Muhasibi ve Kur'ân'ı Yorumlamada Kullandığı Bazı Kriterler

I. MUHASİBİ, ŞAHSİYETİ VE TASAVVUFU

A - Hayatı

"Asıl adı Ebu Abdillah el-Haris İbn Esed el-Anzi el-Muhasibi'dir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte yaklaşık H. 165'de Basra'da doğdu. Çok küçük yaşta ailesiyle birlikte Bağdat'a yerleşti. Orada yaşadı ve H. 243'de aynı yerde vefat etti. Künyesi Ebu Abdillah'dır. Evliyanın beyi, takva sahiplerinin direği, itibarlı, muhteşem, iftihar edilen muhterem, menkıbe sahibi, alim, şeyh, zahir ve batın ilimlerine vakıf ulemadan olup, bir çok ilim dalında çağındaki evliyanın müracaat kaynağı bir abiddir. Tevhidde ve tecridde hususi bir yolu olan Muhasibi, mücahede ve müşahedede ulaşılması mümkün en yüksek mertebeye ulaşmıştır."1 Nefis muhasebesini çok yaptığından "Muhasibi" olarak isimlendirilmiştir.2

Babası çok zengin biri olmasına rağmen Muhasibi çok fakir bir hayat yaşamış ve çeyrek dirheme muhtaç olarak irtihal-ı dar-ı beka eylemiştir.3 Buna ilişkin şu hadise nakledilir. Haris'e, pederi vefat edince birçok mal-mülk ve akar kalır. Fakat Muhasibi bundan birşey almaz. Bunun sebebi kendine sorulduğunda da sahih bir rivayette Nebi'den (s.a.s.) nakledilen "Aralarında din farkı bulunanlar, yekdiğerine mirasçı olamaz."4 hadisini nakleder. Çünkü babası Kaderidir. Buna ilave olarak şu da zikredilmektedir: "Muhasibi bir gün yolun ortasında babasının yakasına yapışır -orada bulunanlar hadiseye şahit olmaktadırlar- ve babasına: Annemi boşa. Zira sen başka dindensin."5 der. Bu açıdan annesinin Kaderiye'ye karşı bir adavetinin olduğu da söylenebilir. Babasının durumuna bakılacak olursa Muhasibi'nin çocukluk döneminin refah ve bolluk içinde geçtiği anlaşılmaktadır. Fakat bu durum onun düşüncesine tesir etmemiş olacak ki babasından çok annesine meyletmekte ve onun yanında yerini almaktadır. Hatta Mutezile'nin muhaddislere bakışı herkes tarafından malum iken Muhasibi'nin, beklenmedik bir anda Mutezili ders halkasından ayrılması, bize onun hem küçük yaşlarda ilim hayatına atıldığını hem de Kaderiye'ye karşı tavrının açık ve net olduğunu belirtmektedir.6

"Gerek muteber tabakat kitapları, gerekse kendi telifleri, Basra'da doğması ve oradan da küçük yaşta Bağdat'a yerleşmesinin dışında hayatıyla ilgili bize geniş bilgi vermemektedir. Basra'dan ailesi ile birlikte çıkıp Bağdat'a yerleşmesini, Bağdat'ta Babu't-Tak mahallesinde babasıyla kendi arasında geçen bir olaydan anlıyoruz. Ayrıca gençliğini fakihlerin ve muhaddislerin ilmi sohbetlerinde ve ders halkalarında geçirdiğini, muhaddislerden yaptığı rivayetlerin çokluğundan tahmin edebiliyoruz."7 Künyesinin Ebu Abdillah olduğu, Muhasibi'nin hal tercemesinin verildiği hemen hemen bütün kaynaklarda geçmektedir. Bu da bize onun evlenmiş olabileceğini gösterir. Ancak ulaşabildiğimiz kadarıyla evlatlarıyla ilgili herhangi bir bilgiye rastlayamıyoruz. Dolayısıyla onun günlük hayatıyla alakalı çok şey bilemiyoruz. Çocukluğu ve gençliği bizim için meçhul iki devreden ibarettir. Bunun yanında olgunluk dönemini idrak etmiş kamil bir şeyh olarak baktığımızda, hayatını gayesine adamış birini görürüz. Tıpkı Hz. Muhammed'in (s.a.s.) putperestleri hakka davet edip din ehli insanlar haline getirdiği ve onları ahlaki değerleri itibarı ile en yüksek derecelere erdirdiği ve içlerine halis takva ve iman salıp onlardan örnek bir topluluk oluşmasına vesile olduğu gibi, Muhasibi de muasırlarının dinin yenilmeyen prensiplerine ve sahih imanın iadesine yönelmelerini hedeflemektedir ki, bu Muhasibi'nin kendisi için arzuladığı bir emanet ve bütün takatını kullandığı bir gayedir."8

