Kur’ân-ı Hakîm’de Dirilişi İspat

Ahiret hayatının gerçekleşmesinin en büyük delil ve teminatı, Cenâb-ı Hakk’ın kullarına olan vaadidir. Kur’ân, her nefsin öleceğini, ölümden kaçılamayacağını, öldürenin Allah olduğunu ve sonunda dönüşün yine O’na olacağını pek çok ayetiyle vurgulayarak öldükten sonra dirilişin, Allah’ın vaadinin bir neticesi olduğunu bildirir. Bu husus bir ayet-i kerimede şöyle dile getirilir:

“Size vaadedilmekte olan, haktır. Hiç şüphe yok, ceza ve hesap da mutlaka gerçekleşecektir.” (Zariyat Sûresi, 51/5-6)

Bilindiği gibi, bir haberin doğruluğu onu bildirenin doğruluğuna bağlıdır. Şu halde, va’dine muhalefeti muhal olan yüce Yaratıcı, bütün semavî kitaplarda ve de Kur’ân-ı Hakîm’de bir kitap gibi yarattığı şu kâinatı kapatıp başka bir gün yeniden açacağını söylüyor. Mademki, söyleyen O’dur ve bu mevzunun söz sahibi peygamberler de buna şehadet ediyorlar; o hâlde ahiret hayatının vukuuna kesin nazarıyla bakılmalıdır.

Kur’ân, öldükten sonra dirilmenin mutlaka meydana geleceğini sadece haber vermekle yetinmemiştir. İnsan aklını meşgul eden önemli meselelerden biri olan bu konuda o, ba’s ve haşri ispatlayan kesin deliller getirmiştir. Delillerini ortaya koyarken de, zaman zaman inkârcıların itirazlarını zikrederek haşrin delillerini canlı örneklerle anlatmaktadır.

Ba’s (ruhların cesetlere gelmesi, öldükten sonra dirilme) ve haşr (haşir meydanında toplanma) meselesini hiçbir delile ihtiyaç bırakmayacak şekilde kendine has aklî, mantikî, hissî, kalbî ve ruhî metotlarla ispat eden Kur’ân, dirilişin imkânını anlayabildiğimiz kadarıyla üç temel yolla ele almıştır.

A. Temsilî Kıyas Usûlüyle İspat

Kur’ân’da, ahiret âleminin imkânını izah ve ispat konusunda, muhatapların gerçeği bulmaları için kullanılan metotlardan birisi olarak, kıyas usûlünü görmekteyiz. Bu usûl, Kur’ân’da inkârcıların iddialarının bâtıl olduğunun gösterilmesi bakımından kendisine has bir istidlal metodu olmuştur.1 Bu tarz ispat metodunu üç başlık altında toplamak mümkündür:

1. Bir Şeyi Yoktan Var Eden, Onu İkinci Defa Daha Kolay Yapar

İnsan, bazen kendi kudret ve düşüncesini aşan bir şeyle karşılaştığı zaman o şeyin gerçekleşmesinin imkânsız olduğu zannına kapılır. Bu itibarladır ki, Kur’ân, Yüce Yaratıcı’nın kudreti merkez alındığında, cesetlerin diriltilmesinin ve haşrin herhangi bir imkânsızlığının söz konusu olmayacağını sürekli bir biçimde vurgular.

Bir sayfada milyonlarca kitabı birbirine karıştırmadan yazıp nazarımıza arzeden zat, formalarını söküp dağıttığı bir kitabı ikinci defa aynı şekilde bir araya getireceğini va’detse ‘Bu, onun kudretinden uzaktır.’ denilebilir mi? Bu açıdan Kur’ân’ın şu ayetini yeniden düşünelim:

“O gün göğü, kitapları dürer gibi (toplarız). İlkin yaratmaya nasıl başladıysak diriltmeyi de Biz öyle gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Bunu gerçekleştirecek olan da Biz’iz.” (Enbiyâ Sûresi, 21/104)

