Buradasınız

Kur'ân-ı Kerim'de Doğu ve Batı Kavramları

Kur'ân, tekvinî emirlerin beyan ve izahı, teşriî kural ve kaidelerin de en sağlam ve değişmez kaynağıdır. O, varlık, kâinat ve insanı doğru okuyup değerlendirmede en sağlam kriterleri ihtiva eden öyle muhkem bir kitaptır ki, onun ferdî, ailevî, içtimaî ve terbiyevî çözemeyeceği bir problem yoktur ve bu hususiyetiyle de o, her şeyi sebepleriyle, sonuçlarıyla görüp bilen bir Zât'ın kuşatan ilminden geldiğini haykırmaktadır.

"... Doğuların ve batıların Rabb'ine yemin ederim ki, Biz onların yerine kendilerinden daha hayırlı insanlar getirmeye kâdiriz.Bizim elimizden kurtulan, gücümüzü yetmediği hiçbir şey yoktur." (Meâric, 40-41) 

Meâric Sûresi'nde geçen bu âyetlerde Allah (celle celâluhu), "doğuların" ve "batıların" Rabbi olarak bizzat kendi Zât'ı üzerine yemin etmekte ve ardından "Biz onların yerine kendilerinden daha hayırlı insanlar getirmeye kâdiriz." sözleriyle, iman etmeyip Kur'ân ile alay etmeye kalkışanlara, Allah'ın gücü ve kudretinin büyüklüğünü hatırlatmaktadır. 

Burada geçen iki âyetin birincisinde yer alan "doğular" (meşârik) ve "batılar" (meğârib) ifadelerinin çoğul olarak1 kullanılmış olması, bildiğimiz Dünya'nın doğusu ve batısının dışında başka doğu ve batıların varlığına da işaret eder. Diğer doğu ve batıların neler oldukları, âyetin öncesi ve sonrasında izah edilmediğinden müteşabih olarak kalmıştır. Değişik Kur'ân tefsirlerinde "doğular" ve "batılar" lafızları Güneş'in, senenin farklı günlerinde farklı noktalardan doğması sebebiyle birçok doğu ve batının var olduğu şeklinde yorumlanır ve bu yorum, Hz. İbni Abbas'a (r.a.) dayandırılmaktadır. Buradan, Allah "yeryüzünde Güneş'in doğup battığı bütün noktaların yani bütün yeryüzünün Rabbi'dir" şeklinde bir mânâ çıkarmak mümkündür. İbn-i Abbas'ın (r.a.) kendi devri göz önüne alındığında, yukarıda geçen âyete yüklenen bu mânâ, Kur'ân'ın ruhuna uygun ve güzel bir yorumdur. Öte yandan Kur'ân-ı Kerîm'in birçok yerinde Allah'ın Rububiyet sıfatına atıfta bulunulurken çok defa "Âlemlerin Rabbi olan Allah ..." ifadesi kullanılır. Bu âyetlerden birkaçı şu şekildedir.

"Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur." (Fatiha, 2)

"Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz." (Tekvir, 29)

"Sahi onlar, o en mühim günde, yani bütün insanların Rabbülâlemin'in divanında duracakları günde, diriltilip toplanacaklarını düşünmezler mi?" (Mutafifin, 6)

Buna karşılık, Meâric Sûresi'ndeki bahsi geçen âyetlerde "Âlemlerin Rabbi" yerine "doğuların ve batıların Rabbi ..." ifadesinin tercih edilmiş olması, bu âyette bilmediğimiz hususi birtakım başka manaların bulunabileceğini de akla getirmektedir. Bu mânâları araştırmaya geçmeden önce, "doğu" ve "batı" lâfızlarının kelime anlamlarını iyi bir şekilde tanımlamak yerinde olacaktır. 

Günlük hayatta doğu ve batı kelimelerini, yeryüzündeki bir noktaya göre yön tarif etmekte kullanırız. Doğu, yeryüzündeki bir noktadan, Güneş'in doğduğu tarafa doğru olan yöndür. Batı ise doğu yönünün ters istikametidir (aynı zamanda Güneş'in battığı istikamet). Bunların dışında bir de kuzey ve güney yönleri vardır. Kuzey, bulunduğumuz yerden Dünya'nın Kuzey Kutbu istikametinde olan yöndür. Kuzeyin ters istikameti yani, Dünya'nın Güney Kutbu'na doğru olan yön ise güney yönüdür.