B - Şahsiyeti

Haris el-Muhasibi onurlu bir kişidir. Dinin ve ilmin izzetini koruma adına son derece titiz olup gözü hep rıza mertebesindedir. Kendisi ve rehber olmaya çalıştığı insanlar için hedefi, dinin yenilmeyen gücü, sahih ve sağlam imanın kalblere ve kafalara -özellikle amele aksetmek suretiyle- hakim olmasıdır. Babası varlıklı ve kendisinin de ihtiyacı olmasına rağmen, babadan kalan servete, hassasiyetinin gereği, müstağni kalmıştır. Bu meblağın yaklaşık otuz bin dinar veya yetmiş bin dirhem olduğu ifade edilmektedir.9 Muhasibi bu mala dokunmamış ve onu beytu'l-mal'a göndermiştir.10

Hayatını hep onurlu yaşamıştır. Murakabe, muhasebe, zühd ve takvanın ona kazandırdığı bir şahsiyet vardır ki, onunla bir salikin ermesi mümkün olan en yüksek mertebeye ermiştir. Hatta bununla alakalı olarak Cüneyd, şunu nakleder: "Haris çok hastalanan muzdarip bir insandı. Birgün eşikte otururken onu karşımda gördüm. Yüzünde açlığın verdiği bir solgunluk vardı; bitkindi. Yanına sokulup, Amca! Bizim eve girsen, birşeyler atıştırsan. Sonra da amcamlara gideriz. Onların sofraları bizden daha renklidir. Orada daha lezzetli yemekler bulunur dedim. Önüne birkaç çeşit yemek koydum. Elini uzattı, bir parça alıp ağzına götürdü. Ama yutamıyordu. Çiğniyor, çiğniyor, ağzında geveliyor, lokma boğazından aşağıya inmiyordu. Sonra birden kalktı, hiçbir şey söylemeden çekip gitti. Ertesi gün karşılaşınca merakla sordum: Amca! Önce beni sevindirdin, sonra da üzdün. Neden böyle davrandın? Haris dikkatle bana baktı ve: 'Evladım! Açlık feci bastırmıştı. Bana sunduğun yemeği bulmak için çok çaba harcamıştım. Ama benimle Rabbim arasında hususi bir işaret vardır. Yiğeceğim O'nun rızasına uygun olmazsa burnuma kötü bir koku gelir. Midem önümdekini kaldırmaz. Sizin evin önündeyken de bana sunduğun yemeğin ilk lokmasını aldığımda bu kokuyu hissettim. Birden iştahım kesildi, lokmayı çöpe attım ve çıktım.' dedi."11

Diğer bir hususiyeti ise, şüpheli bir yemeğe elini uzattığı an parmağındaki bir damarın harekete geçerek onu uyarmasıydı.12 Muhasibi'nin takdire şayan diğer bir yönü de, Resulüllah'ın sözleri hususunda son derece titiz davranıp hakkı cesurca haykıran ender insanlardan olmasıdır.13 Haris el-Muhasibi'nin muasırı bazı alimler vardır ki sultanların kapılarını tutmuş, onların hüsn-ü teveccühlerini kazanmaya çalışmışlardır. Bir kısmı da vardır ki ilmin izzetini korumuş, onurlu ve şahsiyetli yaşamışlardır. Ahmed İbn Hanbel, sultanlardan hediye alıyor diye oğlu Salih'e kapısını kapamış ve ona karşı tavrını koymuştu. Muhasibi de bunlardan biridir.14

Bir insanın onurlu ve iffetli bir hayat yaşayıp, düşünce ve şahsiyet kaymalarına maruz kalmadığını tesbit açısından -bu tür olaylara maruz kalmış ise- hadiseler karşısındaki tutum ve tavrı o şahıs için çok önemli sabitelerdendir.

