Buradasınız

Kur'ân Tekrarlarına Orijinal Bir Bakış

Evet, Kur’ân 14 asır evvel nazil olmuştur ama, O, Mele-i A’lâ’dan, her şeye hâkim bir noktadan, dünü, bugünü, yarını kabza-i kudretinde tesbih taneleri gibi çeviren, sistemleri idare eden, kalbimizin atışlarını dahi bilen Allah’ın ezelî ve ebedî ilminden gelmiştir.

Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur'un asrın Kur'ân tefsiri ve onun bir mucizesi olduğunu sıklıkla ifade edip dikkatleri daima Risale-i Nur'a çekmektedir.1 İslâm dinine panoramik bakabilmiş ender âlimlerden olan Bediüzzaman, eserinde en temel, en nazik meseleleri ele almasına rağmen çelişkiye düşmemiştir. Bu muvaffakiyetin ipuçlarını onun bazı ifadelerinde buluyoruz: "Bu risale, Kur'ân âyetlerinin şuhudi bir nevi tefsiridir. Ve ondaki meseleler Kur'ân-ı Hakîm'in bahçesinden koparılmış çiçeklerdir."2 "Kur'ân bize Asâ-yı Musa gibi bir hakikat vermiştir ki nerede olsam, hatta taş üzerinde de bulunsam, o Asâ'yı vuruyorum, hayat suyu fışkırıyor."3 Onun, "Kur'ân'dan ilhamla takip ettiğim yolla" ifadesi de bu cümledendir.4 Risale-i Nur'un Kur'ân'dan sızan anlamlardan oluştuğunu müteaddit yerlerde kaydeder.5

Şimdi Kur'ân ilimleri müellifleri, erken dönemden itibaren Kur'ân tekrarları meselesini ele almışlardır. Konuya değişik perspektiflerden bakıp orijinal tespitlerde bulunan Bediüzzaman Kur'ân tekrarlarını Peygamber Efendimiz'in Risaleti ve Kur'ân mucizesi gibi iki hakikate bağlamaktadır. Mesnevi-i Nuriye'de Kur'ân mucizesine dikkat çektikten sonra şöyle der: "Nübüvvet-i Ahmediyeyi (asm) ispat eden deliller ne sayılabilir ne de sınırlandırılabilir.6 İnsanların terbiyesi için gönderilen Kur'ân'ın pek çok vazife ve makamları olduğunu kaydettikten sonra, Kur'ân tekrarlarını bu iki hakikate dayandırır. Böylece bir mimar edasıyla, nispeten tali gibi görünen bir hususun temel konularla olan alâkasına dikkat çekip azametini göstererek muhatabı, meseleyi bir bütün olarak algılamaya hazırlar.

Risale-i Nur'da Kur'ân tekrarları hakkında şu konular öne çıkmaktadır:

1. Kur'ân'ın Bir Dua ve Davet Kitabı Olması Açısından Tekrarı

Kur'ân bir zikir, dua ve davet kitabı olduğuna göre, sûrelerinde gerçekleşen tekrar, belâgatçe tam isabet ve hikmettir. Çünkü zikir ve duadan maksat sevaptır ve İlâhî merhameti celp etmektir. Bilindiği üzere bu gibi hususlarda fazlasıyla tekrar lâzımdır ki, o nispette sevap kazanılsın ve merhamet celp edilsin. Ayrıca zikrin tekrarı kalbi aydınlatır.

Bediüzzaman, konuyu akıllarına sığıştıramayanlara ikna edici bir cevap verir: "Kur'ân hem bir zikir kitabı hem bir dua kitabı hem de bir davet kitabı olduğundan içinde tekrar güzeldir hatta elzemdir ve daha belagatlidir. Mesele kusur bulmaya çalışanların zannettiği gibi değildir. Zira zikrin özelliği, tekrarla tenvir etmektir. Duanın özelliği, yenilemekle takrir etmektir. Emir ve davetin özelliği, tekrarla pekiştirmektir." Karşısında tam ikna olmamış bir muhatabı varmış gibi meseleyi biraz daha açar ve şu inceliği kaydeder: "Cismanî ihtiyaç gibi, mânevî ihtiyaçlar da değişiktir. Bazısına insan her nefes muhtaç olur: Cisme hava, ruha Hû gibi. Bazısına her saat: Bismillâh gibi vb. Demek, âyetin tekrarı, ihtiyaçların tekrarlanmasından ileri gelmiş ve o ihtiyaca işaret ederek, uyandırıp teşvik etmek, ayrıca iştiyakı ve iştahı tahrik etmek için tekrar eder."7

