Buradasınız

KUR'AN-I KERİMDE BÜTÜNLÜK

Bir kelamın beliğ olabilmesi için kelime ve cümleler arasında daima bir tertip ve insicam aranır. Kur'an-ı Kerim belagatta eşsiz ve emsalsiz bir eser olduğuna göre, gerek kelime ve cümlelerin tertibinde, gerekse birbirini takip eden bu kelime ve cümleler arasındaki mana yönünde üstün bir insicamın varlığı muhakkaktır. Burada "bütünlük"ten kasdımız da bu manadadır.

İbn-i Atiyye,  Kur'an için şöyle der: "O öyle bir kitaptır ki ondan bir kelime çıkarılsa ve sonra bütün Arap lisanı altüst edilse, ondan daha münasip bir kelimenin oraya gitmeyeceği sabittir."1

Kur'an'daki tenasüp ve bütünlüğün nasıl olduğunu görmek isterseniz onun herhangi bir yerine bakın, göreceksiniz ki ne israf ne de kısma olmaksızın, insanın tam ihtiyacına göre ayarlanmış bir beyanla karşı karşıya geleceksiniz. Anlatılmak istenen, en öz ve en net lafızlarla ifade edilir. Cümlelerindeki kelimelerin, ayetlerindeki cümlelerin konumunda mana ile birlikte lafzı da tazammun eden hayat iksiri bulunur. Bakıllani'nin dediği gibi: "Devamlı surette, peş peşe tazelenen güzellikler görürsünüz."2

Kur'an-ı Kerim'de birbirini takip eden ayetler arasındaki münasebet bazen açıkça görülür. Bu ayetler birbirinin manasını tamamlayıcı mahiyettedir. Şöyle ki, ikinci ayet birincinin tekidi, tefsiri ya da tafsili olabileceği gibi, ikinci birinciden bedel, atıf da olabilir. Böyle olunca da aralarında başka bir münasebet aramaya lüzum kalmaz. Bazı ayetler de vardır ki aralarında münasebet açıkça görülmez. Mesela bir surede; itikad, amel, ahlak, vaaz, temsil, va'd, vaîd gibi konular yer almaktadır. İşte ilk bakışta çeşitli konulara tahsis edilmiş bu ayetler arasında münasebet tesis edebilmek için birtakım marazi rabıtalara ihtiyaç vardır ki müfessirler bu rabıtaları farklı biçimlerde tespit etmişlerdir.

Müfessirler, "ayetin cümleler veya ayetler arasında mantıki bir yakınlık olmadığı intibaını uyandıran konular neden birbirini takip etmiştir? Acaba aralarında nasıl bir münasebet kurulabilir?" gibi soruların cevabını vermişlerdir. Mesela Buruc suresinde bir ayetin içinde sema ile deveyi aynı anda zikretmiştir. Yaratılış açısından birbirinden farklı olan sema ile devenin arka arkaya gelmesinde, ne gibi bir münasebet olabilir?

Bu hususu Tahrim süresindeki birbirinden farklı konular açısından görelim; Tahrim suresinde Peygamber Efendimiz, eşleri, müminler, kâfirler, münafıklar, Hz Nuh ve Hz. Lut'un hanımları, Firavun'un hanımı ve Hz. Musa gibi birbirlerine zıt gibi görünen sekiz insan tipi yer almaktadır. Üstelik bu 12 ayetlik kısa bir surede birer-ikişer ayetlik pasajlarla bahis konusu edilmektedir.

Burada Tahrim süresindeki konu bütünlüğünü yakalayabilmek için müfessirlerin ortaya koyduğu genel kaideyi uygulamak gerekecektir. Bikai, bu genel kaideyi şöyle ifade eder: "Kur'an'ın tamamında ayetler arasındaki münasebeti tespit edebilmek için önce surenin serdedildiği maksada, sonra bu maksadı destekleyen mukaddimelere ve maksada uzaklık ve yakınlık bakımından bu mukaddimelerin derecelerine bakılır. "3

Şimdi bu genel kaideyi Abdülhamid Ferahi'nin Tahrim suresi tefsiri ile uygulayalım; Tahrim suresi, Hadid suresi ile başlayan on medeni surenin sonuncusudur. Bu on surenin ortak maksadı, müminleri kötü âdet ve alışkanlıklardan arındırma ve güzel hasletlerle bezemedir. Bu sure aynı zamanda ahkâm ayetleri ihtiva eden son suredir. Buna göre surenin maksadı, "Her insan, yaptığı her işten, hareketten sorumludur ve bu yaptıklarına karşı kendisi tek başına hesap verecektir."4

