Buradasınız

Kur'ân'ın Muhafazası ve Yakılma Hadisesi (3)

HZ. OSMAN'IN İSTİNSAHI VE MUSHAFLARI NASIL KARŞILANDI?

Hz. Ebu Bekir gibi Hz. Osman'ın da Kur'ân'ı cem', istinsah ve teksir işinde sahabeye danıştığını az önce belirtmiştik. Hz. Ali diyor ki: Hz. Osman bize, "Şu kıraatler konusunda ne dersiniz?" dedi. "Bana ulaşan haberlere göre, biri diğerine 'Benim kıraatim seninkinden daha iyidir diyor. Bu durum nerdeyse küfre varır '' diyordu. Biz kendisine "Sen ne düşünüyorsun?" dedik.

O: "İnsanları bir kıraat üzerinde toplamayı düşünüyorum, o zaman ne fırka olur ne ihtilâf?" dedi. Biz de "Ne güzel düşünmüşsün!" dedik. Bu haberin bir farklı rivayetinde şu değişiklik vardır: Hz. Osman "Çünkü siz şimdi böyle ihtilâf ederseniz, sizden sonra daha çok ihtilâf ederler" dedi. Hz. Ali "Görüş senin görüşündür, ey mü'minlerin emiri" dedim, der. Yine "Hz. Osman zamanında ben idareci olsaydım, vallahi, mushaflar hakkında Osman'ın yaptığı gibi yapardım" demiştir.

O zaman dinleyen topluluk râvi Suveyd'e "Hz. Ali'nin ağzından bunu işittiğine kendinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin eder misin?" dediler.

Suveyd de "Kendinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki, Hz. Ali'nin ağzından bunu işittim" dedi (2).

İbn Eşte Eyyub tarikiyle Ebu Kılâbe'den rivayet etmiştir. Amir oğullarından Enes bin Mâlik denilen bir adam bana haber verip dedi ki, "Hz. Osman zamanında çocuklar ve öğretmenler, Kur'ân okuyuşunda birbirleriyle vuruşacak derecede ihtilâf ettiler. Bu durum Hz. Osman'a ulaşınca "Benim yanımda onu (kıraati) tekzib ediyorsunuz, ondan lahin yapıyorsunuz. Benden uzakta olanlar daha çok lahin yapar ve daha çok yalanlarlar. Ey Muhammed'in ashabı! Toplanın da insanlara bir imam (rehber) mushaf yazın!" dedi. Bunun üzerine onlar da toplanıp yazdılar (...)" (3).

Bu rivayetler Hz. Osman'ın alacağı tedbirleri almadan önce ashâb ile nasıl istişare ettiğini gösteren sahnelerdir. Nüshaların te'lifinde, istinsah hey'etindeki o dört kişi ve diğer Medineli bütün sahabe, devletin bu resmi faaliyetine yardımcı olmuşlardır.

Başlangıçta muhalif görünen, Ubey bin Ka'b da hey'ete istişare ve irşâd suretiyle yardımcı olmuştur. Mushaflar bölgelere gelince de umumun kabul ve tasvibine mazhar olmuştur. Bu tasviblerin bir istisnası Kufe'de bulunan Abdullah bin Mes'ud'dur. Onun nokta-i nazarına biraz ilerde işaret edeceğiz. A. Jeffery ve R. Blachere gibi müsteşrikler, İbn Mes'ud'un itiraz ve muhalif görüşlerine dâir rivayetlere tutunurlarken Hz. Osman'ı tasvib eden rivayetlere niçin yer vermezler(4).

Kısaca söyleyecek olursak, Hz. Osman mushafları İslâm beldelerinde büyük bir kabul görmüş, tevâtüren sübut bulduğu için üzerinde icmâ hâsıl olmuş ve kısa zamanda her tarafa yayılmış ve yerleşmiştir (5).

HZ. OSMAN NİÇİN ZEYD BİN SABİTİ KOMİSYON BAŞKANI SEÇTİ?