2. Kur'ân'ın Evrenselliğinin İcabı Olarak Tekrar

Tekrarın, Kur'ân'ın evrenselliğinin bir tezahürü olduğunu kaydeden Müellif, orijinal bir tespitte bulunur: Kur'ân bütün beşer tabakalarına hitap ve deva olduğu için, zeki-gabî, takî-şakî, zâhid-gayr-ı zâhid, bütün insan tabakaları bu İlâhi hitaba mazhar olmaya ve Rahmân'ın eczanesinden ilaç almaya hakları vardır. Hâlbuki Kur'ân'ı tamamen ve daima okumak herkese kolay değildir. Bunun için, lüzumlu maksatlar ve hüccetler bilhassa uzun sûrelerde tekrar edilmiştir. Böylece her bir sûre neredeyse bir küçük Kur'ân hükmünde olsun ki, herkes kolaylıkla istediği vakit istediği sûreyi okumakla tam Kur'ân'ın sevabını kazanabilsin. İşte, وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ "Yemin olsun, Biz, ders alınsın diye Kur'ân'ı kolaylaştırdık. Haydi var mı düşünen ve ibret alan?" (Kamer, 32) âyet-i kerîmesi bu hakikati ispat ediyor.8 Ayrıca kimseyi mahrum etmemek için tevhit, haşir ve Hz. Musa'nın kıssası gibi bazı maksatlar tekrar edilmiştir.

3. Kur'ân İ'cazının Tezahürü Olarak Tekrar

Kur'ân, muhataplarını iknâ ile irşat etmektedir. "Kur'ân'ı düşünmüyorlar mı, eğer o Allah'tan başkası tarafından olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı." (Nisa: 4/82) âyeti, Kur'ân'ın Allah kelâmı olduğunu iknâ ile göstermektedir. Risale-i Nur'un mümeyyiz vasfı, Kur'ân'ın rehberliğinde "iknâ ile irşat" usulüyle telif edildiğinden bittabi hem Kur'ân'ın i'câzı hem de tekrarları konusunda aynı usulü gözetmiştir. Ayrıca mesele hassas bir yaklaşımla i'câza kapı aralayan bir perspektifle ele alınarak i'câzla tekrar birbiriyle pekiştirilmektedir.

Mesele tekrar-i'câz ilgisi kurularak temsilî bir anlatımla şöyle müşahhaslaştırılır: Kur'ân, güzel, tatlı tekrarlarıyla bir tek cümlede ve bir tek kıssada değişik birçok mânâları, farklı seviyedeki muhataplara iyice anlatmaktadır. Ayrıca küçük ve sıradan bir olaydaki en küçük ve önemsiz şeylerin dahi merhamet nazarında ve tedbir dairesi ve iradesinde olduğunu bildirmektedir. Bundan dolayı İslâmiyet'i tesiste ve dinin tedvininde sahabenin cüz'î hâdiselerini de dikkat nazarına almaktadır. Bunda küllî düsturların bulunması ve umumî olan İslâmiyet'in tesisinde o küçük olayların çekirdekler hükmünde çok önemli meyveleri vermeleri açısından bir nevi i'cazını gösterir.9

Kur'ân'ın kapsama alanına bütün insanlar girdiğinden farklı seviyede muhataplar söz konusudur. Ayrıca Kur'ân'ın hitabında, her ferdin kabiliyeti ölçüsünde istifadesi gibi küllî bir gaye de mevcuttur. Meselenin diğer varlıklarla ve âhiretle ilgili kuvvetli bir bağı olduğunu ifadeyle tekrar-i'caz ilgisinin kozmik boyutunu yine orijinal bir tespitle ortaya koyar.10