Yine aynı paralelde başka bir misalle meseleyi ele alalım; yoktan bir makineyi icad eden sanatkâr, daha sonra bu makineyi söküp dağıtsa ve ikinci defa bu makineyi monte edeceğini söylese, ona karşı ‘Hayır başaramazsın, yapamazsın.’ denilebilir mi? 2 Sınırlı beşer kudreti açısından bu durum mümkün olduğuna göre; bir sınır ve kayıt tanımayan ilahî kudret açısından hangi engel söz konusu olabilir? Eşyayı yokluktan varlık âlemine çıkaran ve bunda katiyen âciz kalmayan Yüce Kudret’in, nasıl olur da, dağılan, parçalanan varlıkları tekrar birleştirmeye gücü yetmez?

Yok iken yaratılan insanın, öldükten sonra tekrar diriltilmesi niçin mümkün olmasın? Kur’ân inkârcı kafanın “Ben öldüğümde mi, diriltileceğim?” itirazına şu veciz ifade ile karşılık verir: “O insan hiç düşünmüyor mu ki, o hiçbir şey değilken Biz onu yaratıp var ettik?” (Bkz.: Meryem Sûresi, 19/66-67)

İnsanın yaratılışı, dünyaya gelişi ve bu gelişme safhaları kendisinin hiçbir müdahale ve ilavesi olmadan hep dışarıdan olmaktadır. Bu itibarla insanın geçirmiş olduğu yaratılış seyri, onun Allah’ı ve ahireti tasdik etmesi hususunda kendine en yakın ve en müessir bir delildir.

Kur’ân, dirilişi, enfüsî delillerle ispat ederken dikkatlerimizi, yaşadığımız normo âleme çevirir. Yeniden dirilişin imkân dairesinde cereyan eden bir vâkıa olduğunun delili olarak, insanın kendi hayat safhalarını önüne serer:

“Ey insanlar! Eğer siz öldükten sonra dirilmekten şüphe ediyorsanız, bilin ki: Biz sizi ilkin topraktan, sonra bir nutfeden, sonra bir yapışkan hücreden, sonra esas unsurlarıyla hilkati tamamlanmış, ama bütün azalarıyla henüz tamamlanmamış bir çiğnem et görünümünde bir ceninden yarattık ki, kudretimizi size açıkça gösterelim. Dilediğimizi belli bir süreye kadar ana rahminde durdururuz.

Sonra da sizi bir bebek olarak dünyaya çıkarırız. Sonra güç kuvvet kazanıncaya kadar sizi büyütürüz. İçinizden kimi henüz çocukken öldürülür, kimi de hayatın en düşkün biçimine götürülür. Öyle ki daha önce bildiği şeyleri bilmez hale gelir...” (Hacc Sûresi, 22/5)

Basit bir nutfeden mükemmel bir varlığın meydana getirilmesi, Allah’ın varlığına bir delil olduğu gibi, ba’s ve haşrin de kat’i bir delilidir. Nitekim ayet-i kerimenin son kısmında “..Bu böyledir, çünkü Allah tek gerçektir. Ölüleri O diriltir ve O, her şeye kadirdir.” buyurularak bu hususa dikkat çekilir.

Kur’ân, ahireti inkâr eden insanın bu konudaki düşmanca tavır ve itirazlarını onun kendi yaratılış seyrinden habersiz oluşuna bağlar: "İnsan, bizim kendisini bir nutfeden (spermden) yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi?" (Yâsîn Sûresi, 36/77)

İnsanın kendisini unutması, daha açık bir ifadeyle yaratılışındaki o harikalık ve mükemmelliği unutması, inkâr kapısını aralamaya sebep olmaktadır. Kur’ân’ın bu çerçevede yukarıda zikrettiğimiz ayetin devamındaki şu ifadesi, her türlü inkârcı tipine öz yaratılışını hatırlatan ve onu yerine oturtan bir tokat gibi inmiştir: “Ve o yaratılışını (nasıl meydana geldiğini) unuttu.” (Yâsîn Sûresi, 36/78)

İnsanın yaradılış safhalarını bilen akl-ı selim sahibi bir kimsenin öldükten sonra dirilmeden şüphe etmesi düşünülemez. Topraktan, canlı, düşünen, konuşan, duyan, anlayan şuur ve idrak sahibi insanı yaratan Allah, elbette toprak olmuş insanı yine ondan diriltebilir.

