Buradasınız

Mu´min Suresi 38. ayetinde Firavun´un kavminden iman eden bir kişi, Musa ve Harun varken neden kendisinin takip edilmesini istiyor? Neden Musa ve Harun´a değil de kendisine ittibaya çağrıyor? Kimdir bu kişi?

 

İlgili ayetin meali şöyledir: “İman eden zat şöyle devam etti: “Ey benim halkım, gelin bana uyun ki size doğru yolu göstereyim.” (Mü'min, 40/38).

Surenin 26. ayetinde, Firavun’un Hz. Musa peygamberi öldürme teşebbüsünden sözedilmiştir.  Elinde hiç bir maddi güç ve kuvvet buluınmayan Hz. Musa “Ben, âhirete, hesap gününe inanmayan her kibirli ve zorbadan benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a sığınırım” (Mümin 40/27) diyerek, Firavun ve taraftarlarını mutlak gelecek bir hesap gününde zalimlerin sorgulanacağından ve şiddetli ceza göreceklerine dikkat çekmiştir.

Bundan sonraki ayetlerden anlaşılıyor ki, bu manzara karşısında daha fazla dayanamayan gizli mümin sahneye çıkıyor ve Firauvun ile taraftarlarını Hz. Musa’yı öldürmemeleri için çaba gösteriyor ve mantikî gerekçeler sunuyor ve şöyle diyor: “Ne o, siz bir insan “Rabbim Allah’tır!” dedi diye kalkıp onu öldürecek misiniz? Halbuki o Rabbiniz tarafından açık belgeler ve mûcizeler de getirdi. Eğer yalan söylüyorsa, yalanı zaten kendi aleyhinedir. Ama şayet doğru söylemişse, en azından onun sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şu bir gerçektir ki Allah haddi aşan, yalancı kimseleri iflah etmez...”(Mümin, 40/28).

Bu açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, sözkonusu mümin insanları “kendine tabi olmaya” çağırırken, aslında Hz. Musa’ya tabi olmalarını istemektedir. Çünkü,  kendisi Hz. Musa’nın haklılığını savunmakta onu nazara vermeye gayret etmektedir. Bununla beraber, onun doğrudan doğruya “Hz. Musa’ya tabi olun” ifadesi yerine “bana tabi olun” demeyi tercih etmesinin şu hikmetleri olabilir.

a. Bu gizli mümin kimse, Firavun ve ileri gelen taraftarlarıyla konuşmasının delaletiyle, devlet yönetiminde önemli bir yer işgal etmektedir. Böyle bir konumda olan bir kimsenin bir anda bütün devlet yöneticilerini kendi aleyhine çevirecek bir tavır takınmayı uygun görmemiş olabilir.

b. Bu mümin kimse, peygamber olduğuna inandığı Hz Musa’yı ölümden kurtarmak gibi çok önemli bir iş için muhataplarını ikna edecek  bir konuşma yapmaktadır. Bu konuşmanın halk üzerinde etkili olması için çok objektif olarak algılanması gerekmektedir. İşte bu kimsenin -yukarıda geçtiği üzere 28. ayette meal olarak yer alan “Siz bir insan “Rabbim Allah’tır!” dedi diye kalkıp onu öldürecek misiniz? …Eğer yalan söylüyorsa, yalanı zaten kendi aleyhinedir. Ama şayet doğru söylemişse, en azından onun sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir” ifadeleri onun çok objektif görünmeye özel çaba harcadığını göstermektedir. O halde“Musa’ya tâbi olun” demesi, bu tarafsızlık imajını zedeleyebilirdi.

c. Ölüm tehdidiyle ilgili  karşılıklı konuşma, önce Firavun ile Hz. Musa arasında geçmekle beraber, daha sonra Hz. Musa yerine, diyalogda bu mümin şahıs yer almıştır. Bu sebeple artık diyalog, Firavun ve onun taraftarları ile mümin şahıs arasında cereyan etmektedir. Mümin şahsın kendini nazara vermesi “bana tâbi olun” demesi,  kendisinin de taraflardan biri olduğu bu diyaloğun bir sonucu olarak gözükmektedir. Yani diyaloğun konusu Hz. Musa’dır, diyaloğun kahramanları ise, Firavun ve gizli mümindir. Bu iki kahramanlardan biri Hz. Musa’nın yanlış yolda olduğunu, diğeri ise, onun doğru yolda olduğunu savunmaktadır. Bu kahramanlarından her biri, kendi  sözlerinin doğru olduğunu, halkı doğru yola götüreceğini iddia etmektedir. Surenin 29. ayetinde; “Firavun: ‘Ben size sadece kendimce uygun bulduğum görüşü bildiriyor ve size tutulması gereken doğru yolu gösteriyorum’dedi” mealindeki ayette Firavun’un bu iddiasına yer verilmiştir. Surenin 38. ayetinde ise, mümin olan şahsın aynı iddiası söz konusdur. “İman eden şahıs da: : ‘Ey benim halkım, gelin bana uyun ki size doğru yolu göstereyim’ dedi”.

Demek ki, bu ifade karşı tarafı temsil eden Firavun’un kullandığı aynı ifadeyi kullanmıştır. Bu da karşıt iddiaların ortak paydasını oluşturmuştur.

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 27-01-2012
1,936 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content