Tekrar âyetlerinden bir kısmı, "uyarma, korkutma, sakındırma, ikâz etme" anlamlarını ifade eden inzara yöneliktir. Bu çerçevede âyet sonlarındaki fezlekelerin tekrarında tezahür eden i'câza da değinir: "Allah her şeye hakkıyla kâdirdir." (Bakara, 2: 20). "Allah her şeyi hakkıyla bilir." (Ankebut, 29: 62). "Onun kudreti her şeye galiptir; O her şeyi hikmetle yapar." (Rum, 30: 27) gibi tevhit ve âhireti anlatan fezlekelerde ve hatimelerde yüksek belâgat, meziyetler ve nükteler bulunduğunu, o fezleke ve hatimelerin pek çok nükte ve meziyetlerinden on tanesini beyan edip bunda büyük bir mucize bulunduğunu inatçılara da ispat ettiğini ifade etmektedir.11

4. Tasrif

Kur'ân, mesajını farklı üslûplarla (tasrif) sunmaktadır. "Böylece bu kitabı Arapça bir Kur'ân olarak indirdik ve onda uyarı ve tehditlerimizi farklı üsluplarla anlattık (صَرَّفْنَا). (..)" (Tâhâ, 113) âyeti buna işaret etmektedir.

Bediüzzaman, ele aldığı meseleleri her açıdan inceler. En ince, an hassas yönlerini ele alır, en girift taraflarını çözer. Konuya cüz'î küllî, mikro makro her perspektiften yaklaşır. Tekrar konusunda muhatabın dikkatini mikrodan makroya yönlendirip, Risale-i Nur'un alâmet-i farikası olan panoramik bakışla tabloyu bir bütün olarak gözler önüne serer. Dolayısıyla ağaçla meşgul ederken ormanı gözden kaçırtmaz. Çok yönlü bir realite olan tekrarın tasrif esprisini derinliğine ve kuşatıcı bir bakışla şöyle açıklar:

a. Kur'ân tesis edicidir, mübin bir dinin esasıdır ve şu İslâmiyet âleminin temelleridir ve beşerin içtimaî hayatını değiştirip muhtelif tabakalara, onların mükerrer suallerine cevaptır. Tesis ediciye tespit etmek için tekrar, tekit için yenilemek, teyit için takrir, tahkik, tekrir lâzımdır. Kur'ân, öyle azim meselelerden ve dakik hakikatlerden bahsediyor ki, bunları umumun kalblerine yerleştirmek için, çok defa muhtelif şekillerde tekrar lazımdır. Bununla beraber, görünürde tekrardır. Fakat aslında her bir âyetin çok mânâları, çok faydaları, çok vecihleri ve tabakaları vardır. Her bir makamda ayrı bir mânâ, fayda ve maksatlar için zikrediliyor.12

b. Bilirsiniz ki, her âyet için bir zâhir var, bir bâtın var; bir had var, bir matla' var. Her bir kıssa için çok vecihler, hükümler, faydalar, maksatlar vardır. Binaenaleyh, muayyen bir âyet her yerde öbür münasip bir vecih ve fayda için zikredilebilir. Bu itibarla, zâhiren tekrar görünse bile hakikatte tekrar değildir.13

c. Âyetlerin tasrifinin, Kur'ân'ın ana konularından olan tevhit hakkında temin ettiği faydayı şöyle açıklar: Bazen bir sahifede makamın gereği ve fehimlerin ihtiyacı ve beyandaki belagat açısından yirmi defa açıkça ve zımnen tevhit hakikatini ifade eder. Bu, değil usanç, sadece kuvvet ve şevk verir.14

d. İşârâtu'l-İ'câz'da meseleye, iknâ ile irşat esprisi ile yaklaşmakta ve bahsi, eğitim ve öğretimin en önemli mekanizması olan soru-cevap tekniği ile ele alarak tasrif boyutunu vurgulamaktadır:

"Sual: Îcâz ile i'câz sıfatlarını ihtiva eden Kur'ân-ı Azîmüşşan'da بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ , Rahmân Sûresi'ndeki فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ âyeti ile, Mürselât Sûresi'ndeki لِّلْمُكَذِّبِينَ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ âyeti gibi pek çok âyetler tekerrür etmektedir. Oysa bu tekrarlar, belâgate aykırıdır, usanç veriyor.

