Rûm, 30/21 ve Nahl, 16/72. ayetlere göre, her insanın, Hz. Adem örneğinde olduğu gibi, kendi nefislerinden yaratılmış eşleri mi vardır?

Önce ilgili ayetlerin meallerini yazmakta fayda vardır:

“Allah  kendi nefislerinizden (cinsinizden, kendilerinizden, içinizden, sizin gibi insan olanlardan) size eşler yarattı. Eşlerinizden size oğullar, torunlar verdi ve sizleri hoş, güzel gıdalarla besledi. Böyle iken onlar batıla inanıyor da Allah’ın bunca nimetlerini inkâr mı ediyorlar?”(Nahl, 16/72)

“O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Kendilerine ısınmanız için, size kendi nefislerinizden (cinsinizden, kendilerinizden, içinizden, sizin gibi insan olanlardan) eşler yaratması, birbirinize karşı sevgi ve şefkat var etmesidir. Elbette bunda, düşünen kimseler için ibretler vardır.”(Rum, 30/21).

Ayetlerde yer alan “enfus/nefislerinizden” ifadesi, insanların kendi şahıslarından değil, insanların kendi cinsinden” anlamına gelir, meallerdeki parantez içi, bu manayı ifade eder. Nitekim "Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki" (Tevbe 9/128) ayetinde geçen “min enfusiküm” ifadesi "kendi aranızdan, içinizden, kendi cinsinizden, sizin gibi insan olan birisi" anlamına gelmektedir.

Kadınlar da erkekler de aynı kökten, insan tütündendir; dolayısıyla birbirine eşit konumda olup ilke olarak cinsiyet farkı bir ayırım sonucunu doğurmaz; hatta evlât ve torunlar da (sürüp giden nesiller) ana babalarıyla temel değerlerde eşittirler.

Şu halde cinsiyet farkı ve bunun bir sonucu olan üreme süreci, evlilik, aile kurumu ve bu kuruma bağlı olarak koca, eş, evlâtlar, torunlar şeklinde statülerin oluşması, insan hayatını geliştiren, zenginleştiren, değerlerin oluşmasına zemin oluşturan ilâhî lütuflardır, nimetlerdir.

Aile Yuvasının Önemi

Cenâb-ı Hak bize eşler, çocuklar ve torunlar verirken, onları dosdoğru-besleyip topluma yararlı düzeye getirmemiz ve kötülüklerden uzak bulundurmamız için pak ve temiz rızıklar da hazırlayıp vermiş ve helâlından kazanıp geçinmemizi emretmiş; insanların ruhları kararmasın, vicdanları silik hale gelip ahlâkları bozulmasın diye zararlı şeyleri haram kılmıştır. Şüphesiz ki Allah, bu hükümleriyle, daha çok sosyal yapıda uçurumlar meydana gelmesin, geri zekâlı bir nesil oluşmasın diye aileyi yönlendirmeyi murat etmiştir.

Ne yazık ki, insanların çoğu Allah'ın temiz, pak ve yararlı nimetlerini yeterli bulmadılar da haram ve zararlı rızıklar elde etme kavgasını başlattılar. O nedenle hem kendilerini, hem çocuklarını zehirlediler. Sonra da bir çoğu kalkıp meydana gelen düzensizliği Allah'a nisbet edecek kadar şuursuzlaştılar; batıla inanıp bağlanmayı tercih ederek aile ve toplumlarına en büyük kötülüğü yaptılar.

Allah’ın âyetlerinden, ilâhlığının lütuflarını gösteren delillerinden biri de, kendi cinsimizden, yani maymun veya diğer bir hayvandan değil, kendi özlerimizden, aynı insan, beşer cinsinden(bk. Elmalılı, Rum, 30/21. ayetin tefsiri), kendilerine ısınalım, meyledip yakınlık kuralım diye eşler yaratmasıdır. Çünkü cinsiyet koklaşmaya, farklılık ürküntüye sebep olur. İnsan eşini başka hayvandan aramak zorunda kalsaydı, ne kötü olurdu! Hem aramıza bir sevgi ve merhamet koymuş; evlenme vasıtasıyla öyle insanî bir seviş ve esirgeyiş ki, hayvanlar gibi kızışma zamanlarına mahsus değil, hatta yalnız karı-koca arasında değil, genel olarak biz insanlar arasında bir sevgi ve merhamet duygusu yapmıştır. Şüphesiz ki onda, nefislerimizden eşler yaratıp aramıza sevgi ve merhamet bırakmakta, âyetler vardır. Sadece bir âyet değil, birçok âyetler, Allah Teâlâ'nın tabiatları yaratıp, değiştirip, kemale erdiren kudretiyle beraber, rahmetine ve özellikle biz insanlar hakkındaki Rahman olan Allah'ın yardımına ve Rabbanî hükümlerine de delâlet eden deliller vardır.

Ayetler, düşünecek bir topluluk için insan yaratılışında çok hikmetler olduğunu haber verir. İnsanlığın nasıl yüksek bir ahlâk ve sevimli bir medeniyete hazır ve ne kadar mutlu bir hayat ve nimete aday olarak yaratıldığını bildirir. Bu hayatın bir rüknü olan kadının düşüş ve zilletten korunması için, sevgi ve esirgeme hisleriyle nasıl bir sosyal düzenin takip edilmesi gerektiğini gösterir.

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 06-11-2009
3,915 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content