2. Zor Olanı Yapabilen, Kolayı Evleviyetle Yapar

Kur’ân-ı Kerim, yine bu mukayese usulü içinde insanların zihinlerini farklı bir zaviyeden uyandırmaya çalışır. Ahireti inkâr edenlerin, sık sık, ‘Biz içinde hayat namına bir şey kalmamış kemik yığınlarına döndükten sonra mı, yeniden diriltilip hayata döndürüleceğiz?’ şeklinde dışarı vurdukları şüphe ve itirazlarına karşı Kur’ân, yüce Allah’ın kâinatta insandan daha büyük ve daha zor olan şeyleri yaratmış olduğunu hatırlatarak, bunun yanında insanların yeniden hayata döndürülmelerinin pek zor bir iş olmadığını bildirir.

Bu noktada Kur’ân, inkarcıların daha ciddi düşünmelerini temin maksadıyla ilk olarak şu soruyu yöneltir: “(Sizce, öldükten sonra O’nun) sizi tekrar yaratması mı zor, yoksa semayı yaratmak mı? (O sema ki,) onu Allah bina etmiştir.” (Nâziat Sûresi, 79/27)

Bu ayetle insanlara âdeta, “Sizler tekrar tekrar, bu çürümüş kemikler nasıl canlandırılacak? diye sorup duruyorsunuz; şu muazzam semayı yaratan Allah için hiçbir şeyin güç ve zor olamayacağını düşünmüyor musunuz?” denilmektedir.

Kur’ân-ı Kerim, ilk adım olarak “İnsanın yaratılışı mı, yoksa bütün unsurlarıyla birlikte semanın yaratılışı mı daha zor?” şeklinde ortaya koyduğu sorularla zihinleri önemli bir noktaya teksif ettikten sonra, ikinci adım olarak da bu soruların cevabını bizzat kendisi verir: “Elbette gökleri ve yeri yaratmak, insanları yaratmaktan daha büyük bir şeydir. Lâkin insanların çoğu (böyle olduğunu) bilmez.” (Mü’min Sûresi, 40/57)

Bu ayetlerin izahı sadedinde bir örnek veren Muhammed Gazalî şöyle der: Yüksek ve mükemmel bir köşkü sıfırdan inşâ eden birisi için, yıkılmış basit bir kulübeyi yeniden bina etmek nasıl basit, küçük bir olay ise, aynen öyle de varlık cihetiyle semavât ve arza nispetle son derecede küçük kalan insanın yaratılışı meselesi, koca kâinatın yaratılışının yanında, çok basit ve küçük kalacaktır. 3

Kur’ân başka bir ayetinde ise, o denli büyüklüğü ile arz ve semâvâtı muazzam bir nizam ve ahenk içinde yaratıp devam ettirmeye kâdir olan Allah’ın, ölümlerinden sonra insanları tekrar yaratmasının, hiç de zor olmayacağını, O’nun buna kâdir olduğunu şöyle ifade eder:

“(Şimdi), semâvât ve arzı yaratan, onlar (insanlar) gibisini yaratmağa kâdir olmaz mı? Elbette kâdirdir. O, her şeyi bilen yaratıcıdır.” (Yâsîn Sûresi, 36/81)

3. Bir Şeyi Zıddına Çevirebilen, Benzerini de Zıddına Çevirir

Dirilişin imkânını ispat sadedinde Kur’ân-ı Kerim’in insanlara sunduğu diğer bir mukayese şekli ise özel bir misalle ele alınmıştır:

“Size yeşil ağaçtan ateş yaratan/çıkaran O’dur. İşte siz ondan yakıp durmaktasınız.” (Yâsîn Sûresi, 36/80) 4

Kur’ân, burada verdiği misalle evvela o gün bu mesajların ilk muhatapları durumunda olan Araplara, kullandıkları yeşil iki ağacı5 birbirine sürtmekle elde ettikleri ateşe dikkat çekerek, Yüce Allah’ın murad ettiği her şeyi yapmaya ve yerine getirmeye kadir olduğuna; kudretinin önünde hiçbir engelin bulunmadığına dikkat çeker.