"Diğer yandan Muhasibi, ibadete düşkün bir abid, zahid bir sofi, gözü yaşlı bir nasih, saduk bir insan olarak rivayette bulunan bir muhaddis, fakih ve mütekellim bir alimdir. Açık kalbililikle hakkı ilan, beyan parlaklığı ve ifade gücüne mazhar bir insandır. Herhangi birisine terğib ve terhibe müteveccih bir şey söylediği zaman, sanki o kimse onu gözle görüyor gibi olur ve onu vicdanında hissederdi. Konuştuğu zaman daima müdellel konuşur ve söylediği şeylerle insana yakin elbisesini giydirirdi. Davet ettiği amellere ikna sadedinde soluklarını insan içine öylesine akıtırdı ki, tıpkı şiddetli bir azaba maruz kalan evladına karşı titreyen, korkan, merhamet edip onun için inleyen müşfik bir babanın halini alırdı."15

C-Yaşadığı İlmi Muhit

Muhasibi'nin Basra'da doğup devrinin en önemli ilim merkezlerinden biri olan Bağdat'ta ailesiyle beraber yaşaması; Fıkıh, Hadis, Tefsir, Kelam sohbetlerinin yapıldığı ders halkalarına gidip gelmesini kolaylaştırmış ve daha çocukluk döneminden itibaren geniş bir ilmi muhite sahip olmasını sağlamıştır.

"Bağdat, Muhasibi'nin yaşadığı dönemlerde çok çeşitli olaylara sahne olmuştur. Daha sonra kendisinin de bizzat reddiyede bulunacağı Mutezile ekolü ile muhaddisler arasında şiddetli münakaşalar yaşanmıştır. Mutezile, zamanla Abbasi halifeleri üzerinde etkili olmuştur. Sofilerin bir yandan içtimai hayattan kendilerini tecrid ederek daha çok nefis muhasebe ve murakabesinde bulunmayı tercihleri, buna mukabil Mutezili ekolün daha aktif tutumları, kaderi düşüncenin devlet erk'anı üzerinde etkili olmasında önemli rol oynamıştır."16 Dolayısıyla devlet, bu ekolü benimsemiş ve ilme merakı olan Me'mun da H. 212 senesinde Kur'an'ın mahluk olduğunu benimseyerek alimlerden bu görüşü kabul etmelerini istemiştir."17 Me'mun'dan sonra halife olan Mu'tasım (H. 218-227) iş başına geldiğinde; o da ağabeyinin yolunu takip ederek, vasiyeti üzere insanları Kur'an'ın mahluk olduğu görüşünü kabule zorlamıştır.H. 219'da Ahmed İbn Hanbel'e bu görüşü benimsemesi için yaklaşık otuz değnek vurdurur; ama kabul ettiremez. Bunun üzerine evinden çıkmasını ve ders takririni yasaklar. Ahmed İbn Nasr el-Hüzai H. 231'de mihne-i Kur'an münasebetiyle öldürülür.18