Zeyd bin Sabit küçük yaşta müslüman olmuş, İslâmiyet dâiresinde büyümüş, hafız, akıllı, zeki, hiç itham yönü bulunmayan, Rasulullah'ın en devamlı vahiy kâtibi bir gençti (6).

Son arzada bulunmuştu. Bu son arza çok mühimdir. Tilâveti mensuh olanlar bu arzada okunmamıştır (7).

Yazısı güzeldi. Müsteşriklerden bazılarının vermeye çalıştıkları şüphelerin aksine o, bir Emevi değildi (8) ve Hz. Osman'ın akrabası hiç değildi. Ensardan bir zâttı.

Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer de ona itimat edip birinci derlemede de onu seçmişlerdi. Halbuki onların zamanında da Abdullah bin Mes'ud vardı... Eğer Hz. Osman Zeyd'i seçmeseydi, o zaman da "Niçin Peygamberin kâtibini terk etti?" denebilir ve ümmet onun menâkıbını söyleyip faziletlerini sayıp dökebilirlerdi. Kim Zeyd'in derecesinin Kur'ân'da Ubey'den, İbn Mes'ud'dan ve Muâz'dan aşağı olduğunu söylerse bâtıl zanda bulunmuş olur (9).

Bunların hepsi hakkında Rasulullah Efendimizin takdirkâr sözleri vardır (10).

Süleyman bin Beşşâr'a Medinelilerin okuduğu kıraat sorulunca şöyle dedi: "O kıraat üzerinde İbn Ömer, Osman, Ubey ve Zeyd içtima etmişlerdir. Bizce onların en iyi okuyanı Zeyd idi". Salim bin Abdullah'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Zeyd'in öldüğü gün İbn Ömer'le beraber idik.. Ben "Bugün insanların âlimi vefat etti" dedim. Bunun üzerine Abdullah bin Ömer: "O yalnız bugün mü insanların âlimi idi? Bilâkis o, Hz. Ömer'in hilâfeti zamanında da insanların en âlimi idi" dedi. Hz. Ebu Bekir'in başına bir iş gelince, Muhacir ve Ensar'dan bir takım kimseleri çağırırdı. Onlar, Ömer, Osman, Ali, Abdurrahman bin Avf, Muâz bin Cebel ve Zeyd'dirler. Bunların hepsi, Hz. Ebu Bekir'in hilâfeti zamanında fetva verirlerdi (11).

Şa'bi, "Ferâiz ve Kur'ân'da Zeyd'in derecesi yüksektir" demiştir.

Hz. Osman kendisine Kur'ân kıraati için baş vuranları Zeyd bin Sâbit'e gönderir, "Onun kıraati benim kırâatimdir. O bu işe kendisini vermiştir. Benim kıraatimle onun kıraati arasında hiç fark yoktur" derdi. Hz. Ali'ye mürâcat eden kimseye de Hz. Ali "Sen Zeyd'den ayrılma'' demiştir (12).

Abdullah bin Abbas bile ilim öğrenmek için onun evine giderdi. Bir defasında Zeyd atına binmek istediğinde, İbn Abbâs üzengisini tutarak ona hizmet etmek isteyince, Zeyd mâni olmaya çalışmıştı İbn Abbas da "Alimlerimize böyle saygı göstermemiz bize emrolundu" demişti. Zeyd de tutup onun elini öpmüş ve "Peygamberimizin âl-i beytine böyle saygı göstermemiz bize emrolundu" demiştir (13).

Hülâsa İbn Mes'ud (r.a) Medine'de bulunmayınca, Kur'ân'ın cem' ve istinsahı işini hilâfet merkezinde yapacak kimse yok değildi. Bu işe çok lâyık kimselerin başında Zeyd vardır (14).

Nitekim Hulefâ-i Râşidin'in takdirleri de böyle olmuştur. Onlar müslümanlar için peşinden gidilecek kimselerdir.

