinin ucunu doğuştan elime alır serbest bırakmazdım. Ama ben irade verdim onlara, iradeleriyle iman etmelerini istiyorum onların, diyor Allah.

Yâni ey peygamberim, onların seni dinlememeleri, sana karşı gelmeleri, âyetlerimize karşı kulak vermemeleri, emirlerimize boyun eğmemeleri, adam olmaya yanaşmamaları eğer senin ağırına gidiyorsa, sen takma kafana! Biz öyle bir âyet göndeririz ki bu göze yönelik bir âyet de olabilir, kulağa yönelik bir âyet de olabilir, o zaman mecbur iman ederlerdi. Meselâ ne gibi bir âyet? Tufan gibi, sayha gibi, racfe/şiddetli sarsıntı gibi, melekler gibi bir âyet göndeririz de o zaman hepsi iman ederler onların. Ama ne faydası olacak da bu imanın? Hattâ pişmanlıkları bile Firavun örneğinde olduğu gibi hiç bir fayda vermeyecektir onlara.

Yâni Allah için bütün kâfirlerin teslim olup boyun bükecekleri bir âyet göndermek hiç de zor değildir. Allah'ın böyle bir âyet göndermemesi Allah'ın hâşâ âciz olduğu anlamına gelmez de, zorla kabul edilen bir imanın Allah katında makbul bir iman olmadığı anlamına gelir. Eğer Allah insanları iman ve itaate zorlama yöntemini benimsemiş olsaydı, o zaman insanlardaki iradenin de imtihanın da mânâsı kalmazdı. Üstelik bu amaçla âyetler göndermeye de gerek kalmazdı. Bunun yerine insanı doğuştan melekler gibi günâh işlemeyen bir varlık olarak yaratır ve biterdi. Ama murad-ı İlâhî bu değildir. (bk. Besairu'l Kuran, İlgili ayetin tefsiri)

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 22-05-2009
3,414 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content