İlmî açıdan bir tanım yapılmak istenirse öncelikle, keyfi herhangi bir yüzey ele alınır. Bu yüzey üzerine bir koordinat sistemi yerleştirilir. Böyle bir koordinat sistemi, birbirlerine dik iki eksenden ibarettir ve yüzey üzerinde herhangi bir noktaya, o noktayı orijin kabul edecek şekilde yerleştirilebilir. Yüzey üzerindeki bir noktadan başlayıp belirli bir doğrultuda seçilen herhangi bir istikametin, doğu, batı, kuzey ve güney yönlerinden hangisine yakın (veya hangisi üzerinde) olduğuna karar verebilmek için o istikametin, koordinat sisteminin eksenleri ile yapmış olduğu açıya bakılır. Ancak bu şekilde seçilen tek bir yön, farklı koordinat sistemlerinde ayrı iki yönmüş gibi algılanabilir. Meselâ bir kimse belli bir yönü düzlem üzerinde "doğu" olarak işaretlemiş olsun. Farklı bir koordinat sistemi kullanan başka bir kimse, bu yöne "kuzey-batı" diyebilir. Biz aynı yöne verilen bu isimlerden birini diğerine tercih edemeyiz. Çünkü her iki isimlendirme de kendi koordinat sistemleri çerçevesinde doğru olacaktır. Bu durum, bizi şöyle bir yargıya götürür: "İki boyutlu sabit bir yüzey üzerinde, herhangi bir noktaya göre doğu ve batı yönlerini, belirli, kesin ve herkes tarafından kabul edilebilir bir biçimde tanımlamak mümkün değildir."

Şimdi de iki boyutlu uzayda ve bir merkez etrafında dönen noktasal bir cismin, konum vektörünün taradığı alanla tanımlanan özel bir yüzey ele alalım. Cismin yörüngesi, bu yüzey üzerinde kapalı bir eğri şeklinde olur. Bu yörünge üzerinde dönen cismin hareketi, her bir periyotta kendini sürekli olarak tekrarlar. Herhangi bir andaki konum vektörü, dönme merkezinden cisme doğru çizilen bir vektör işaretiyle gösterilir. Cismin çizgisel hızı, her zaman yörüngeye teğet ve aynı zamanda dönüş istikametindedir. Hızın büyüklüğü zamanla değişebileceği gibi sabit de olabilir. Bu şekilde tanımlanan yüzeye "dönme yüzeyi" denilir.

Fizikte dönme, "açısal momentum" adı verilen vektörel bir büyüklükle tanımlanır. Açısal momentum vektörü, dönen noktasal cismin konum vektörü ile momentum vektörünün vektörel çarpımı olarak aşağıdaki gibi hesaplanır.

L=rxp

Burada L açısal momentum vektörünü, r konum vektörünü ve p ise momentum vektörünü göstermektedir. p momentum vektörü, cismin kütlesi ve hızının çarpımı olarak tanımlanır ve p=mv şeklinde yazılır. Momentum vektörü daima hız vektörü ile aynı yöndedir. Hız vektörü ile momentum vektörlerinin büyüklükleri arasında m kütle çarpımı kadar bir fark vardır. Dönen cismin kütlesi m=1 birim olarak alınırsa, hız ve momentum, aynı vektörle de temsil edilebilir.

L açısal momentum vektörü her zaman, dönme merkezinden geçen ve dönme düzlemine dik olan bir eksen üzerinde bulunur. Bu eksen aynı zamanda "dönme ekseni" olarak adlandırılır. Açısal momentum vektörünün büyüklüğü, dönen cismin konum vektörünün büyüklüğü ile momentum vektörünün büyüklüklerinin çarpımına eşittir. Yönü ise tanımı gereği, mutlaka dönme ekseni üzerinde olacaktır. Ancak, bu eksen üzerinde aşağı ve yukarı yönlerden bir tanesini tercih etmek gerekir. Bu seçim, fizikte çok meşhur olan "sağ el kuralı"na göre yapılır. Sağ el kuralına göre açısal momentum vektörünün yönünün tayin edilmesi Şekil-1'de gösterilmiştir.

Şekil-1: m kütleli bir cismin, v çizgisel hızıyla, r yarıçaplı dairesel bir yörüngede dönerken L açısal momentum vektörünün yönünün, sağ el kuralına göre bulunması. Şekil üzerinde Doğu ve Kuzey yönleri de ayrıca gösterilmiştir.