İBN MES'UD'UN GÖRÜŞÜ

Abdullah İbn Mes'ud (r.a) İslâm'ın ilk yıllarında müslüman olmuş, dini için çok fedâkârlıklara katlanmış, kadri yüce bir sahâbidir. Rasulullah (s.a.v)'in çok yakınında bulunmuş, onun takdirkâr sözlerine mazhar olmuştur. Bazan Peygamberimiz kendisine Kur'ân okutup dinlerdi. Kur'ân'ın kendilerinden alınmasını tavsiye ettiği dört sahâbiden birisi idi (15).

Rasulullah'ın ağzından yetmiş küsur sure ezberlediğini ve her âyetin nerede ve kimin hakkında indiğini bildiğini söylemiştir (16).

Bu itibarla İbn Mes'ud (r.a)'ın, Kur'ân istinsah hey'etine Hz. Osman tarafından alınmayışına kırıldığını ifâde eden rivayetler vardır: Hz. Osman mushafı Kufe'ye gelince "Ey müslümanlar! Ben mushaf yazımında uzak mı tutuluyorum? (Zeyd'i kasdederek) Ona bir adam tayin ediliyor ki, vallahi ben müslüman olduğum zaman o kâfir bir adamın sulbünde idi" demiştir (17).

Allah'ın kitabını en iyi bilen kişi olduğunu, bunu sahabenin de bildiğini (18), bundan dolayı Zeyd'e ve onun istinsahına uymayacağını ima etmiştir (19).

Hz. Osman'ın istinsah ettirdiği mushaflar dört tane olup birisi Medine'de alıkonmuş ve buna el-Mushafu'l-imam denmiştir, diğerleri, Basra, Küfe ve Şam'a gönderilmiştir. Bir rivayete göre beş (20), bir rivayete göre de yedi nüshadır. Yukarıdaki merkezlere ilâveten Mekke, Bahreyn ve Yemen'e de birer mushaf gönderilmiştir (21).

Bu mushaflar İslâm beldelerine gelince, her yerde umumi bir tasvib ve hüsn-ü kabul görmüştür. Bir nüsha da İbn Mes'ud'un bulunduğu Kufe'ye geldi. Hz. Osman, resmî mushaflardan başka ellerde bulunan özel sayfaların ve mushafların yakılmasını emretti (22).

Bir rivayete göre ise, suya atılmasını veya su ile yıkanıp silinmesini, yırtılmasını ve hattâ gömülmesini emrettiği şeklinde de rivayetler mevcuttur (23). Rivayetlere göre İbn Mes'ud kendi mushafını vermemiş ve Küfe mescidinde "Kufelîler, yanınızda bulunan mushafları saklayınız. Onları gizleyiniz" demiş ve "Kim gizlerse, Kıyamet günü gizlediği şeyle (hesap yerine) gelecektir' mealindeki Al-i İmrân suresi 161. âyetini okumuştur (24).

Bununla belki Kufelilere, sakladığınız mushaflarla mahşere gelmeniz sizin için sevab olacaktır, demek istemiştir. Her ne ise, mushafını Hz. Osman'ın memurlarına vermediği ve Kufelilerin de vermemelerini istediği anlaşılıyor (25).

Ancak İbn Mes'ud'un Hz. Osman mushafına karşı Kufe'deki bu tutumunu büyük sahabeler (r. anhüm) hoş karşılamamışlardır. Aynı kaynaklar şunları da rivayet etmektedirler: İbn Şihâb ez-Zührî "Bana Peygamber (sav)'in ashâbından efâdil-i ricalin, İbn Mes'ud'un bu sözünü beğenmedikleri haberi geldi" demiştir (26).

Alkame'den bir rivayette, kendisinin Şam'a geldiği ve Ebu'd-Derdâ (r.a) ile buluştuğu ve Ebu'd-Derdâ'nın kendisine "Abdullah'ı biz yumuşak birisi bilirdik, ona ne oluyor ki, ümerâ ile atışıyor?" dediği haberi vardır (27).

