Ne dersiniz, şayet O’nun azabı size ha yatarken gelmiş, ha gündüzün!.. (Yunus, 10/50) mealindeki ayeti açıklar mısınız?

İlgili ayetin meali şöyledir:

“De ki: “Ne dersiniz, şayet O’nun azabı size ha yatarken gelmiş, ha gündüzün!  Suçlular, bunlardan birini çarçabuk istemelerine ne sebep var ki!”(Yunus, 10/50).

Bu ayet, müşriklerin alaycı bir ifadeyle iman etmelerine şart koştukları “azabın gelmesi”ne dair isteklerine bir cevap teşkil etmektedir.

Bu isteklerin bir kısmı şu ayetlerde şöyle seslendirilmiştir:

“Ve ‘Biz’ dediler; “Sana asla inanmayacağız. Ta ki yerden bir pınar akıtasın. Yahut senin hurma ve üzüm bağların olsun da aralarından gürül gürül ırmaklar akıtasın. Yahut iddia ettiğin gibi gökyüzünü parçalayıp üzerimize kısım kısım düşüresin, ya da Allah’ı ve melekleri karşımıza getiresin de onlar senin söylediklerine şahitlik etsinler.”(İsra, 17/90-92)

İşte ilgili ayette “azabın gelmesi ile iman etme” arasında mantık açısından var olan çelişkiye dikkat çekilmiş ve iman etmek için şart koştukları her şeyin iman etmemek için birer bahane olduğuna işaret edilmiştir. Bu açıklamayla, müşriklerin ciddiyetten uzak isteklerinin verilmemesinin hikmetine vurgu yapılmış ve böylece -bu konuda elinden bir şey gelmeyen- Hz. Peygamber (asv)’e teselli verilmiştir.

Kur’an’ın buradaki cevabı iki şıktan meydana gelmiştir:

Birinci şıkta; istedikleri azabın hemen gelmemesinin birkaç hikmetine -mealen- şu ifadelerle işaret edilmiştir:

“De ki: “Ben kendi kendime bile, Allah’ın dilediğinden başka ne bir zararı savma, ne de bir fayda sağlama imkânına sahip değilim. Her ümmetin belirlenmiş bir ömür süresi vardır. Artık o vâdeleri gelince, onu ne bir saat ileri, ne de bir saat geri alamazlar.”(Yunus,10/49).

Görüldüğü üzere, bu ayette “istediklerini vermek elinden gelmediği, her ümmet için belirlenmiş bir ömrün bulunduğu”na dikkat çekilerek, isteklerinin geri çevrilmesinin bu iki hikmetine işaret edilmiştir.

İkinci şıkta ise, müşriklerin alaycı bir ifadeyle iman etmelerine şart koştukları “azabın gelmesi”ne dair isteklerinde samimi olmadıkları, bunun mantık açısından bir çelişki olduğuna -söz konusu olan- ayetle işaret edilmiştir:

“De ki: “Ne dersiniz, şayet O’nun azabı size ha yatarken gelmiş, ha gündüzün!  Suçlular, bunlardan birini çarçabuk istemelerine ne sebep var ki!”(Yunus, 10/50).

Yani gelecek bir azap ya gündüz ya gece gelir. Azaba maruz kalanlar, ister gündüz uyanık iken, ister gece uykudayken kendilerine azap gelmiş olsun, bu azabı kendilerinden savamazlar ve artık makbul bir iman etme imkânını da bulamazlar.

İlgili ayetin ardından gelen şu ifadelerde bu gerçeğin altı çizilmiştir: 

“İş işten geçtikten sonra mı iman edeceksiniz? Demek şimdi ha! (Ama artık çok geç!). Alın da görün çarçabuk gelmesini istediğiniz şeyi!”(Yunus, 10/51).

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 18-06-2010
2,802 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content