Dönen bir sistem tarafından tanımlı yüzey üzerinde, cismin bulunduğu noktaya göre yön tayini şu şekilde yapılabilir. Doğu yönü, cismin hız vektörü, yani dönme istikametinde olan yöndür. Dönme yüzeyi üzerinde ve açısal momentum vektörü istikametinde çizilen yön ise kuzeyi gösterir. Batı ve güney yönleri, sırasıyla doğu ve kuzey yönlerinin ters istikametleri olarak belirtilir. Bu tanımda hiçbir şekilde keyfiliğe yer yoktur. Doğu, batı, kuzey ve güney yönleri, tam ve kesin bir şekilde belirlenmiştir. Dönen herhangi bir sistem üzerinde farklı kişiler tarafından, tanıma uygun olarak belirlenecek yönler, koordinat sistemi nasıl seçilirse seçilsin, birbiriyle aynı olacaktır. Ayrıca bahsedilen yön tanımlamaları, hem kendi ekseni etrafında hem de başka bir nokta etrafında gerçekleşen dönme hareketleri için geçerlidir. Bütün bu tanımlamaların ardından, şöyle bir neticeye varabiliriz. "Doğu ve batı yönleri yalnız ve ancak dönme söz konusu olduğunda tanımlı hâle gelirler. Dönmeyen bir sistem üzerinde doğu ve batı yönleri tanımlanamaz."

Dönen bir sistem tarafından tanımlanan yüzeyin, düzlem olması zorunluluğu da yoktur. Meselâ bir ağaç dalını elimize alıp kendi ekseni etrafında döndürdüğümüzü farz edelim, dalın her noktasında ve dönme yönünde bir çizgisel hız vektörü, çizilerek gösterilebilir. Bu hız vektörünün yönü doğu yönünü, tersi istikamet ise, dal üzerinde tanımlı batı yönünü bize verir. Benzer şekilde, Dünya'nın bilinen doğusu ve batısı da bu tanıma uygun olarak açıklanabilir. Yeryüzündeki her nesnenin, Dünya'nın dönme yönünde bir çizgisel hızı vardır. Bu hız vektörü, cismin bulunduğu noktada vektör işareti çizilerek gösterilecek olursa yönünün, bilinen doğu istikameti ile çakışık olduğu açıkça görülebilir. Dünya'nın kendi ekseni etrafında dönmesi sebebiyle var olan açısal momentumu, sağ el kuralına uygun olarak, Dünya'nın merkezinden başlayan ve Kuzey Kutbu'ndan çıkan bir vektör işareti ile gösterilebilir. Açısal momentum vektörünün yeryüzüne çıktığı nokta tam kuzey noktası, Dünya üzerindeki bir noktadan bu noktaya doğru uzanan istikamet ise bilinen kuzey yönüdür. Doğu ve kuzey yönlerinin Dünya üzerinde dönmeye bağlı olarak nasıl tanımlı hale geldiği, Şekil-2'de gösterilmiştir.

Şekil-2: Dünya üzerinde doğu ve kuzey yönlerinin dönme hareketine bağlı olarak gösterimi.

Yazının başında yer alan âyetlere yeniden dönecek olursak, burada geçen "Doğuların ve batıların Rabbi..." ifadesini, doğu ve batısı olan her şeyi kapsayacak biçimde, "Allah, doğusu ve batısı olan her şeyin Rabb'idir." şeklinde anlamak mümkündür (Her şeyin doğrusunu Allah bilir). Burada şöyle bir soru akla gelebilir. Acaba bir şeyin veya nesnenin dönmesi, neden Kur'ân âyetlerinde konu edilsin ve neden dönme fiiline, üzerine yemin edilecek kadar büyük bir değer ve kıymet atfedilsin?