Bütün bu olup bitenlere şahid olan Muhasibi, hadiselerin çehresinde Mutezili düşüncenin özellikle "akıl'la alakalı sözlerini ve yorumlarını çok iyi anlar, imal-i fikir eder ve muhaliflere cevap vermeye kendini hazırlar. Neşet ettiği ortamın gereği, çevresi, çeşitli ders halkalarından müteşekkildir. Özellikle sünni düşünceye kilitlenmesi ve ilmin izzetini koruma düşüncesine matuf şahsi fedakarlıkları bu muhitin eseri olsa gerek. Uzun yıllar muhaddislerin sohbetlerine katılması ve ders alması, hadis konusundaki istikametini sağlayan en önemli faktörlerden biridir. İmam Azam Ebu Hanife'nin (H. 150) gözde talebelerinden İmam Ebu Yusuf'tan (H. 181) "er-Riaye" de rivayette bulunması, üstadı İmam Malik ile hem muasırı hem de mezheb imamı Şafii'den (H. 204) ders alması, fıkıhtaki düşünce rasaneti hakkında fikir vermektedir. Tasavvufta ise Hasan el-Basri (H. 110), İbrahim İbn Edhem (H. 162), Davud et-Tai (H. 166) ve Fudayl ibn İyaz (H. 187) gibi kimselerin düşünce dünyalarına muttali olması, tasavvufi yönüne ve ilmi muhitinin zenginliğine işaret eden unsurlardandır.19

D - İlmi Şahsiyeti

"Muhasibi'nin, gençliğinin tamamını bu mezkur kültür, ilim ve terbiye ocaklarında geçirmesi, ona tenkitçi bir bakış açısı kazandırmış ve müdellel olmayan bir şeyi kabul etmeme gibi ilmi bir hassasiyet de sağlamıştır."20

Bir insanın ilmi şahsiyetini tanımak ve değerlendirmek için, evvela ilmi olarak ortaya koyduğu eserlere, sözlerine ve diğer alimlerin, hakkında söylemiş olduğu ifade ve kanaatlere bakılmalıdır. Biz burada Muhasibi'nin eserlerini21 ayrı bir araştırma konusu yapıp, öncelikle ondan sadır olan sözlere sonra da hakkında söylenenlere kısaca göz atarak ilmi şahsiyeti ile ilgili fikir edinmeye çalışacağız.

1. Muhasibi'nin Sözlerinden Bazıları:

"İlim, Allah korkusunu, zühd, rahatlığı ve iç hoşnutluğunu, marifet ise, inabeyi (Allah'a dönüşü) netice verir."22

"Bu ümmetin en hayırlıları, din işleri dünya işlerinden, dünya işleri de ahiret işlerinden kendilerini menetmeyenlerdir."23

"Güzel ahlak; ezaya katlanmak, kızmamak, güler yüz ve tatlı sözdür."24

"Herşeyin bir cevheri vardır. İnsanın cevheri akıldır. Aklın cevheri ise tevfiktir."25

"Hakkın nidasına kulak vermezsen davetine nasıl icabet edeceksin "26

" Zalim, halk kendisini övse de pişmandır. Mazlum, insanlar kendisini yerse de selamettedir. Kanaatkar olan,aç olsa da zengindir. Tamahkar,mal sahibi olsa da yoksuldur."27

"Üç şeyi kaybettik; günahlardan korunmayarak güzel yüzü, emanete riayet etmeyerek güzel sözü, vefakarlıkta bulunmayarak güzel kardeşliği."28

" Kulun ilk maruz kaldığı bela, ahireti hatırlamada kalbin muattal olmasıdır. Çünkü o zaman kalbde gaflet hasıl olur."29

" Allah'ın verdiği nimetlere şükretmeyen, onların zevalini istemiş olur. Her zahidin zühdü, marifeti ölçüsündedir. M'arifeti ise aklı nisbetinde olup, akıl da imandaki kuvvetin derecesine bağlıdır."30

2. Muhasibi Hakkında Söylenenler:

İbn Salah: Fıkıhta, hadiste, tasavvufta ve kelamda Müslümanların imamı idi. Onun bu ilimlere ait kitapları, daha sonraki musanniflerin müracaat kaynağı oldu.31

Ebu Mansur: Şayet İmam Şafii'nin ashabı içinde fıkıhta, kelamda, usulde, kıyasta, zühd, vera ve marifette Haris el-Muhasibi'den başka kimse bulunmasa idi o, muhaliflerine tek başına yeter, yüzünün akıyla işin içinden çıkardı.32

