Kur'ân Perspektifinde Hz. Ebubekir (r.a.)

[yazifontu=Bookman Old Style>[yazifontu=Verdana>[yazifontu=Tahoma>[yazifontu=Times New Roman>[yazifontu=Arial>Hz. Ebu Bekir (ra) yeryüzünde Peygamber Efendilerimizden sonra gelen insanların en büyüğüdür. N. F. Kısakürek'in naklettiğine göre, başı neredeyse peygamberlik burcuna değecek olan tek insan yine Hz. Ebu Bekir (ra)'dır. Bu faziletlerinin yanında Kur'ân-ı Kerîm de ikinin ikincisi olarak ihraz ettiği makam ümmete gösterilmiş, bütün her şeyini feda ettiği İslâm da'vâsı uğrunda kazandığı "Sıddîk" lakabı, onu, daha sonra gelecek ne kadar sadık varsa onları kendi sancağı altına toplama liyakatına ulaştırmıştır. Bu yazıda Kur'ân âyetlerinden birini huzurlarınıza getiriyoruz. Bu âyette hem Hz. Ebu Bekir (ra)'in kadri ümmete gösterilmiş oluyor hem de, onun şahsında kıyamete kadar gelecek insanlara civanmertlik dersi verilmiş oluyor. Ayrıca İslâm'a hizmette bir insanın nelere katlanması gerektiğini de görmüş oluyoruz.

Fahr-ı Kâinat Efendimiz'den sonra anlatılmaya layık ilk insan Hz. Ebu Bekir-i Sıddîk (ra)'dır. Muhammed Mustafa ümmetinin bu en faziletli insanını anlatmak için cildler dolusu malumat bile az gelir. Efendimizin onun hakkındaki sözlerini toplasak büyük bir yekûn tutar. Dededen toruna sahabi olma şerefini kazanan tek aile onun ailesidir. Allame Elmalılı (V.1942) bu mevzuda şöyle diyor: [yazifontu=Times New Roman>"Allah (cc), onun zürriyeti hakkında duasını kabul etti. Ona hem ana ve babasının hem de ev/adlarının bütününün İslâm'a girişlerini görme müyesser oldu Babası Ebu Kuhafe (Osman b. Amr) annesi Ümmül-Hayr binti Sahr b. Ömer, oğlu Abdurrahman ve torunu Ebu Atik... hepsi Hz. Peygamber e yetiştiler ve Ebu Bekir'in (ra) bu mazhariyet derecesi, sahabeden hiçbirine müyesser olmadı."[/yazifontu> (1)

Biz bu yazımızda Hz. Ebu Bekir (ra) hakkında nazil olduğu bütün müfessirlerce müsellem olan (2) en-Nur suresinin 22. ayeti üzerinde kısaca durmak istedik.

Bilindiği gibi İslâm tarihinin en acı hadiselerinden birisi de İfk Hâdisesidir. Maddî ve manevî her türlü sıkıntıyı çeken Nebiler Nebisi, namusuna leke sürülme iftirasının da acısını tatmıştır. Hicretin dördüncü senesinde (M. 625) Benî Mustalîk gazvesi dönüşü yapılan bu iftira başta iki cihan ser-verini ve kayınpederi Sıddîk-i Ekberin ailesini olmak üzere bütün sahabiyi üzüntüye boğmuş, münafıkları ise sevindirmişti. Bu iftirayı diline dolayan ve aşırı gidenlerden birisi de Hz. Ebu Bekir'in (ra) ona yardımcı olup, günümüz ifadesiyle, karşılıksız ve devamlı maaş verdiği, halasının oğlu muhacirin-i kiramdan Mistah b. Esase idi (3). Hz. Âişe (r.anha)'nın beraet ve taharetini ilan eden âyetler nazil olduktan sonra Hz. Ebu Bekir (ra), Mistah'ın yaptığı bu hatadan ötürü, ona yaptığı yardımı ebedî olarak keseceğine dair yemin etmişti. Gerisini yed-i tula sahibi Suyutî (V.911)'den dinleyelim: "Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz?" (4) ayeti nazil olunca, Hz. Ebu Bekir (r.a): "Ya Rab, tabii ki bizi bağışlamanı severiz" dedi ve Mistah (ra)'a yaptığı yardımı devam ettirdi. Daha önce söylediği "Ebedî olarak yardım etmeyeceğim" sözüne karşı olsun diye, bu yardımı ebedî olarak kesmeyeceğine dair söz verdi" (5).

Rivayet, dirayet ve işarî tefsiri adeta mezceden Alûsî (V.1270) ise, Mistah (r.a)'ın iftira yaygarasına katılmadığını, sadece bu işin konuşulduğu bir yerde bir defaya mahsus, konuşulan sözlerin enteresanlığına güldüğünü ve bundan ötürü özür dilediğini kaydediyor (6). Zaten bir muhacirden böyle bir şeyin sadır olması aklen ve naklen adeta mümkün değildir.