Bu sorunun cevabına geçmeden önce şu hususun iyi bilinmesi gerekir. Dönme hareketinin zıddı, dönmeme hâlidir. Dönmeme hâli çok özel bir denge durumudur ve cismin bulunduğu ortamda etkin olan bir sürtünme kuvveti varsa, ancak o zaman tam olarak sağlanabilir (Sürtünme her zaman hareket yönünün ters istikametinde etki eder ve bu nedenle dönme de dâhil olmak üzere her türlü hareketi durdurmaya yarayan yegâne kuvvettir). Sürtünmenin olmadığı veya çok az etkin olduğu ortamlarda, nesneler küçük bir kuvvetin tesiriyle rahatlıkla dönmeye başlayabilir, daha sonra bu kuvvet ortadan kalksa bile sürekli olarak dönmeye devam ederler. Meselâ havada bulunan gaz atomları ve moleküller, sağa sola doğru uçuşurlarken birbirleriyle çarpışırlar ve aynı zamanda da dönerek ilerlerler. İki molekül arasındaki mesafe boş uzaydır ve bu sebeple hava moleküllerinin dönmesine mâni olacak bir tesir söz konusu değildir.

Sürtünmenin olmadığı diğer bir ortam da uzay boşluğudur. Uzay boşluğunda var olan bütün nesneler bu sebeple, dönerek hareket ederler. Dünya, Güneş, Ay ve yıldızların her birinin kendi eksenleri etrafında döndükleri, astronomi ilmi tarafından ortaya konulmuş değişmez bir gerçektir. Bunlardan başka, kuyruklu yıldızlar, karadelikler, göktaşları, nebulalarda bulunan gazlar ve hattâ galaksiler, değişik hızlarda ve farklı yönlerde fiilî olarak dönme hareketini icra ederler. Öyle ise hepsinin ayrı birer doğusu ve birer de batısı vardır. Öyle ise hepsi, âyette geçen "Doğuların ve batıların Rabbi..." ifadesinin muhatabıdırlar ve Allah (celle celâluhu) bu âyet-i celilede, kâinatta ve makro âlemde varlık adına ne varsa hepsini teker teker nazara vermek suretiyle ve âdeta üzerlerine mührünü basarak "Hepsinin Rabbi Benim!" demektedir. Bu hususla ilgili olarak, Fethullah Gülen Hocaefendi aynı âyeti tefsir ederken; "Ayrıca burada Ay ve Güneş'le beraber, teker teker küre-i arza göre doğup batan bütün ecramı semaviyenin şüruk ve grub çerçevelerine de işaret edilmiş olabilir." diyerek âyette geçen "doğular" ve "batılar" lâfızlarıyla, yıldızlar ve gezegenlerin dönmelerinin kast edilmiş olabileceğini ifade etmişlerdir (Gülen, 386).

Yıldızların ve gezegenlerin doldurduğu kâinatta bir de küçükler âlemi, yani mikro âlem vardır. Mikro âlemde atomlar ve moleküller bulunur. Atom ve molekülerin hepsi nötron, proton ve elektron adı verilen çok küçük parçacıklardan meydana gelmiştir. Nötron, proton ve elektronun dışında daha birçok küçük parçacık vardır. Nötrinolar, muonlar ve mezonlar bunlardan bazılarıdır. Atomdan daha küçük olan bu parçacıkların hepsine birden "atom-altı parçacıklar" denilir. Atom-altı parçacıkların şekli ve görünüşü bugünkü bilgimizle tasvir edilemez. Ancak kütlesi, elektrik yükü, enerjisi vb. özellikleriyle bilinirler. Her bir atom-altı parçacığın, spin adı verilen ve ölçülebilen özel bir büyüklüğü vardır. Spin terimi, parçacığın kendi ekseni etrafında dönmesine karşılık gelen bir nicelik olarak tarif edilir. Tek başına gerçek bir atom-altı parçacığın spini hiçbir zaman sıfır olmaz. Bu sebeple atom-altı parçacıklar için de doğu ve batı yönleri her zaman tanımlıdır. Ayrıca atom ve moleküllerin kendi etraflarında dönmesi de bilinen bir gerçektir. Özetle söylemek gerekirse, hem mikro âlemde hem de makro âlemde ne varsa dönmektedir. Kur'ân, "Doğuların ve batıların Rabbi..." hitabıyla tek bir âyette ve sadece üç kelime ile harikulade bir şekilde kâinatta hem makro âlemde hem de mikro âlemdeki varlıklara tek tek atıfta bulunmuş ve mucizevî bir şekilde "Her şeyin Rabbi Allah'tır." demiştir. Bu âyet aynı zamanda Kur'ân'ın i'caz'ın ne denli büyük olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.