Bu rivayetler doğru ise, öyle anlaşılıyor ki Abdullah bin Mes'ud (r.a), Kur'ân istinsah komisyonuna alınmadığından kırgındır (28).

Bu kırgınlığını da böylece dile getirmiştir. Fakat Medine'de kurulan bu komisyonun teşekkül ve çalışmasında ve istinsah ettikleri mushaflarda icmâ hâsıl olmuştur. Tevatüren gelen rivayetleri o mushaflara almışlardır. Bir İbn Mes'ud'un muhalefeti, icmâ ve tevatürü bozmaz (29).

Halbuki İbn Mes'ud (r.a) kendi ifadesiyle 70 küsur sureyi Rasulullah (s.a.v)ın ağzından almış, diğerlerini ise daha sonra öğrenmiştir. Bu başkalarının da Rasulullâh (sav)'in ağzından alıp öğrenmesine mâni midir?

Zeyd bin Sabit Kur'ân'ın tamamını Rasulullah'ın sağlığında cem edip ezberlemiştir (30). Yaşı küçük olmak da sonradan yetişmeye engel değildir. Nice sonra gelenler öncekileri geçebilirler (31).

Rasulullâh (sav)'in İbn Mes'ud ve Ubey bin Kâ'b (r.a)ı takdiri, onların Kur'ân okuyuştaki hüsn-i edalarını takdirdir (32).

Yoksa Kur'ân bilgisi, yazısının güzelliği ve hıfzının kuvveti bakımından Zeyd bin Sabit (r.a) temayüz etmiştir.

Daha evvel Kur'ân'ı cem' işine Zeyd'i Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (r.a) de seçmişlerdi. Hz. Osman da onların izinde yürümüş (33) , bütün Medineliler ve bütün ashâb onlara bu işte yardımcı olmuşlar, tasvib etmişler ve Hz. Osman mushâfı da birlik hâlinde toplanmışlardır. Asıl mühim nokta İbn Mes'ud, Hz. Osman mushafının (hâşâ) yanlışını bulmuş da onun mushafını tenkit eden bir şey söylemiş değildir.

Kaynaklarda İbn Mes'ud'un Hz. Osman mushafına böyle bir itirazı mevcut değildir. O muhalif sözlerini ancak mushafı elinden alınmak istenince söylemiştir (34).

Şu olabilir: Irak havâlisinde (Küfe) kendi kıraati hâkim olduğu için İbn Mes'ud henüz önemli bir ihtilaf görmediğinden, Hz. Osman'ın Kur'ân'ı Kureyş lehçesine münhasır yazdırmasını (35) daha erken ve zamansız görmüştür. Bir de Ahmet Cevdet Paşa'nın şu yorumunu dikkat çekici buluyoruz, şöyle der:

İbn Mes'ud bir gün kendi kıraatinin şöhret bulacağını beklediğini ve mushafına güvendiğini, bundan dolayı da mushafını imhaya razı olmadığını ve kendisine tâbi olanların da -sahabenin ekseriyetinin ittifakıyla Osman mushafının te'lîfine rağmen- mushaflarını muhafaza etmelerini emrettiğini düşünüyorum. Halbuki Allah'ın eli, cemâaatle bareberdir. (Bu hikmetle olsa gerek) Osman mushafı her tarafta meşhur oldu. İbn Mes'ud'un mushafı ise terk edildi (36).

HZ. OSMAN, İBN MES'UD'U İSTİNSAH HEYETİNE NİÇİN ALMADI?

Hz. Osman niçin istinsah ve teksir heyetine Abdullah b. Mes'ud'u almadı denilirse, şöyle cevap verilebilir: İbn Mes'ud o zaman Medine'de değil, Kufe'de idi. Hz. Osman bu işi geciktirmeden halletmek kararında idi. Çünkü durum nazikti. İbn Mes'ud'un, ekip çalışması için yaşı ileri sayılabilirdi. Kendinden genç bir heyet içerisinde çalışmaya izzet-i nefsi uygun görülmemiş olabilir (37).