Cevap: Ey arkadaş! Her parlayan şey, yakıcı ateş değildir. Evet, tekrar ve tekerrür bazen usanç veriyor, fakat bu umumi değildir; her yere, her kelâma ve her kitaba şâmil değildir. Usanç verici addedilen pek çok zâhirî tekrarlar, belâgatçe güzel bulunmakta ve takdir edilmektedir. Evet, insanın yediği yemekler, biri gıda, diğeri meyve olmak üzere iki kısımdır. Birinci kısım, tekerrür ettikçe memnuniyet verir, kuvvet verir, çok teşekkürlere sebep olur. İkinci kısmın tekerrüründe usanç, yenilenmesinde lezzet vardır. Bunun gibi, kelâmlar da iki kısımdır. Bir kısmı ruhlara gıda, fikirlere kuvvet verici hakikatlerdir ki, tekerrür ettikçe güneşin ışığı gibi, ruhlara, fikirlere hayat verir. Meyve kabîlinden iştah açan kısımda tekerrür makbul değildir.

Bu itibarla Kur'ân, bir bütün olarak kalblere kut (gıda) ve kuvvet olup, tekrarı usanç değil, halâvet ve lezzet verdiği gibi, Kur'ân âyetlerinde de öyle bir kısım vardır ki, o kuvvetin ruhu hükmünde olup tekerrür ettikçe daha ziyade parlar, hak ve hakikat nurlarını saçar. Ezcümle:

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ gibi âyetlerde bulunan hayat ukdesi ve nuranî esaslar, tekerrür ettikçe iştahları açar; misk gibi, karıştırıldıkça kokar. Demek tekerrür zannedilen, aslında tekerrür değildir. Ancak وَأُتُوا بِهِ مُتَشَابِهاً (Bakara, 2/25) kabilinden, o çeşitli hikmetleri, nükteleri, gayeleri ifade eden tekrarlı kelâmlar, yalnız ibarece, lâfızca birbirine benzedikleri için tekrar zannedilir. Hatta Hz. Musa'nın kıssası, çok meziyetleri ve hikmetleri içine almaktadır. Her makamda o makama uygun bir vecihle zikredilmesi, belâgatin ta kendisidir.

Kur'ân-ı Azîmüşşan, o meşhur kıssayı, gümüş iken, yed-i beyzâsına alarak altın kalıbına dökmekle öyle bir belâgat nakşına mazhar etmiştir ki, bütün belâgat ehli, onun belâgatine hayran olmuş, secdeye varmışlardır. Aynı şekilde, Allah'tan iyilik, bereket ve yardım dileme gibi çok vecihleri içine alan; tevhit, tenzih, senâ, celâl, cemal ve ihsan gibi çok makamları ihtiva eden; tevhit, nübüvvet, haşir ve adalet gibi dört maksadı işaret eden besmele, zikredilen yerlerin her birisinde bu vecihlerden, bu makamlardan biri itibarıyla zikredilmiş ve edilmektedir. Bununla birlikte, hangi sûrede tekerrür varsa, o sûrenin ruhuyla uyumlu bir vecih bizzat kastedilmekle öteki vecihlerin istitradî (parantez cümlesi) ve tebeî zikirleri, belâgate aykırı değildir.15

Hz. Musa'nın kıssası ile ilgili belagat, edebî zevk, etimoloji ve daha birçok açıdan şu mükemmel tespiti yapmaktadır: "Kıssa-i Musa meşhur darb-ı meseldeki tefariku'l-asâ16dan daha faydalıdır. O asâ ne kadar parçalansa yine bir işe yaradığı gibi, Kıssa-i Musa da öyledir. Bundan dolayı, Kur'ân yed-i beyza-i mu'cizü'l-beyanıyla o kıssayı aldı ve birçok surede gösterdi."17

5. Eğitim-Öğretim Mekanizması Olarak Tekrar

Eğitimin bir hedefi, fertleri yararlı düşünce ve işlere sevk edip, onları istek ve arzularının peşinde sürüklenmekten korumak, otokontrol mekanizması geliştirmektir. İnsan davranışlarını olumlu yönde geliştirmek gibi mühim bir hususiyeti haiz olan Risale-i Nur, tekrarın eğitim psikolojisi açısından faydasını da açıklar:

"İnsanın his yönü ağır bassa, aklın muhakemesini dinlemez; heves ve vehmi hükmedip, en az ve önemsiz hazır bir lezzeti ileride gayet büyük bir mükâfata tercih eder. Az bir hazır sıkıntıdan, ileride gelecek büyük bir azaptan daha fazla çekinir. Çünkü tevehhüm, heves ve his ileriyi görmüyor, hatta inkâr ediyor. Nefis dahi yardım etse, iman yeri olan kalb ve akıl susar, mağlûp olurlar. O hâlde, büyük günahları işlemek imansızlıktan gelmiyor, bilakis his, heves ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlûbiyetinden ileri gelir. Ayrıca geçen işaretlerden anlaşıldığı gibi, fenalık ve heveslerin yolu, tahribat olduğu için gayet kolaydır. İnsi ve cinni şeytan, insanları o yola çabuk sevk ediyor. Hayret edilecek bir durumdur ki, bekâ âleminin –hadîste belirtildiği üzere-sinek kanadı kadar18 bir nuru, ebedi olduğu için, bir insanın ömrü boyunca dünyadan aldığı lezzet ve nimete bedel geldiği halde, bazı zavallılar, bir sinek kanadı kadar bu fâni dünyanın lezzetini, o bâki âlemin bu fâni dünyasına değer lezzetlerine tercih edip şeytanın arkasında gider. Bundan ötürü, Kur'ân-ı Hakîm, müminleri pek çok tekrar ve ısrar, tehdit ve teşvik ile, günahtan sakındırıp hayra sevk ediyor."19

6. Tekrarın Caydırıcı ve Teselli Yönü

Melek tabiatlı insan azdır. Beri tarafta şeytan tabiatlı olanlar da çok değildir. Geriye kalan büyük çoğunluk eğitime elverişli, irşat ve uyarılardan etkilenmeye müsait olduğundan eğitimle kusur ve yanlışlarını düzeltip kendilerine çekidüzen vermeye açıktırlar. Müellifimiz, irşat mekanizmalarından biri olan tekrarın iki farklı tesiri olduğunu ortaya koyar:

a. Zalimleri Caydırma

Tekrarın caydırıcılığını şöyle açıklar: "Kur'ân, kıssadan yalnız bir hisse ve bir tarihi olaydan bir ibret değil, bir küllî düsturun fertleri olarak her asra ve her tabakaya hitap ederek taze nazil oluyor gibidir. Bilhassa çok tekrar ile الظَّالِمِينَ الظَّالِمِينَ (zalimler, zalimler) deyip tehditleri ve zulümlerinin cezası olan gök ve yer musibetlerini şiddetle açıklaması bu asrın benzersiz zulümlerine Âd, Semûd ve Firavun'un başlarına gelen azaplara dikkat çekiyor.

وَالَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لَا يُقْضَى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَا كَذَلِكَ نَجْزِي كُلَّ كَفُورٍ

"Kâfirlere ise cehennem ateşi var. Ne ölüm hükmü verilir ki ölsünler, ne de ateşin azabı hafifletilir." (Fâtır, 36)

إِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ "Elbette, zalimlerin hakkı gayet acı bir azaptır." (İbrahim, 22) gibi tehdit âyetlerini Kur'ân'ın, gayet şiddet, hiddet, kuvvet ve tekrarla zikretmesinin hikmeti şudur: Beşerin küfrü, kâinatın ve yaratılmışların büyük çoğunluğunun hukukuna öyle bir tecavüzdür ki gökleri ve yeri kızdırıyor ve unsurlarını öfkelendiriyor, tufanlarla o zalimleri tokatlıyor. إِذَا أُلْقُوا فِيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهِيقاً وَهِيَ تَفُورُ "Onlar oraya atılınca, cehennemin müthiş homurtusunu, kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler." (Mülk, 7) âyetinin açıkça ifadesiyle, o zalim inkârcılara cehennem paralanacak derecede öfkeleniyor. İşte böyle umumî bir cinayete ve sınırsız bir tecavüze karşı beşerin küçüklük ve önemsizliği noktasında değil, bilakis zalimce cinayetinin büyüklüğüne ve kâfirce tecavüzünün dehşetine karşı kâinatın Sahibi kendi kullarının hukukunun önemini ve o münkirlerin küfür ve zulmündeki sonsuz çirkinliğini göstermek hikmetiyle fermanında gayet hiddet ve şiddetle o cinayeti ve cezasını değil bin defa, belki milyonlar, milyarlarca defa tekrar etse, yine israf ve kusur değildir.20