Burada şu hususa da değinmeden geçemeyeceğiz. İsra Sûresi 44. âyette şöyle buyrulur: "Yedi kat gök, dünya ve onların içinde olan herkes Allah'ı takdis ve tenzih eder. Hatta hiçbir şey yoktur ki O'na hamd ile tenzih etmesin. Ne var ki siz onların bu tenzih ve takdislerini iyi anlayamazsınız. Bunca azametiyle beraber, kullarının gaflet ve cürümlerine karşı, O, halimdir, gafurdur (çok müsamahalıdır, affedicidir)." (İsra, 44)

Bu âyetten anlaşıldığı üzere, kâinatta varlık adına ne varsa Allah'ı tespih etmektedir. Şayet Allah'ı tespih etme duasını, her varlıkta2(*) ortak, tek bir fiile bağlayarak izah etmek mümkünse, –ihtimal– bu fiil dönme hareketidir denilebilir. Zîrâ tespih etmek, Allah'ı hamd ve sena ile sürekli zikretmek mânâsına gelir. Periyodik bir fiil olan dönme hareketi, Allah'ın (celle celâluhu) yarattığı bütün varlıklarda ortak olan tek hususiyettir ve âdeta varlığın ortak dili gibidir. İnsanlar ve diğer canlılar, taşlar, denizler ve havadaki gazların hepsi atomlardan yapılmıştır ve o atomlar, kendilerini teşkil eden zerrelerle birlikte sürekli dönmektedirler. Hem yerküre bütün canlıları, dağları ve denizleri sırtından taşıyarak kendi etrafında ve Güneş'in etrafında sürekli döner. Hem güneş de Samanyolu galaksisi içerisinde ağır ve de sakin, devamlı dönmekte ve dönerek Allah'ı (celle celâluhu) tespih etmektedir.

Bazen de ışığı meydana getiren elektromanyetik dalgalar gibi bazı varlıklar bir çizgi üzerinde gitmeye mecburdurlar ve salınarak, titreşerek giderler. Hâlbuki dönme ancak bir düzlemde olabilir. Düzlem ise iki boyutludur. Matematik ve fizik kanunları ile ispat edilmiştir ki, tek boyuttaki titreşimler de bir dönme vektörü ile ve dönme vektörünün iz düşümü şeklinde açıklanabilir.3 Buradan anlaşılan odur ki, evrendeki bütün fizikî varlıklar, en az bir veya daha fazla dönme halkasına dâhil olur ve sürekli dönerler. Öyleyse (ve teşbihte hata olmamak kaydıyla) Evren âdeta bir zikirhane, içindeki varlıklar da adeta dönen birer mevlevî gibi tasavvur edilebilir. Bu itibarla, varlığın fiili zikrine karşı Allah (celle celâluhu), bahsi geçen âyette "Dönerek tespih edenlerin Rabbiyim!" mânâsında bir ifade ile hem varlığın tesbihatına cevap veriyor ve hem de onları taltif ederek mukabelede bulunuyor.

Yazının başında geçen âyetleri yukarıdaki bahsedilen hususları da dikkate alarak yeniden ve şu şekilde izah edebiliriz.

"... Doğuların ve batıların, yani dönüp duranların, yani evrendeki küçüklü büyüklü gezegenlerin, yıldızların, elektronların, atomların, yani her şeyin ve dönerek O'nu tespih edenlerin Rabb'ine yemin ederim ki, Biz onların yerine kendilerinden daha hayırlı insanlar getirmeye kâdiriz. Bizim elimizden kurtulan, gücümüzün yetmediği hiçbir şey yoktur."

Bu ayetlerde Allah (celle celâluhu) mucizevî bir şekilde bundan 1400 sene önce;

1. Gökyüzündeki Güneş, Ay, yıldızlar ve galaksilerin döndüğünü haber vermiş.

2. Atomlara ve atom-altı parçacıklara işaret etmiş, onların da döndüklerini haber vermiş.

3. Kur'ân'ın indiği dönemde insanlara, "yeryüzünün hangi noktasına giderseniz gidin, doğunuzun ve batınızın yani bütün yeryüzünün Rabbi Allah'tır." demiş.

4. İnsanlığın uzaya gittiği, bilimin atom ve moleküler âlemde her gün yeni keşifler yaptığı bir dönemde, bütün varlığın Rabbi ve sahibi Allah'tır demiş.