Daha mühim bir sebeb de şu olabilir. Daha önce bahsettiğimiz gibi, Ebu Huzeyfe (r.a), Ermenistan ve Azerbaycan seferinden dönüşte Kufe'ye uğramış, İbn Mes'ud ve Ebu Muse'1-Eş'arî ile bu konuyu görüşmüştür. İbn Mes'ud ile kıraat ihtilafı hususunda tartışmıştır (38).

İşte Hz. Osman, Huzeyfetü'l-Yemân vasıtasıyla, İbn Mes'ud'un, insanları bir harf üzerinde toplamayı ve kendi telif ettiği Kur'ân'ı değiştirmeyi düşünmediğini öğrenmişti. Bu sebeble Hz. Osman, bu fikirde olmayan birisini heyete dahil etmeyi uygun görmemiş olabilir (39).

Çünkü ortada bir ictihad farkı bulunmaktadır. Bir diğer sebeb de İbn Mes'ud'un mushafında bazı açıklayıcı notların bulunması olabilir. Halbuki Hz. Osman, resmi mushafı, Kur'ân'dan olmayan her şeyden tecrid etmek istiyordu (40).

Sonra bunda, bizce, bir de psikolojik bir sebeb seziliyor: İbn Mes'ud (r. a)'ın mushafını vermekten imtina etmesi normal karşılanabilir. Çünkü bir kimse Hz. Peygamber (s.a.v)'den yazdığı, yıllarca okuduğu ve üzerinde yılların hatıraları bulunan mushafının elinden alınmak istenmesine geçici bir tehevvürle karşı durmuş olabilir (41).

Nitekim İbn Mes'ud (r.a)'m muhalefeti uzun sürmemiştir. Ebu Vâil'in rivayetine göre İbn Mes'ud, Osman (r.a)'ın sözüne ve cemaatın görüşüne dönmüştür. Söylediğine pişmanlık duyup, dediğinden mahcub olmuş ve "Ben onların en hayırlısı değilim" deyip, minberden inmiştir (42).

İbn Mes'ud, Hz. Osman'ın yaptıklarında İcmâ-ı ümmet hasıl olduğunu anlayınca, Hz. Osman'ın mushafına dönmüştür (43).

İbn Mes'ud'un, özel mushafında Fatiha ve Muavvizeteyn surelerinin yer almadığı, Ubey b. Ka'b'ın özel mushafında da Kunut dualarının bulunduğu haberlerine (44) gelince, bu rivayetlerin aslı olmayabilir. Nevevî, 'Şerhu'l-Mühezzeb'de bu rivayetlerin batıl olduğunu söylemiştir, İbn Hazm'da "Bu İbn Mes'ud'a iftiradır" (45) demiştir.

Nitekim İbnu'n-Nedim, İbn Mes'ud mushafından bir nüsha gördüğünü ve onda Fâtiha'nın yer aldığını bildirir (46).

Zira Fâtihasız namaz olmaz. Müslim'de Ahmed bin Hanbel ve İbn Hibban'da Muavvizeteyn'in namazda okunduğuna dâir hadisler vardır. Asım'ın kıraati, Irak'tan yâni İbn Mes'ud'dan gelmiştir. Onda Muavvizeteyn ve Fatiha sureleri vardır (47).
Yahut da Fatiha ve Muavvizeteyn'in Kur'ân'dan olduğunu herkes bildiği için, unutmayacağına güvenerek mushafına yazmamıştır. Sonradan gelen bazıları onun, bunları (hâşâ) Kur'ân'dan saymadığını zannetmişlerdir (48).

Ubey bin Ka'b (r.a), Kunut dualarını mushafının arkasına yazmıştı; fakat bunların Kur'ân'dan olduğunu iddia etmemiştir. Duâ kabîlinden yazmıştır. Kendisi istinsah heyetine yardım ediyordu. Eğer bunlar Kur'ân'dandır diye iddia etseydi bunun münakaşası yapılırdı (49). Böyle bir şey yoktur.