"Mekkî olan Rahmân Sûresi'ndeki, âyeti فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ "Şimdi Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?" âyeti ile Mürselât Sûresi'ndeki لِّلْمُكَذِّبِينَ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ "Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!" âyetlerinin tekrarını da zalimleri tehdit çerçevesinde değerlendirir.21

b. Müminleri Teselli ve Cesaretlendirme

Peygamber Efendimiz ve Müslümanlara dinlerinden dolayı husumet besleyen Kureyş müşriklerinin şirkte ısrarlarına karşı yapılan uyarı ve tehditlerin önemini yükseltmek, bu arada Resûlullâh'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) ve müminleri teselli etmek için uyarılar tekrarlanmaktadır.

Meselenin şu psikolojik faydasına da dikkat çekmektedir: Zulme maruz kalmış zayıf, çaresiz müminler, mağduriyetlerinin giderileceğini, haklarının teslim edileceğini bilmekle teselli bulurlar. Bu itibarla, zalimleri tehdit eden ayetlerin tekrarı "Mazlum iman ehline İbrahim ve Musa (as) gibi Peygamberlerin kurtuluşlarıyla teselli veriyor."22 Mazlumlar, "imhâl var ihmal yok" gerçeğinin şuurunda olarak zalimlerin hesaba çekileceğini, hak ettikleri cezayı alacakları inancıyla teselli bulur, karamsarlığa düşmezler. Fert sağlığının yanında toplum sağlığı için de bu hayatidir. Ayrıca şu hususa da dikkat çeker:

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْكَبِيرُ

"İman edip yararlı işler yapanlara ise, içinden ırmaklar akan cennetler var. İşte en büyük başarı, en büyük mutluluk budur!" (Burûc, 85/11) âyetinin gösterdiği ebedî mutluluk gerçeği 'zavallı beşere her dakika kendini gösteren ölüm gerçeğinin; hem insanı, hem dünyasını, hem bütün sevdiklerini ebedi idamdan kurtarıp ebedî bir saltanatı kazandırır.' dediğinden milyarlar defa tekrar edilse ve kâinat kadar önem verilse yine israf olmaz, kıymetinden düşmez."23

7. Mekkî Sûreler ve Tekrar

Tekrarlanan âyetlerin çoğunlukla Mekkî sûrelerde gelmesinin hikmetine dâir şu tespitte bulunur: Mekke'de ilk etapta muhatap ve muarızlar, Kureyş müşrikleri ve ümmîleri olduğundan belagatçe kuvvetli bir âlî üslup ve i`cazlı, ikna edici, kanaat verici bir icmal ve tespit için tekrar lâzımdır. Bu itibarla genellikle Mekke sûreleri iman rükünlerini ve tevhit mertebelerini gayet kuvvetli yüksek ve i'cazlı bir îcaz ile tekrar edip ifade etmektedir. Böylece mebde ve meadi, Allah`ı ve ahireti değil yalnız bir sayfada, bir âyette, bir cümlede, bir kelimede; belki bazen bir harfte ve takdim tehir ve belirli belirsiz, hazf ve zikir gibi heyetlerde öyle kuvvetli ispat eder ki belagat ilminin dâhi imamları hayretle karşılamışlar.24

8. Tekrarla İlgili Bir Tecrübe

Kur'ân âyetleri üzerinde yoğunlaşarak, onları hissederek eserini yazan Bediüzzaman yaşadığı bir tecrübe ile Kur'ân'ın i'câzını ispat etmektedir.25 Tekrar konusunda ise şöyle bir tecrübesini nakleder: "Herkes her vakit Kur'ân'a muhtaçtır. Fakat herkes, her vakit bütün Kur'ân'ı okumaya gücü yetmez; ama bir sûreyi okumaya genellikle gücü yeter. Onun için Kur'ân'ın en mühim gayeleri çoğunlukla uzun sûrelerde anlatılarak, her bir sûre küçük bir Kur'ân hükmüne geçmiştir. O hâlde hiç kimseyi mahrum etmemek için haşir, tevhit ve Hz. Musa'nın (as) kıssası gibi bazı maksatlar tekrar edilmiştir. Tıpkı bu önemli hikmet içindir ki, bazı defa haberim olmadan, ihtiyarım ve rızam olmadığı hâlde, bazı ince iman hakikatleri ve kuvvetli hüccetleri müteaddit risalelerde tekrar edilmiş. Ben çok hayret ederdim. Neden bunlar bana unutturulmuş, tekrar yazdırılmış? Sonra kat'î bir surette bildim ki: Herkes bu zamanda Risale-i Nur'a muhtaçtır. Fakat umumunu elde edemez. Elde etse de tamamını okuyamaz. Fakat küçük bir Risale-i Nur hükmüne geçmiş şümullü bir risale elde edebilir. Ve çoğu vakitlerde muhtaç olduğu meseleleri ondan okuyabilir ve gıda gibi her zaman ihtiyaç yenilendiği gibi, o da mütalâasını tekrar eder."26