Bu ana maksattan sonra yukarıda daha önce zikredilen maddeler ise ana maksadı destekleyen mukaddimelerdir. Yani, Hz Peygamber'in Allah'ın helal kıldığı şeyi kendisine haram kılması, Peygamberimizin hanımlarının itab edilmeleri, müminlerin kendileri ve eşlerini ateşten korumaları, kâfirlerin yaptıklarından mes'ul olacakları, münafıklara karşı Efendimiz'in sert tavır takınması, Hz. Nuh ve Hz. Lût'un hanımlarının cehennemlik oluşları, Firavun'un karısının cennetlik oluşu ve Hz. Meryem gibi iffetlerini koruyanların cennetle mükâfatlandırılacakları gibi birbirinden farklı gibi görünen konuların ana maksatla düşünüldüğünde sure-i celilede büyük bir bütünlük ortaya çıkmaktadır.5

Konuyu tavzih için bir başka misal daha verelim; Bakara suresi 189. ayetini okuyan kimse, hilallerin  ahkâmı ile evlere arkalarından girmenin hükmü arasında ne gibi bir münasebet var? diye mutlaka soracaktır. Aslında hilal şeklindeki yeni doğan aylarla, evlere arkalarından girme arasında ilk bakışta hiçbir alaka görülmemektedir.

"Sana hilal şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki: Onlar insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir. İyi davranış asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir. Lakin iyi davranış, sakınan (ve ölçülü giden) kimsenin davranışıdır. Evlere kapılarından girin, Allah'tan korkun, umulur ki kurtuluşa eresiniz" 6

Sorulan bu soru ile verilen bu cevap arasında bir bağ bulup ayetteki ifadeler arasında münasebet kurabilmek için nüzul sebebi, hangi olay nedeni ile nazil olduğu ve Kur'an'ın o günkü muhatabı olan Müslümanların adetlerini bilmek gerekecektir.

Ensar'dan Muaz b. Cebel ile Salebe b. Ganem. Ya Resulallah, bu ne haldir? Hilal iplik gibi incecik beliriyor, sonra büyüyor, tamamlanıyor, sonra da eksile eksile önceki haline dönüyor? diye sormuşlardı. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.7  Bu soruya verilen cevaba ilaveten gelen ayetin ikinci bölümüyle ilgili olarak Ensar'ın cahiliye döneminden kalma bir adetinin kaldırıldığı rivayet edilmektedir ki o da şudur: Ensardan bazıları hac veya umre için ihrama girdiklerinde çok lüzumlu bir ihtiyaçları varsa eve, bağa, çadıra, kapılarından girmezler, evde oturanlar evin arkasından bir delik açar, oradan girer, çıkar veya arkadan bir merdiven atar, o delikten içeri inerlerdi. Çadırda oturanlar da çadırın arkasından dolanıp oradan girerler ve bunu da birr/iyilik olarak kabul ederlerdi.8

Bu iki hadiseyi öğrendikten sonra söz konusu ayetin ifadeleri arasında münasebet kurmak kolaylaşacaktır. Şöyle ki; hilallerin durumunun değişmesinin hikmetini sorduklarında onlara cevap olarak kısaca "Onlar, insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir"9 denilmekte, hilallerle ilgili olarak onların öğrenmek istedikleri aydaki bu değişikliklerin sebep ve hikmeti üzerinde durulmaktadır. Âdeta onların bu soruları kısaca cevaplandırıldıktan sonra cevaba ilave olarak onların iyilik sanarak yaptıkları, cahiliye döneminden kalma anlamsız bir âdet olan ihramlı iken evlere ve çadırlara kapılarından girmeme olayı gündeme getirilerek şöyle denilmektedir:  "Siz, hilallerin halini bırakın da, iyilik kabul ederek yaptığınız şu cahiliye döneminden  kalma evlere kapılarından girme yasağına bir bakın ve kendi halinizi düzeltin. Çünkü evlere arkalarından girmek iyilik değildir. İyilik takva sahibi kimsenin davranışıdır. Artık evlere kapılarından girin."