5. Hem Kur'ân ile alay etmeye ve onu hafife almaya kalkışanlara, "doğuların ve batıların" yani dönenlerin Rabbi Allah'tır demek suretiyle ve evrendeki bütün varlıklar, dönerek O'nu tasdik etmeriyle kâfir ve müşrikleri aklen ve ilmen ilzam etmiş.

6. Bütün varlıkları Kur'ân'ın sözüne itaat eder surette gösterip kâfir ve müşrikleri yalnız ve aciz bir durumda bırakmış.

Ardından da; "Biz onların yerine kendilerinden daha hayırlı insanlar getirmeye kâdiriz. Bizim elimizden kurtulan, gücümüzün yetmediği hiçbir şey yoktur." diyerek şiddetli bir şekilde tehdit ve ikaz etmiştir. Her şeyiyle mucize olan Kur'ân'ın icazındaki bu yüksekliği ve her devirde tazeliğini korumasını Bediüzzaman Hazretleri: "Zaman ihtiyarladıkça Kur'ân gençleşiyor." sözleriyle çok güzel bir şekilde ifade eder (Mektubat, s. 498).

Kur'ân-ı Kerîm'de bu âyetten başka bir yerde daha doğular (meşarik) kelimesi çoğul olarak kullanılmıştır. Saffat Sûresi 5. âyette şöyle buyrulur: "O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasında olan bütün varlıkların, hem de Güneş'in bütün doğuş yerlerinin Rabbidir." (Saffat, 5)

Bu âyette de doğular kelimesini "dönüp duranlar" şeklinde anlamak mümkündür. Çünkü göklerin ve yerin arasında yıldızlar ve gezegenler vardır ve onların her biri farklı eksenler etrafında dönmektedirler ve her birinin ayrı birer doğusu vardır. Ancak bu âyette doğular ve batılar birlikte kullanılmamış, sadece "... doğuların Rabb'idir" denilmiştir. Esasen "... doğuların Rabb'idir" denilmesi ile Me'aric Sûresi 40. âyette "... doğuların ve batıların Rabbi" olarak bahsedilmesi arasında mânâ olarak bir fark yoktur. Çünkü doğuların Rabbi olan Allah elbette batıların da Rabb'idir. Bununla birlikte, Saffat Sûresi 5. âyette, batılardan söz edilmemiş olmasının şöyle bir hikmeti bulunabilir. Burada bahsedilen "... göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin ..." ifadesi, Güneş, yıldızlar ve gezegenler gibi makroskopik cisimleri akla getirmektedir. Bir sonraki âyette de, "Biz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik." (Saffat, 6) denilerek, bu mânâ pekiştirilmiştir. Hâlbuki Me'aric Sûresi 40. âyette böyle bir sınırlama olmadan doğular ve batılardan bahsedilmektedir. Buna yıldız ve gezegenleri meydana getiren mikroskopik âlemdeki varlıklar da, yani atomlar ve atoma altı parçacıklar da dâhildir. Mikroskopik âlemde, etkin olan fizik kuvvetleri ve temel parçacıklar, aynı cinsten olup, birbirinin zıddı olan çiftlerden meydana gelmiştir. Artı (+) ve eksi (-) yükler, itme ve çekme kuvvetleri, madde ve anti madde gibi zıt çiftlere mikroskopik boyutta çok rastlanır. Ancak makroskopik nesneler arasında bu gibi zıtlıklar bulunmaz. Hem mesela yıldız ve gezegenleri bir arada tutan kuvvet, kütle çekim kuvvetidir ve bunun zıddı olan bir itme kuvveti mevcut değildir. Makroskopik cisimler nötürdür; yani artı ve eksi yükleri yoktur. Bunların dışında, makroskopik evrende anti maddeden yapılmış bir yıldız veya gezegen de bulunmamaktadır.

"Doğu" ve "batı" kelimeleri de aynı cinsten olup birbirinin zıddı olan iki şeyi ifade ederler. Bu sebeple Me'aric Sûresi 40. ayette "... doğuların ve batıların Rabbi" denilerek mikro âlemdeki zıt çiftlere, Saffat Sûresi 5. ayette de "... doğuların Rabbidir" denilerek makro âlemdeki tekilliğe mucizevî olarak zımmen işaret edilmiş olabilir.