Şimdi mevzumuz olan ayete dönelim: "Sizden fazilet ve servet sahibi kimseler yakınlığı bulunanlara, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (bir şey) vermemeğe yemin etmesinler; affetsinler ve geçsinler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah bağışlayan, esirgeyendir." (7) Burada sözü, tefsir tarihine ismini silinmez harflerle yazdıran Allame er-Razi'ye (V.606) bırakıyoruz: Bu ayet Efendimiz'den sonra ümmetin en faziletlisinin Hz. Ebu Bekir olduğuna işarettir.(....) Allah (cc) bu ayette Sıddîk-i Ekberin dindeki yüceliğine işaret eden enteresan sıfatlarla anlatmıştır. Şöyle ki:

1. Yüce Mevlâ, onun hakkında çoğul sigasını kullanmıştır. Bir kişinin cem' sigasıyla anlatılması ise makamının yüceliğine işarettir. Nitekim Cenab-ı Mevlâ'nın "Kur'ân'ı Biz indirdik" ve "Sana Kevseri Biz verdik" ... vb. ayetlerde kendisini cem' sigasıyla anlatması bu manadadır.

2. Kayıtsız (mutlak) bir ifadeyle, onun faziletli ve başkasına iyilikte bulunduğunu bildiriyor. Bu da onun (öbür dünyada) büyük bir fazilete ereceğine işarettir. (....)

3. Allah (cc) "sizden fazilet sahibi olan ... " ifadesinde temyiz, ayırma manasına gelen "min" harf-i cerrini kullanmakta sanki, Hz. Ebû Bekir'i (ra) diğer sahabeden fazilet sıfatıyla ayırmış bulunuyor. Bu da fazilet sıfatının ona has olmasını gerektirir. Yani bu manadaki fazilet mertebesine ancak o erebilmiştir. (Nitekim sıddîkiyetin zirvesini de o ihraz etmiştir).

4. "Fazl" ifadesini, Allah'a ibadet etmeye hamletmek mümkündür. Servet sahibi olmak ifadesi bu durumda müslümanlara yardım elini uzatma ve onlara karşı şefkatli olma manasına gelir. Böylelikle ulvî iki sıfat bir araya gelmiş bulunur. Bu iki sıfatı kendinde cem'eden sıddîkiyet mertebesinin zirvesine çıkar. Allah böyle olanlarla beraberdir. "Çünkü Allah, (azabından) korunanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir" (8). Hz. Ebu Bekir fra) bu iki sıfatı birleştirdiğinden Yüce Nebi ona mağarada "Korkma Allah bizimledir" (9) buyurmuştu.

5. Servet sahibi olmak onu başkasına yardımda bolca harcayınca bir mana ifade eder. Yani zengin, cömert insan demektir. Bundan ötürü Efendimiz: "İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır" (10) buyurmuşlardır. Hz. Ebu Bekir (ra) sadece malda değil her faydalı işte en cömert insandı. Bu cömertliğinden ötürüdür ki, İslâm'la şereflendiğinin ertesi birkaç gün içinde Hz. Osman b. Affan, Hz. Talha, Hz. Zübeyr. Hz. Sa'd b. Ebi Vakkas ve Hz. Osman b. Mazun onun çalışmalarıyla müslüman olmuş ve Rahmet Nebisinin huzuruna gelmişlerdi.

Malını dağıttığı gibi İslâm'a eli ve diliyle hizmette de zirvedeydi. Onun için her manada servet sahibi olmakla tavsif edilmeye hak kazanmıştı. Hz. Ali'nin ondan önce İslâm'la müşerref olduğu ihtilaflıdır. Ama öyle bile olsa İslâm'a davetle ilk uğraşan Hz. Ali değil Hz. Ebu Bekir'dir. Bu Resûlullah (sav)'tan sonra onu en faziletli insan olma mertebesine çıkartır. Aynı zamanda Efendimizin şu müjdesine nail olmuş oluyor: "Kim güzel bir çığır açarsa kıyamete kadar onu takib edenlerin sevabı kadar sevab alır" (11). Binaenaleyh kıyamete kadar İslâm'a davet edenlerin sevaplarının bir misli de Hz. Ebu Bekir'e (ra) yazılır. Bu da onu yücelten başka bir husustur.