Burada sorulması gereken husus bırakılıp kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen bir hususun sorulmasına dikkat çekilerek; "Nasıl ki iyi bir hareket kabul ederek kapılarını bırakıp evlere arkalarından girmeniz yanlış bir şey ise, Hz Peygamber'e ayın hareketleriyle ilgili soru sormanız da eve kapıyı bırakıp bacadan girmeniz gibi bir şeydir." denilmiştir. Bu ayetteki ifadeler arasında istidrat olduğu ekser müfessirin tarafından müşterek ifade edilen bir husustur.10 Onlar hilallerle ilgili soru sorduklarında kendilerine kısa bir cevap verilerek birr ve takva konusuna geçilmektedir.

Burada zikrettiğimiz bütünlükle ilgili olarak Bediüzzaman'ın yaklaşımını da zikretmek gerekir. Merhum, "İşaratü'l-İ'caz" adlı eserini bütünüyle ayetler arasında akıllara durgunluk veren bu bütünlüğe tahsis etmiştir.

"İşaratü'l-İ'caz"da önce, ele alınan ayetin bir önceki ayetle münasebetini zikreder.11 Ayetin önceki ayetle arasındaki münasebeti gösterdikten sonra ayetin cümleleri, kelimeleri hatta o cümlede geçen harf-i tarif, harf-i cer, zarf ve zamir gibi unsurların hepsini tek tek ele alıp incelemektedir. Ayrıca ayette geçen cümlelerin maksatlarını da gösterir. Hatta ayetin önceki ayetle münasebetinin yanında daha önceki ayetlerle aralarında irtibat kurmaktadır.12 Bediüzzaman Bakara suresinin 26. ayetinin münasebet vecihlerini sayarken "Bu ayetin irtibat vecihleri üçtür. Bu ayetin meali, hem makabline, hem mabadine ve hem Kur'an'ın tamamına bakıyor"13 diyerek üç açıdan ayetin münasebetini göstermiştir.

Üstad'ın bu bütünlüğü göstermesine "İşaratü'l-İ'caz"da baştan sona görmek mümkün. Biz sadece bir ayetteki altı kelimede nasıl bir icazın olduğunu görmeye çalışalım:

"Onlar gaybe inanırlar, namazlarını kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar."14

Burada "müttakiler"in üç özelliği sayılıyor. Gaybe iman, namaz ve infak. Bunlardan iman asıldır. Diğer iki özellik ise bu aslı tamamlayan en önemli unsurlardır. Bu ayetin ifadeleri arasındaki uyum o kadar açıktır ki burada bir münasebet aramaya çalışmak tekellüf olur. Ayetin son cümlesindeki kelime ve harflerin nazmından infakla ilgili bazı amelî ve ahlakî hükümler çıkmaktadır.

"Kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar." 15

1. Teb'iz ifade eden "min" infakta israf edilmemesine,

2. "Mimma"nın önce gelmesi infakın kendi malından yapılmasına,

3. "Razekna" minnetin olmamasına, çünkü veren Allah'tır, kul ise bir vasıtadır,

4. Rızkın "-na"ya isnadı fakirlikten korkulmamasına,

5. Rızkın mutlak olarak zikredilmesi, sadakanın mal haricindeki ilim ve fikir gibi şeylere de şamil olmasına,

6. "Yünfikun"daki "nafaka" ifadesi, alanın sefahete değil, zaruri ihtiyaçlarına harcamasına işaret etmektedir.

Altı kelimelik bir cümleden bu kadar hükmün çıkarılması, Kur'an'ın îcazı karşısında insanı hayretler içinde bırakmaktadır. İster bu şekilde kelimelerden cümlelere, cümlelerden ayetlere, ayetlerden surelere, surelerden Kur'an'ın bütününe gidilsin; isterse Kur'an'ın bütününden kelimelere, hatta harflere inilsin, hep aynı i'caz, hep aynı ahenk ve nizam görülecektir.16

Burada münasebet ararken Kur'an bütünlüğünde dikkatten uzak tutulmaması gereken bir husus da, Kur'an-ı Kerim'in, 23 seneye yakın bir zaman diliminde belirli aralıklarla ihtiyaca binaen parça parça nazil olmasıdır.