Yukarıdaki geçen iki âyet ile ilgili bahsi geçen hususlar, Kur'ân-ı Kerîm'in i'cazının açık birer delilidir. Ancak murad-ı İlâhî'de, geçen âyetlerle alâkalı daha başka mânâların da bulunabileceği hiçbir zaman hatırdan çıkarılmamalıdır. Üstad Bediüzzaman, Kur'ân'ın bu mucizevî yönünü eserlerinde şu şekilde dile getirir: "Kâinat Mescid-i Kebirinde Kur›ân kâinatı okuyor! Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım, Hidâyetiyle amel edelim ve Onu vird-i zeban edelim. Evet, söz O'dur ve O'na derler. Hak olup, Hak›tan gelip Hak diyen ve hakikatı gösteren ve nuranî hikmeti neşreden O'dur" (Sözler, 58).

Kur›ân-ı Kerîm'de, doğu ve batı terimleri tekil olarak da kullanılmıştır. Bu âyetlerden bazıları şunlardır:

"Horlanan, ezilen milleti de, bereketlerle donattığımız o ülkenin doğularına ve batılarına (yani tamamına) vâris kıldık. Böylece sabretmelerine mükâfat olarak İsrail oğullarına, senin Rabbinin yaptığı güzel vaad tamamen gerçekleşti. Firavun ile kavminin yaptıkları binaları ve yetiştirdikleri bahçeleri ise imha ettik. " (Araf, 137)

"Doğu da Batı da Allah'ındır. Hangi tarafa dönerseniz, orada Allah'a itaat ve ibadet ciheti vardır. Muhakkak ki Allah'ın lütfu ve rahmeti geniştir, ilmi her şeyi kuşatır. " (Bakara, 115)

"Ta ki huzurumuza gelinceye kadar böyle devam eder. Huzurumuza çıktığında arkadaşına: "Keşke seninle aramız doğu ile batı arası kadar uzak olsaydı! Meğer sen ne kötü arkadaşmışsın! " der." (Zuhruf, 38)

"O doğunun da batının da Rabbidir. O'ndan başka İlah yoktur. O halde sen de yalnız O'nun himayesine sığın, yalnız O'na güven." (Müzzemmil, 9)

Dikkat edilirse bu âyetlerde geçen, "doğu" ve "batı" terimleri sadece Dünya'nın doğu ve batısına işaret etmektedirler. Bu sebeple Kur'an'da tek doğu ve tek batı olarak belirtilmişlerdir.

Bahsi geçen ayetlerden başka, Kur'ân'da bir de Rahman Sûresi 17. âyette; "O hem iki doğunun hem de iki batının Rabb'idir." (Rahmân, 17) denilmektedir. İki doğu ve iki batı ile ilgili açıklamalar ayrı bir yazının konusu olacak kadar geniş olduğundan şimdilik burada bahsedilmeyecektir.

Dipnotlar

1. Arapçada çokluk en az üçten başlamaktadır. İki tane olan için farklı bir kelime kullanılır. Misâl olarak; "meşrik" doğu, "meşrigeyn" iki doğu ve "meşarik" birçok doğular anlamına gelir.( M.Fethullah Gülen, "Kur'andan İdrake yansıyanlar", s.386, Nil Yayınları.)

2. Burada "varlıklar" kelimesiyle kastedilen, cansız varlıklardır. Canlı varlıklar da atom ve moleküllerden meydana gelmiştir ancak onların Allah'ı tesbih etmeleri, yaratılış derecelerine göre farklı farklıdır. Nasıl ki insanın, namaz kılarken Allah'ı tespih etmesi diğer hiç bir canlıda bulunmayan dil ile lisan ile olur. Canlı ve cansız varlıkların tesbihatları da birbirlerinden farklıdır.( Nursi, Bediüzzaman Said, Mektubat, s. 498, Hakikat Çekirdekleri, No: 79)

3. Matematikteki meşhur Euler formülü, tek boyuttaki titreşimlerin, –bir bileşeni Kompleks uzayda olmak üzere– reel ve kompleks eksenlerin meydana getirdiği bir düzlem üzerinde gerçekleşen dönme hareketinin reel uzaydaki iz düşümü olduğunu söyler ve ispat eder. (Nursi, Bediüzzaman Said, Sözler,7. Söz, s. 58)

Yeni Ümit Dergisi, Nisan-Mayıs-Haziran 2013, Sayı :100

Yazar:
İbrahim Güven
Kategorisi:
Makaleler & Yazılar
Gönderi tarihi: 17-05-2013
6,392 kez okundu
Block title
Block content