Kur’an’da "başınıza gelen musibetler kendi nefsinizden" mealindeki ayet ile “musibetler en çok Peygamberlere ve velilere gelir” gelir anlamındaki hadisi nasıl anlamalıyız. Peygamberler masum olduklarına göre nefislerinden gelmesi ne demektir?

İlgili ayet şöyledir:

“Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her fenalık ise senin kendi nefsindendi.”(Nisa, 4/79).

İlgili hadis de şöyledir:

“İnsanlar içinde en ağır imtihana çekilenler peygamberlerdir. Sonra sırasıyla (rütbeleri) onları takib edenler, sonra onları takip edenlerdir. Kişi dinine göre müptela kılınır (imtihana çekilir). Eğer dininde salabetli ise imtihanı (göreceği bela ve musibet) ağır olur. Eğer dininde gevşek ise o oranda imtihan edilir. Bela o kimseyi devamlı takib eder. Nihayet onu bırakıncaya kadar. Böylece kul, yeryüzünde hatası olmadığı halde yürür.” (Râmûzu’l-Ehâdîs, s. 71, 983. hadis. Ahmed b. Hanbel, Buharî, Tirmizî, İbn-i Hıbban, Müstedrekten. bk. İbn-i Mâce II, 1321, 1331, 1335)

Bu ayette hitap görünürde Hz. Peygambere (asv) olmakla beraber gerçekte bütün insanlaradır.(bk. İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri). Bu sebepledir ki, bazı meallerde bu cümle “Ey İnsan! “diye başlamıştır.

Her musibette iki yön vardır. Biri, insanın işlediği suçlardan dolayı gördüğü ceza manasına gelir; diğeri, Allah’ın merhametinin tecellisine bakar.

İnsana bakan yönüyle her musibet ilahî adaletin bir yansımasıdır. Bir ihkak-ı haktır, bir cezadır ve dolayısıyla da bir kefarettir.

Allah’ın rahmetine bakan yönüyle her musibet, bir ilahî lütuftur, bir iltifattır, bir korumadır, bir inayet cilvesidir. Çünkü, büyük suçların büyük merkezlerde, ağır ceza mahkemelerinde görülmesi, küçük suçların küçük yerlerde, ilçelerde, nahiyelerde olması bir hukukî kural gibidir. Bu kaideye binaen, musibetler müminler için küçük bir yer olan dünyada olması, ahiretteki ağır ceza yeri olan büyük mahkemeye bırakılmaması, Allah’ın bu kulları için bir lütfüdür, hafif bir ceza ile onları kurtarma operasyonudur.

“Ebrar” denilen salih kimseler için iyilik sayılan bazı şeyler “mukarrebîn” denilen daha üst seviyedeki kimseler için günah sayılabilir. Peygamberimiz (asv)'in “Kalbime bazı tortular konar da günde yüz defa istiğfar ederim” manasına gelen hadis-i şerifi bu manada anlamak gerekir. Bu açıdan bakıldığında peygamberler ve veliler için söz konusu olan musibetler -bizim bildiğimiz günahlar sebebiyle değil- onların kendi çaplarında Allah karşısında hissettikleri kusurları sebebiyledir ve kefaretten ziyade onların derecesini yükseltir.

Bu konuda Bediüzzaman Hazretlerinin şu mütalaaları konuya ışık tutacak mahiyettedir. Özetle şöyle der:

“Ben her ne zaman insanları irşat etmeyi, onlara iman ve Kur’an hakikatlerini ders vermeyi bırakmayı ve yalnız kendi şahsımı kurtarmak için şahsî ibadetlerime yoğunlaşmayı düşündüğümde, Allah tarafından bir şefkat tokadını yedim...”

Bu ifadelerinden anlaşılıyor ki, şahsî kemalatı kazanmak, şahsî ibadetlerini arttırmak, kendi kusurlarını düşünüp kendiyle meşgul olmak gibi herkes için son derece güzel ve sevaplı olan bu durum asrın müceddidi olan Bediüzzaman için bir suç gibi görülmüş ve tokat yemiştir.  Fakat bu tokat, bu musibet onun için çok büyük sevaplara medar olduğu için Allah’ın bir lütfu olmuştur. O da bunu böyle telakki etmiştir.

Diğer taraftan bela kelimesinin sözlük anlamı imtihandır. Musibet ise, isabet eden, başa gelen demektir. Terim olarak BELA, insanların test edilmek üzere tabi tutulduğu imtihanın adıdır. MUSİBET ise, bu imtihanın içerisinde yer alan sıkıntıdır. (bk. el-Müfredât, s. 61)

Bu açıdan, büyük zatlar en büyük belalarla imtihan edilmiş, bu imtihanlarda başarılı olmuşlardır. İmtihanın büyüklüğü nisbetinde, elde edilecek derecenin büyüyeceği de açıktır. Çünkü en büyük belalara maruz olanlar önce peygamberler, sonra da fazilette onları takib edenlerdir.

Bu ve benzeri hadisler, peygamberlerin ve onlarla beraber o belaları göğüsleyen arkadaşları sahabelerin ne büyük imtihandan geçtiklerini göstermektedir. Rasulüllah (a.s.m.) son peygamber ve Kainatın Seyyidi olduğuna göre imtihanı en büyük olan peygamberdir. Sahabeleri de onunla birlikte çilelere ve bu büyük imtihanda derecelerine göre hisselere sahiptirler.

Bir Müslümanın başına gelen her sıkıntı da, onun hakkında mutlaka hayırdır: Ya geçmiş günahlarını siler, ya gelecek bela ve musibetlere engel olur, ya ilahi bir ikaz ve uyarıdır, ya da manevi makamının daha da artması için bir denemedir.

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 05-11-2010
3,997 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?

  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?

  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?

  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?

  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?

  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."

  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?

  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?

  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?

  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?

Block title
Block content