Kur'an'da ve hadislerde insan-ı kamil olmaya, yetenekleri geliştirmeye yönelik teşvik edici veya emredici ifadeler var mı?

İnsan-ı kâmil, Allah’ın rızasını esas alan, hayatını ona göre düzenleyen takva sahibi kimse demektir. Tasavvufî yönden bu kavrama yüklenen manalar ne olursa olsun, netice itibariyle -Allah’ın emir ve yasaklarından ibaret olan- takva ölçüsü esastır. Bu açıdan bakıldığında Kur’an ve hadiste yer alan eğitici tavsiyeler, terbiye edici talim ve terbiyelerin hepsi -insanları aslî fıtratlarına uygun bir çizgiye çekerek- insan-ı kâmil yapmaya yönelik öğretilerdir.

Kur’an’ın öğretilerinde -belagatın gereği olarak- farklı makamda insan-ı kâmilin farklı özellikleri ön plana çıkartılmıştır. Bazen sağlam imana/marifetullaha, bazen namazı güzelce eda etmeye, bazen iyi davranışlarda bulunmaya, bazen ihlasa, bazen takvaya, bazen sabır, şükür unsurlarına vurgu yapılmıştır. Bu ve benzeri güzel hasletleri/vasıfları bünyesinde toplayan kimse insan-ı kâmil olur. Bu vasıfların çokluğu veya azlığı, insan-ı kâmil mertebesinin durumunu belirler. Çünkü, her şeyde olduğu gibi, insan-ı kâmil unsurunda da pek çok mertebeler vardır. Örneğin Abdulkadir Geylanî de bir insan-ı kâmildir, “İnsan-ı kâmil” kitabının sahibi Abdulkerîm el-Ceylî de insan-ı kâmildir, ancak Şah-ı Geylanî, Şeyh-i Ceylîden daha üstün kabul edilir. Keza hepsi de insan-ı kâmil olmakla beraber, İmam-ı azam, İmam-ı Rabbanîden, İmam-ı Şafii imam-ı Gazzalîden daha üstündür.

Tam manasıyla insan-ı kamil olan ise, Peygamberimiz Hz. Muhammet aleyhissalatü vesselamdır. Biz de onun hayatını, bize emanet bıraktığı Kur’an ve sünnetini kendimizde tatbik ederek insanı kamil olma yolunda ilerleyeceğiz. O büyük güneşin etrafında 124 bin enbiya ve 124 milyon evliya ve asfiya kendi büyüklüklerine göre yer almışlar. Biz de yönümüzü rabbimize çevirip resulünün yaptığı şekilde gelen nurları kendimizde göstermek için çalışacağız.

Şunu unutmamak gerekir ki, kulluk, âcizlik ve tevazu hamurundan yoğrulması gereken bir hizmettir. Kulluk yaparken hedefte insan-ı kâmil formunu koyanlar böyle bir mertebeye ulaşmaları söz konusu olmayacağı gibi, mevcut manevî sermayelerinden de kaybetmekle karşı karşıya gelebilirler.

“Halbuki onlara, şirkten uzak olarak dini Allah’a tahsis ederek yalnız O’na ibadet etmeleri, namazı hakkıyla ifâ etmeleri, zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte sağlam, dosdoğru din budur”(Beyyine, 98/5) mealindeki ayette ve benzeri ayetlerde “kulluk ve ibadetlerin sırf Allah için, yapılması” emredilmiştir. Dünyevî menfaatlerin gözetilmesi ilgili ibadetin bütün sevabını boşa çıkaracağı gibi, manevî makamları gözetmek de ihlasa aykırı olduğu için ilgili ibadetin sevabının önemli bir kısmını boşa çıkarabilir.

Özetlersek, insan-ı kâmil, bir velayet mertebesidir. Kulluk ise, veli olmak için değil, kul olmak için yapılır. “Kim Allah için tevazu gösterirse Allah onu yükseltir. Kim de büyüklük taslarsa Allah onu alçaltır”(Aclunî, 2/242) manasına gelen hadis-i şeriften alınacak çok dersler vardır.

Konumuzu -insan-ı kâmil unsurlarını özetle ders veren- Asr suresinin mealiyle bitirelim “Yemin ederim zamana: İnsanlar hüsrandadır. Ancak, iman edip makbul ve güzel işler yapanlar, bir de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır”

Konu hakkında ilave bilgi almak için tıklayınız.

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 30-07-2010
2,589 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content