Ahmed İbn Hanbel: Haris el-Muhasibi tasavvuf ilminden söz ederken ayet ve hadislerden müdellel konuşurdu.33

İmam Şa'rani: O, zahir ilimlerinde, usul ve muamelatta, kavminin önde gelenlerinin en alimi idi. Aslen Basra'lı olup, Bağdatlıların üstadıdır. Birçok musannefatı bulunan, zamanının gözdesi bir alimdir.34

Kaynaklar, Muhasibi'den muhaddis, fakih, mütekellim ve zahid olarak bahseder.35 Tasavvuftaki otoritesinin yanında kelam ilmiyle de yakından iştigal etmiş bir mütekellimdir. Bu sahadaki karihasını Mutezile'ye karşı yazdığı reddiyede görmek mümkündür.36 Kelamla meşgul olanlar, gördüğümüz kadarıyla, muhaddisler tarafından yer yer tenkide tabi tutulmuşlardır. Bu yönüyle Muhasibi ile Ahmed İbn Hanbel arasında benzeri vakalara rastlamak mümkündür. Ancak burada esas arzetmek istediğimiz mesele, kendi sahalarında zirveye ulaşmış şahsiyetlerin birbirlerine olan bazı tavırlarından ziyade, her iki tarafın hakperestliği ile, ilim ve amel yönüyle birbirlerini takdirleridir. Tarihte, gerek eserleriyle gerek devrindeki insanlara ışık tutmalarıyla ve yaşayışlarıyla örnek olmuş şahsiyetler arasında bu tür hadiseler olmuş olabilir.37 Bunlara insanın -musaffa ve mustafa değilse beşer olması hasebiyle- tabiatında bulunan insana ait bir hal nazarıyla bakıyor, o büyük şahsiyetleri hayırla yadediyoruz.

"Haris el-Muhasibi laf ebeliği yapmayan, anlamsız söz söylemeyen, muhaliflerine susturucu cevaplar veren, dostlarına ve öğrencilerine karşı şefkatli, yumuşak ve öğüt verici ilmi karihaya sahip bir şahsiyettir." Beyan gücüne gelince; fesahat, selaset ve edadaki güzellik bakımından sahasında kabul görmüş evvelkilerin tarzını andırmakla birlikte, akıcı bir üslubu, çarpıcı bir beyanı ve parlak bir ifade düzgünlüğü vardır.39

E - Muhasibi ve Tasavvuf

Muhasibinin, hal tercemesi ile ilgili kaynakların bildirdiklerine göre, zahir ve batın ilimlerini cemeden, Fıkıh, Hadis, Kelam ve Tasavvufta devrinin alimleri içerisinde seçkin bir yere sahip örnek bir insandır.

Bir Batılı onu şöyle anlatır: "Tasavvufi yönüne gelince o, İslam mistisizminin hakiki hocası olarak bilinip İslam kelamcılarının en büyüklerinden biridir. Bunu en bariz şekilde hayatı ve eserleri ortaya koymaktadır."40

"Yetiştiği dönem; sofi, rafizi, mutezile ile birlikte fukaha ve muhaddislerin çeşitli ders halka ve ekollerinden oluşan bir ortamdır."41 Kendisi de hemen hemen gençliğini bu ders halkalarında geçirmiş birisi olarak, ders halkalarının faydasının tartışılmaz olduğunu belirtmekle birlikte, ilim sahipleri için "ilim"de birtakım kayma noktalarının bulunduğunu zikrederek onları uyarmaktadır.42

Muhasibi, ilim ve ameli bir vahidin iki yüzü şeklinde yorumlayıp, birinin diğeri olmaksızın düşünülemeyeceğini belirterek "er-Riaye" adlı eserinde bu konu üzerinde hassasiyetle durur. Subki, Muhasibi'nin eserlerinin çokluğunu ve bunlardan müstağni kalınamayacağını vurgularken, tasavvufla alakalı kitaplarının, kendisinden sonra bu sahada eser yazacaklar için kaynak teşkil ettiğini belirtmektedir.43