Okuyucusunu da şu tecrübeyi yaşamaya teşvik eder: "Bu risalenin ibaresindeki icmal, îcaz ve anlaşılmasındaki zâhirî zorluklar, seni ürkütmesin. Tekrar tekrar mütalâa et, tâ ki لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ (Furkân, 25/2) gibi Kur'ân tekrarlarının sırrı sana açılsın."27   Dipnotlar

1. Risale-i Nur Külliyatı, I, 522 (Mektubât, 28. mektup). İktibaslar tarafımızdan sadeleştirilmiştir.

2. Risale-i Nur Külliyatı, II, 1373 (Mesnevî-i Nuriye).

3. Risale-i Nur Külliyatı, II, 1310 (Mesnevî-i Nuriye, Katre'nin sonunda).

4. Risale-i Nur Külliyatı, II, 1310 (Mesnevî-i Nuriye, Katre).

5. Risale-i Nur Külliyatı, I, 843 (Birinci Şua).

6. Risale-i Nur Külliyatı, II, 1361-1362 (Mesnevî-i Nuriye - Onuncu Risale).

7. Risale-i Nur Külliyatı, I, 95-96 (Sözler, On dokuzuncu Söz, On Dördüncü Reşha).

8. Risale-i Nur Külliyatı, II, 1361-1362 (Mesnevî-i Nuriye - Onuncu Risale).

9. Risale-i Nur Külliyatı, I, 973 (özetle).

10. Bkz. Risale-i Nur Külliyatı, I, 973 (Şualar).

11. Risale-i Nur Külliyatı, I, 974 (Şualar).

12. Risale-i Nur Külliyatı, I, 95-96 (Sözler, On dokuzuncu Söz).

13. Risale-i Nur Külliyatı, II, 1361-1362 (Mesnevî-i Nuriye - Onuncu Risale).

14. Risale-i Nur Külliyatı, I, 973.

15. Risale-i Nur Külliyatı, II, 1167 (İşârâtu'l-İ'câz, Bakara Sûresi).

16. Tefariku'l-asâ: Arapçada bir deyimdir. Asâ parçalara ayrılsa bile her parçasının bir işte yaradığını anlatır. Bkz. Câhız, Beyân, Beyrût 1993, III, 739.

17. Risale-i Nur Külliyatı, II, 2017 (Muhâkemât).

18. "Dünyanın Allah katında sinek kanadı kadar bir değeri olsaydı kafirler ondan bir yudum bile içemezlerdi." Tirmizi, Zühd 13.

19. Risale-i Nur Külliyatı, I, 621.

20. Risale-i Nur Külliyatı, I, 975 (Şualar, on birinci Şua).

21. Bkz. Risale-i Nur Külliyatı, 973 (Şuâlar, On birinci Şua).

22. Risale-i Nur Külliyatı, I, 972 (Şuâlar, On Birinci Şua).

23. B. Saîd Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, I, 975 (Şualar, On birinci Şua).

24. Risale-i Nur Külliyatı, I, 974 (Şuâlar, On Birinci Şua).

25. Bkz. Risale-i Nur Külliyatı, I, 492 (Mektubat, 26. Mektup, 1. Mebhas).

26. Risale-i Nur Külliyatı, II, 1589 (Kastamonu Lâhikası).

27. Risale-i Nur Külliyatı, II, 1373 (Mesnevî-î Nuriye).  

Yeni Ümit Sayı:83

Yazar:
Prof. Dr. Muhammed Çelik
Kategorisi:
Makaleler & Yazılar
Gönderi tarihi: 29-04-2011
4,026 kez okundu
Block title
Block content