"Kendilerine Kitap'dan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve batıl (tanrılara) iman ediyorlar, sonra da kâfirler hakkında: 'bunlar, Allah'a iman edenlerden daha doğru yoldadır' diyorlar."17

Bu ayetler Ehl-i Kitaptan Kab b. Eşref hakkında nazil olmuştur. Bedir Savaşı'nın akabinde Mekke'ye gitmiş, müşrikleri Hz. Peygamber'den intikam almaları için kışkırtmıştır. Ona Mekke'de müşrikler: "Onlar mı daha iyi yolda biz mi daha iyi yoldayız?" diye sorduklarında müşriklerin gururunu okşayarak: "Tabii ki siz, müminlerden daha iyi yoldasınız" cevabını vermiştir. Bu olay, yaklaşık olarak hicretin ikinci yılında vuku bulmuştur. Kab b. Eşref ve onun durumunda olanlar hakkında inen ayetleri müteakiben yeni bir konuya başlıyor. Bu yeni bölümde emanetlerin ehline verilmesi konusu ele alınıyor:

"Allah, size mutlaka emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah, size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah, her şeyi işiten, her şeyi görendir." 18

Bu ayet-i kerime ise, Mekke'nin fethi esnasında Kâbe’ye bakan Osman b. Talha hakkında nazil olmuştur. Mekke'nin fethinde Hz Peygamber, Kâbe’nin anahtarını kendisinden almış, bu ayetin nazil olması üzerine tekrar ona vermiş, bu jest karşısında o da Müslüman olmuştur. Bu ayet, hicretin dokuzuncu yılında, Mekke'nin fethi sırasında, bundan önceki ayet ise Bedir Savaşından sonra nazil olmuştur. Bu iki ayet arasında altı yıl gibi uzun bir süre geçmesine rağmen niçin birbirinin yanına konulmuş ve bu iki konu birbirinin akabinde neden zikredilmiştir? Bu iki olayın ortak noktası üzerinde düşünüldüğünde, cüzleri birbiriyle sıkı sıkıya irtibatlı, birbirine bağlı ve sağlam bir şekilde bina edilmiş tek bir konu ortaya çıkar ki o da şudur: Müşriklerin nefislerine hoş gelmesi için, onların gururlarını okşayarak, "Siz, iman edenlerden daha iyi yoldasınız" diyenler,  Hz. Peygamber'in vasıflarını kitaplarında okuyan, bu imanî emaneti gizlememeleri hususunda kendilerinden söz alınmış olan Ehl-i Kitaptır. Onlar, bu emanete ihanet etmişler ve gereğini yerine getirmemişlerdir. Onların bu emaneti eda etmemeleri durumu, tıpkı emanetleri üstlenip sonra da onu eda etmeyenlerin durumu gibidir. İşte bu sebeple onların ve onlarla beraber bütün insanların emanet konusunda duyarlı olmaya çağrılmaları birbirine çok mütenasip düşmüştür.19

Kur'an-ı Kerim'e baktığımız zaman bazen bir ayette veya birbirini takip eden ayetlerde farklı farklı konulara yer verildiği görülür. Büyük müfessir Fahreddin Razi'nin dediği gibi "Kur'an'ın ekser letaifi, ayetlerdeki tertip ve insicamına tevdi olunmuştur."

Hatta ayetler arasında öyle bir irtibat vardır ki, bunlardan birinin yerinden oynaması Kur'an'ın nazmına halel getirir. Bu hususta Bikai der ki; "Kur'an bu haliyle mucizedir. Onun için namazda Fatiha suresini, bulunduğu tertip üzere okumak vaciptir. Ayetler arasında takdim, tehir veya Fatiha'dan olmayan bir ayeti katmak, tertibi ihlal edeceğinden namazın sıhhatine mani olur."20