"Zahidu'l-Kevseri (ö. 1952), Muhasibi'nin, Gazali üzerinde derin tesirinin olduğunu ve "İhya'yı kaleme alırken Muhasibi'nin er-Riaye adlı eserini, kitabına mihver kabul ettiğini söyler."44 Muhasibi'nin, çağının mutasavvıflarından farkı; Kur'an'ı yorumlamada naslara bağlılığın yanında akıl faktörünü de göz önünde bulundurmasıdır. Bu iki konu gelişme süreci içerisinde tasavvufta, sofilerce ihmal edilen hususlardandır denilebilir. Haris el-Muhasibi tasavvufta bunları öne çıkarması sayesinde, hulul ve ittihada inanan ve diğer bir takım garip düşünceli insanların fikirlerinin kendi düşünce dünyasına sataşıp hakim olmasından kendisini korumuştur".45 Sofiyane bir hayat yaşayan Muhasibi, çağdaşlarının tenkidine maruz kalmıştır. Her ne kadar tabakat kitapları bunu, alimlerle Muhasibi'nin arasındaki münaferet olarak zikretseler de, ehl-i hak ve insaf bu hususların makul yorumunu yaparak meseleye açıklık kazandırırlar.46

"Haris el-Muhasibi bu çerçevede ele aldığı kitaplarında, ilmi ve idraki ölçüsünde Kur'an-ı Kerim, Sünnet ve Sahabe kavillerini esas mihver kabul etmiştir. Gördüğümüz kadarıyla kitaplarında herhangi bir şatahat sözkonusu değildir. Tasavvufi düşüncesini ve mesleğini davet yörüngeli, sahih ilim ve amei bütünlüklü, murakabe, tezkiye-i nefis ve rıza mertebesine yaklaşma üzerine bina etmiştir. Diğer bir deyişle Muhasibi'yi, içeriğinde amel olmayan bir hususu konuşuyor veya yazıyor gibi bir durumda görmek mümkün değildir. Bu da şer'i bir yoldur."47

Mevcud matbu eserlerine ve sahasında ehil ulemanın hakkında söylediklerine bakılacak olursa, işlek bir kaleminin ve velud bir dimağının olduğu anlaşılmaktadır.

Hakkında senakar ifadeleri olan alimlerden bir-iki iktibasta bulunalım:

"Abdulfettah Ebu Gudde: Ebu Abdillah, bütün vaktini hayırda harcardı. Bunu ya insanlara va'z-u nasihat ederek, ya kitap telifi yaparak, ya da bir kulun sevabını Allah'tan umarak, son nefesine kadar hayır ve taatte vazifesini eda etme şuuru içerisinde Allah'a ibadetle vaktini geçirirdi" der.48 "Bağdadi, Muhasibi'nin, zühd, dinin esası ve muhaliflerine verdiği cevaplarla ilgili, faydalı ve herkesin istifade edebileeği bir çok kitabının olduğunu zikreder."49 "Subki (H. 771) ise Muhasibi'nin Fıkıhta, Tasavvufta, Hadiste ve Kelamda otorite olduğunu ve bu ilim dallarında yazdığı kitapların sayısının 200'e ulaştığını belirterek eserlerinin sonrakilere kaynak teşkil ettiğini ve söyler."50

Hayatını, ilim öğrenme ve öğretmeye vakfetmiş, ilimle ameli bütünleştirmiş, Hak yolunun bu aziz yolcusunun hayatını, insanımıza bir örnek olarak takdim ediyoriz.

* Yard. Doç. Dr. Sakarya Üniv. İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi

Dipnotlar

1-Ebu Nuaym, Hilye 10/73-110; Hatib Bağdadi, Tarihu Bağdat 8/ 211-215; İbn Hacer, Tehzibu't-Tehzib 2/116-118; İbn Hallikan, Vefayatu'l-a'yan 2/57-58; Zehebi, Mizanu'l-i'tidal 1/430-431; Sem'ani, el-Ensab 5/207-208; Zehebi, Siyeru- a'lami'n-nübela 12/110-112; Ömer Rıza Kehhale, Mu'cemu'l- müellifin 1/517-518; Zirikli, el-A'lam 2/153.

