Kur’an’da bebeğin üç karanlık içinde olduğu ve iki tam yıl emzirilmesi gerektiği bilgisi, bilimsel verilerin beş karanlık içinde ve üç yıl emzirilmesi gerçekleriyle çelişmiyor mu?

Kur’an-ı Kerim’de bilimle ve bilimsel çalışma ile çelişen veya çatışan hiçbir şey yoktur. Çünkü Kur’an-ı Kerim Allah’ın kelamından geldiği gibi, ilimlerin konusu olan kâinat ve içindeki bütün varlıklar da Allah’ın kudret sıfatının eseridir. 

Hem Kur’an-ı Kerim ve hem de kâinat kitabı Allah’ın olduğuan göre, niye birisi diğerine ters düşsün veya çatışsın.

Kur’an-ı Kerim’i ve Allah’ı kabul etmeyenler, kendilerine göre bilimle İslâm dininin çatıştığı yönünde, gerçekle ilgisi olmayan iddiaları zaman zaman ileriye sürüyorlar. Böyle iddiada bulunanların gözlerini dinsizliğin ideolojik karanlığı tamamen bürüdüğü için, bilimin çalışma metodunu ve çalışma konusunu da görmüyorlar veya bilmiyorlar, ya da kasten görmezlikten geliyorlar.

Bilimin bir tarifi, “Her an değişen değer hükümleri” dir. Demek ki bilimsel veriler, elde edilen yeni değerler ve yeni bilgilerle her an değişebilir. Nitekim bilimsel çalışmaların sonucu olarak, anne sütünün çocuğa zararlı olduğu, bunun yerine mamalara ağırlık verilmesi gerektiği yönündeki doktor iddiaları, daha düne kadar gündemdeydi.

Kur’an-ı Kerim’deki bilgilerin ve hükümlerin, o işin uzmanlarınca açıklanması ve yorumlanması gerekir. Çocuğun iki sene emzirilmesinden maksat, üç sene emzirilmez manasına gelmez. Aksine, en az iki sene emzirme tavsiye edilmiştir. Bilimin birkaç sene sonra, tekrar dönüp, en az iki sene emzirilmesi gerektiğini belirtmeyeceğini kim garanti edebilir? 

Madem bilimin bildirdiği bu hüküm, zamanla değişebilecektir. O zaman Kur’an’ın bildirdiği hükme itiraz edenlerin, bu ve benzer konuları ele alarak İslâm dinine saldırmalarını hangi kefeye koyacağız? 

Her bilimsel değerin değiştiği durumda, Kur’an’nın o hükmünü sorgulayacak mıyız? Böyle bir din anlayışı olur mu? 

Böyle bir davranış, ancak dinsizliği kendine meslek olarak seçenlerin yaptığı durumdur.

Bebeğin Kur’an-ı Kerim’de üç karanlık yerde, bilimin de bunu beş katlı karanlık yerde geliştiğinden bahsettiğinden hareketle, güya aklınca Kur’an-ı Kerim’in bilime ters düştüğünü ileri sürüyor. Tam bir inkârcı zihniyet. 

Burada maksat hakikati bulma değil, cerbeze ile Kur’an-ı Kerim’in hükümlerini ve dolayısıyla Allah’ı inkârdır. Peki, bir süre sonra bilim de bu gelişmeyi, yeni bir ölçü getirerek, bebeğin geliştiği yeri üç karanlık devreye ayırırsa, o zaman ne diyeceksiniz?

Burada bilimin her şeyi en ince ayrıntılarına kadar en doğru şekilde açıkladığı kabul ediliyor. Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği konular bilime uyuyorsa doğru, uymuyorsa yanlış düşüncesi, sakat ve ateist yaklaşımın mantığıdır. Normal bir yaklaşımda şöyle değerlendirilecekti:

Kur’an anne karnındaki bebeğin 3 tabaka içinde olduğunu bildiriyor. Bilim 5 tabakadan söz ettiğine göre, Kur’an ile bilimin arsındaki tabaka farkının nereden kaynaklandığı ortaya konmaya çalışılacaktı. İnsanı yaratan Allah’tır. Kur’an-ı Kerim’in anne

karnının tabaka sayısını bilmemesi söz konusu olabilir mi?

Dinsizliği kendisine prensip edinmemiş, ideolojik düşünceden arınmış, bilimsel düşünen birisinin burada yapması gereken, Kur’an-ı Kerim’in hangi yapıları esas alarak bu üç karanlık devreye ayırdığını ortaya koymaktır. Yoksa Kur’an-ı Kerim’in bildirdiklerinin bilime ters düştüğünü iddia etmek değildir.

Ama, başta Kur’an-ı Kerim’in hükümlerinin yanlışlığı esas alınarak işe başlanırsa, o bilimsel çalışma değil, dinsizliği yaymak için bilimin alet edildiği ideolojik bir düşüncedir.

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 22-02-2013
1,712 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content