Ayetlerin tevkifi olması ayrı bir güzelliktir. Tabiatları icabı bağdaşmayan, bir araya gelmeyen tek tek unsurlar hakkında "Şu kısmı falan yere koy" tarzındaki te'lif faaliyetinin sebebi bellidir.21 Gaye sırf bunları toplamak olsaydı, hepsini bir yere koyardı. Halbuki böyle olmamıştır. Muhammed Draz bu durumu şöyle misallendirir: "Surelerden birine dikkat edelim. Adım adım tefekkür ederek, surenin manaları içinde ilerleyiniz. Dönüp dönüp bakınız, sure nasıl başlıyor? Nasıl hitama eriyor? İçindeki fikirler birbiriyle nasıl ahenk kuruyor? Rükünleri ve cümleleri birbirine nasıl sarılıyor, kucaklaşıyor? Başı nasıl sonunu hazırlıyor? Bunun için bir sureyi bir defada okuyup bitiren kimse, onun bir seferde mi yoksa farklı zamanlarda mı nazil olduğunu asla anlayamayacaktır. Yine burada Draz'ın surelerdeki birbirinden farklı konuları ve farklı zamanlarda gelen ayetlerin meydana getirdiği ayetler manzumesindeki bütünlüğü ve ahengi görmek için verdiği halı misaline bakmak gerekecektir; "Çok güzel ve desenli bir halıyı inceleyen kimse, sadece onun el kadar bir yerine bakıp oradaki nakışları tetkik ederse siyah, beyaz yeşil gibi muhtelif renkli iplerin yan yana getirildiğini görür ve kendisinde renk ve desen uyumu bulunduğu intibaı uyanmaz. Fakat gözünü daha geniş bir sahaya çevirince, baktığı nakışların simetriklerini görünce, desendeki ahengi kısmen anlar, zevk alır. Fakat halının tamamına toplu bir tarzda bakınca, daha büyük unsurlar arasındaki renk ve desen ahengini müşahede etmekle aldığı zevk daha da fazla olur."22

BİBLİYOGRAFYA

1. Celaleddin Suyuti, "el-İtkan fi Ulumi'l-Kur'an", Mısır, 1398/1978

2. Kadı Ebu Bekir Bakıllani, "İ'cazu'l-Kur'an", Mısır, 1978

3. Burhaneddin İbrahim b. Ömer el-Bikai "Nazmü'd-Dürer", Kahire 1413/1992

4. Abdülhamid Ferahi, "Delail", 1411 /1963

5. Ebu'l-Fida İsmail İbn-i Kesir, "Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim", Beyrut, Tarihsiz

6. Muhammed b. Ahmed el-Kurtubi, "el-Camil li Ahkami'l-Kur'an", Beyrut, 1372/1952

7. Muhammed b. İsmail el-Buhari, "el-Camiü's-Sahih", İstanbul,1992

8. Ebu Hayyan el-Endülüsi, "el-Bahrü'l-Muhit", Beyrut, 1983

9. Ebul-Berekat Abdullah b. Ahmed en-Nesefi, "Medarik", İst.1319

10.Elmalılı M. Hamdi Yazır, "Hak Dini Kur'an Dili", İst. 1971

11.Şihabuddin Mahmud Alusi, "Ruhu'l-Meani", Beyrut, 1987

12.Fahreddin Razi, "Mefatihu'l-Ğayb", Tahran, Tarihsiz

13.Ebul-Kasım Carullah Mahmud b. Ömer, Keşşaf", Beyrut, 1987

14.Bediüzzamn Said Nursi, "İşaratü'l-İ'caz", İst.

15.Muhammed Draz, "En Mühim Mesaj Kur'an" (Terc. S. Yıldırım), Ankara, 1987

16.Subhi Salih, Mebahis fi ulumi'l-Kur'an", Beyrut, 1401

DİPNOTLAR

1. İtkan, II/78

2. Bakıllani, İ'cazu'l-Kur'an, 1/184

3. Nazmü'd-Dürer, 1 18

4. Ferahi, Nazmu'l-Kur'an s-5

5. Tahrim 1-12

6. Bakara, 2/89

7. Kurtubi, Il/341

8. Buhari, "Tefsir", II/29: İbn-i Kesir I/225

9. Bakara, 2/89

10.Zemahşeri, 1/341: Razi, 5/125; Nesefi I/275; Ebu Hayyan, II/63: Alusi, I/74: elmalılı, I/685

11.İşaratü'l-İ'caz. s-16, 19, 25, 42, 50

12.İşaratü'l-İ'caz. s-89, 230

13.İşaratü'l-İ'caz. s-248, 249

14.Bakara. 2/3

15.Bakara. 2/3

16.İşaratü'l-İcaz. s-44

17.Nisa, 4/51

18.Nisa, 4/58

19.Subhi Salih, Mebahis, s-149-150

20.Bikai, 2/28

21.Muhammad Draz. "En Mühim Mesaj Kur'an" s-235

22.Draz, a.g.e s-235

Yeni Ümit Dergisi (42. Sayı Ekim, Kasım, Aralık (1998)

Yazar:
Faruk Tuncer
Kategorisi:
Makaleler & Yazılar
Gönderi tarihi: 06-05-2010
3,344 kez okundu
Block title
Block content
tuğana

çok teşekkür ederim ama çok uzun özeti