2-Subki, Tabakatu'ş-Şafiiyye 2/275.

3-İbn Hacer, Tehzib 2/117.

4-Ebu Davud, feraiz 10.

5-İsbehani, Hilye 10/75; Hatib, Tarihu Bağdat 8/214; İbn Hacer, Tehzib 2/217.

6-Haris İbn Esed el-Muhasibi, el-Akl ve fehmu'l-Kur'an thk. Hüseyin el-Kuvvetli, Beyrut 1982, s. 13.

7-Muhasibi, a.g.e., s. 18; J. Van Ess, İslam Ansiklopedisi, Muhasibi Mad, İstanbul 1971, 8/507.

8-Abdu'l-Halim Mahmud, a.g.e. s. 43-44.

9-Kuşeyri Risalesi s. 72; İbn Hallikan, a.g.e. 2/57.

10-Attar, Tezkiretü'l-evliya s. 225-229.

11-Subki, a.g.e.,, 2/276; Hatib, a.g.e. 8/213-214.

12-Subki, a.g.e. 2/277.

13-İsbehani, Hilye 10/73.

14-Muhasibi, Mukaddimetü'l-vasaya, thk. Abdulkadir Ata, s. 32.

15-Muhasibi, Risaletü'l-müsterşidin, thk. Abdu'l-Fettah Ebu Gudde, s.16-17.

16-Muhasibi, el-Akl ve fehmu'l-Kur'an s. 22.

17-Subki, a.g.e. 2/. 37-63.

18-Muhasibi a.g.e. s. 23-24.

19-Subki, a.g.e. 2/275; Muhasibi, a.g.e. s. 25.

20-Muhasibi, a.g.e. s. 25.

22-Subki, a.g.e. 2/272.

23-Subki, a.g.e. 2/272.

24-Subki, a.g.e. 2/272.

25-Hatib, a.g.e. 8/213.

26-Subki, a.g.e. 2/273.

27-Subki, a.g.e. 2/273.

28-Hatib, a.g.e. 8/212

29-Şa'rani, et-Tabakatu'l- kübra 1/64.

3O-Muhasibi , Risaletü'l-müsterşidin, thk. Abdulfettah Ebu Gudde, Kahire 1988, s. 30.

31-Subki, a.g.e. 2/275.

32-Subki, a.g.e. 2/275.

33-Şa'rani, a.g.e. 1/64.

34-Şa'rani, a.g.e. 1/64.

35-İbn Nedim, el-Fihrist s. 391.

36-Muhasibi, el-Akl ve fehmu'l-Kur'an, s. 370-393.

37-Subki, a.g.e. 2/ s. 278.

38-Sahabeden günümüze Allah Dostları 3/219.

39-Muhasibi, Risaletü'l-müsterşidin s. 26.

40-J. van Ess, a.g.e., Muhasibi mad. s. 507-509.

41-Muhasibi, a.g.e. s. 30.

42-Muhasibi, er-Riaye, s. 383-390.

43-Subki, a.g.e. 2/275

44-Muhasibi, Risaletü'l-müsterşidin s. 17.

45-Muhasibi, el-Akl ve fehmu'l-Kur'an, s. 34

46-Subki, a.g.e. 2/278.

47-Muhasibi, Risaletü'l-müsterşidin s. 26.

48-Muhasibi, Risaletü'l-müsterşidin s. 17

49-Hatib, a.g.e. 8/211.

50-Subki, a.g.e. 2/ 275-276.

54. Sayı, Ekim, Kasım, Aralık (2001)

Yazar:
Adalet Öklü
Kategorisi:
Makaleler & Yazılar
Gönderi tarihi: 30-09-2010
2,504 kez okundu
Block title
Block content