6. Zulmün her türlüsü fenadır. Ancak akrabaya yapılanı daha da kötüdür. Akrabaya yapılan iyiliğe onun kötülükle mukabele etmesi de yabancının kötülükle mukabelesinden daha acıdır. İşte Hz. Mistah (ra) bu ikisini de yapmıştı. Kendisine iyilikte bulunan akrabasının namusuna leke sürülme kampanyasına katılmıştı. Hz. Ebu Bekir'in (ra) ne kadar rencide olduğunu düşünün. Buna rağmen Allah (cc) ona bu iyiliğini devam ettirmesini ve onu affetmesini emredince Sıddîk-i Ekber tereddütsüz kabul etmişti. Nefisle yapılan mücadelenin küffar ordularıyla savaştan daha zor olduğu muhakkaktır. Onun için Fahr-i Kâinat Efendimiz "Küçük savaştan büyük savaşa dönüyoruz" (12) buyurmuştu. (Burada da Hz. Ebu Bekir zirvelerde dolaşıyor).

7. Allah (cc), Hz. Ebu Bekir'e iyiliğini devam ettirmesini emredince onu, faziletli ve her yönüyle servet sahibi olmakla tavsif etmiştir. Âdeta şunu demek istiyordu: "Senin kalbin dünyaya azıcık bir değer verecek darlıkta değildir. Ondan sadır olan hataya, yardımını kesmekle mukabele etmen senin gibisine yakışmaz." Böyle bir ifade kişiyi mertebelerin en yükseğine çıkarmaya yeter ve artar bile.

8. Bir kelimenin başına lam-ı ta'rifin getirilmesi umum ifade eder. Fazilet ve servet lafızlarının lam-ı ta'rifli olması, fazilet ve servetin her türlüsünü kendinde toplamış bulunuyordu. Bu ona ulaşılmazlığı da ifade eder.

9. Affetme, muttaki olmayı da gerektirir. Biri birisiz olmazlar. Bunun için Leyi suresinde takva ite burada ise affetme ile vasıflanmıştır.

10. Yüce Mevla Habibine: "Onları affet aldırma..." (13) diye emretmişti. Hz. Ebu Bekir'e de"... Affetsinler ve geçsinler..." buyurması onun İslâm'da ikinci insan olduğunu göstermektedir.

11. "Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz?" ifadesi müstakbel sigasıdır. Şu hatayı affederim şunu ise affetmem ayırımı da yapılmamıştır. Bu ifade Hz. Ebu Bekir'in geri kalan ömründe mağfirete mazhar olduğunu gösterir. Hz. Peygamber (sav) için: "Geçmiş ve gelecek günahların affedilmiştir" (14) ifadesi, onun için de yukarıdaki ifadenin kullanılmış olması yine ikinin ikincisi olduğunu ve aşere-i mübeşşere İçinde bulunduğunu bildiren beşaret-i Nebeviyi tasdik etmektedir" (15).

İşte Hz. Ebu Bekir (ra) sadece bir ayetin ışığı altında incelendiğinde budur. Herbir harfi birer güneş olan Kur'ân-ı Kerimi Nebiler Nebisinin en yakın arkadaşı, sırdaşı, kayınpederi, sağ kolu veziri olan o Kamet-i Balanın üzerine çevirip incelesek neler ortaya çıkar, bunu ne dil anlatabilir ne de kalemler yazabilir! Niyazımız onların şefaatine nail olmaktır. (Âmin)!

DİPNOTLAR

1. M. H. Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili c. VI, s. 4347.

2. ez-Zemahşeri, el-Keşşaf, c.III, s.67, İbn Kesir. Tefsiru'l-Kur'âni'l-Azim. c. III. s. 275, el-Alûsî, Ruhul-Meani. c.XVIII, s.124, es-Suyutî, Dürrül-Me'sur. c.V, s.35. er-Razi, Mefatihu'l-Gayb: c.XXIII, s.188 ve diğerleri...

3. es-Suyutî age. c.v, s.35.

4. en-Nur 24/22.

5. es-Suyutî age. a.y.

6. el-Alûsî, age. c.xvm.s.124.

7. en-Nur: 24/22.

8. en-Nahl; 16/128.

9.et-Tevbe:9/40.

10. Feyzu'l-Kadir, III.480.

11. Müslim, İlim: 15. Zekat: 69, Neseî, Zekat: 64 Müsned, IV. 357, İbn Mace: Mukaddime. 14.

12. Keşfül-Hafa:c.I, s.424.

13. Maide:5/13.

14. Fetih: 48/2.

15. er-Razi. Mefatihu'l-Gayb: c. XXIII, s.187-188.

(18.Sayı Ekim, Kasım, Aralık 1992)

[fontrengi=#FF0000>Yazar:[/fontrengi> Abdulhakim YÜCE

[/yazifontu>[/yazifontu>[/yazifontu>[/yazifontu>[/yazifontu>

Yazar:
Kuranikerim.org
Kategorisi:
Makaleler & Yazılar
Gönderi tarihi: 23-02-2009
6,354 kez okundu
Block title
Block content