KAYNAKLAR:

1) İbn Ebi Dâvud, s.22; Suyuti, l59
2) İbn Ebi Dâvud, s.22; Mukaddemetân, s. 46
3) Suyutî, I, 59; İbn Ebî Dâvud, s. 21.
4) İntroduction au Coran, s.37; Subhi es-Salih, s. 83.
5) Bâkıllâni, s.360, 406-407; Suyuti, I, 60; Zerkânî, 1,261; T. Nöldeke, s. 138; Muhammad İzzet Derveze, el-Kur'ân ve'l-Mulhidün, s. 325-326, Dimeşk, 1392/1973; Osman Keskioğlu, s. 100.
6) Buhâri, Fezâilü'l-Kur'ân, 3-4'deki Hz. Ebu Bekir'in Zeyd hakkındaki takdirleri.
7) Mukaddemetân,s. 25; Suyûti, I, 59.
8) T. Nöldeke, s. 109.
9) Bâkıllânt, s. 370; Mukadde-metân, s. 52.
10) Mukaddemetân, s.49-50.
11) Bâkıllânî, s. 371.
12) Mukaddemetân, s. 25.
13) Bâkıllâni, s. 371.
14) T. Nöldeke, s. 70.
15) Diğerleri, Salim, Muâz ve Ubey bin Kâ'b'dır, (Buhâri, Fezail, 8).
16) Buhâri, Fezâilu'l-Kur'ân, 8.
17) İbn Ebî Dâvud, s.17; Mukaddemetân, s. 20.
18) Buhâri, Fezâil, 7.
19) İbn Ebi Dâvud, s. 16-17.
20) İbn Hacer, IX, 16.
21) İbn Ebi Dâvud, s. 34.
22) Buhâri, Fezâilu'l-Kur'ân, 2-3.
23) Mukaddemetân, s.19 - 274; Bâkıllâni, s. 401; Suyuti, 1, 59; İbn Hacer, X, 395; Subhi es-Salih, Mebâhis, s. 86.
24) İbn Ebi Dâvud, s.17; Mukaddemetân, s. 20.
25) Bâkıllâni, s. 363; Mukaddemetân, s. 20.
26) İbn Ebî Dâvud, s.17; Mukaddemetân, s 20.
27) İbn Ebî Dâvud, s. 18.
28) M. A. Draz, s. 49.
29) Bâkılânî, s. 363; Zerkâni, I, 284; M. A. Draz, s. 48.
30) Buharı, Fezâilu'l-Kur'ân, 8; İ. Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, 74.
31) Zerkânî, I, 284.
32) Mukaddemetân, s. 93.
33) Bâkıllâni, s. 363; Mukaddemetân, s. 95.
34) M.A. Draz, s. 35, 48; T. Nöldeke, s.110-111.
35) Buhari, Fezâilu'l-Kur'ân, 2.
36) Hulâsatü'l-Beyân,s. 15.
37) Bâkıllâni, s. 373.
38) İbn Ebi Dâvud, s.14.
39) A. Cevdet Paşa,s. 18.
40) Bâkıllânî, s. 376; M. A. Draz s. 32-33.
41) M. A. Draz, s. 49.
42) Mukaddemetân, s. 95.
43) Zerkânî, 1, 284; Osman Keskioğlu, s. 102.
44) Bâkıllâni, s. 376.
45) Osman Keskioğlu,s. 101.
46) Fihrist, s.26, Beyrut, ts.
47) Zerkânî, 1, 275-276.
48) Mukaddemetân, s. 24 - 25, 95 - 97.
49) Bâkıllânî, s. 378; O. Keskioğlu, s. 102-103.

Yeni Ümit Dergisi(8.Cilt, Nisan, Mayıs, Haziran 1990

[fontrengi=#FF0000>Yazar:[/fontrengi> Veli Ulutürk
Yazar:
Kuranikerim.org
Kategorisi:
Makaleler & Yazılar
Gönderi tarihi: 28-11-2008
3,759 kez okundu
Block title
Block content