Ayetin konuyla alâkalı olarak ifade ettiği husus şudur. Su ile ateş birbirine zıt şeylerdir. Suyun bol miktarda bulunduğu yeşil ağaçtan, ateşin çıkması âdeta imkânsız iken, yüce Kudret ateşi yeşil ağaçtan çıkararak, bir şeyi onun zıddı olan diğer bir şeyden yarattığını göstermiştir. 6

Ölüm ötesi hayatın imkânını istidlâl sadedinde verdiği bu misalle Kur’ân, bu âlemde bir şeyin onun zıddı olan diğer bir şeyden meydana gelmesinin müşahede edilen mümkün bir vâkıa olduğunu hatırlatıp zihinleri, bu açıdan dirilişin imkânını kabule hazırlamayı hedeflemiştir.

Hâsılı, Kur’ân, yaş bir ağaçtan zıddı olan ateşi çıkarmaya muktedir olan Yüce Yaratıcı’nın, hayata zıt gibi görünen çürümüş kemiklerden de hayatı var etmeye muktedir olacağını üstün bir beyanla dikkatlerimize sunar.

B. Dirilişin Karşılaştırılabilir Örneklerini Göstermek Suretiyle İspat

Kur’ân, bazen de bizlere dirilişin bizatihi karşılaştırılabilir, seyredilebilir örneklerini hatırlatır. Bu örnekler uzakta olmayıp, inanan, inanmayan her insanın yanı başında bulunan, diğer bir ifadeyle herkesin müşahede ettiği vâkıalardır.

Kur’ân böylece tecrübe dünyasından gösterdiği delillere dayanarak hem diriliş olayının aklî temellerini gösterir, hem de bunu inkâr edenlerin hiçbir delile sahip bulunmadığını ve itirazlarının ilmî bir değer taşımadığını ortaya koyar. Bu cümleden olarak o, dirilişi imkânsız görenlere karşı kupkuru ölü arzın yağmur suyuyla canlanışını ve muhtelif bitkilerle bezenişini ve insanın bizatihi tecrübe ettiği uyku örneğini, yeniden dirilmenin mümkün olduğunu ispatlayan deliller olarak arz eder.

Burada aklın, düşünce ve tefekkür yoluyla varabileceği hükümler, öğretici bir üslup içinde verilir. Öyle ki, onun bu konudaki ispat ve ikna üslubunu, bir meselenin uluhiyet makamından kullara haber verilmesi hâlinden ziyade; bir hocanın talebesine ders vermesi gibi mütalâa etmek mümkündür. 7

Sunduğu bu deliller itibariyle mesele ister bir filozof isterse bir çoban zaviyesinden ele alınsın, Kur’ân’ın takip ettiği bu isbat ve ikna metodundan daha üstünü gösterilemez. Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) mevzu ile alâkalı hadisleri de dahil, bütün söylenenler sadece Kur’ân-ı Kerim’in anlattıklarının açılımı ve yorumundan ibarettir. 8 Şimdi Kur’ân’ın bu maksatla insanların dikkat nazarlarına sunduğu bu örnekleri kısaca ele alalım.

1. Ölümünden Sonra Arzın Canlandırılması

Kışta ölü gibi olan yeryüzünün ilkbaharda tekrar diriltilmesi, Kur’ân’da öldükten sonra dirilişin imkân dahilinde ve seyredilebilen bir vâkıa olduğunu göstermek maksadıyla verilen en çarpıcı misaldir. Allah’ın yeryüzünde hâkim kıldığı bir kanunla her şey tekrar tekrar yenilenmektedir. Özellikle Kur’ân bizlere bu noktada su ve onunla boy atıp gelişen nebatatı misal vererek, bununla insanların dikkatlerini şu noktaya çeker: “Her şey yok edilip tekrar geri döndürülüyorsa, insanın da öldükten sonra eski haline döndürülmesi niçin mümkün olmasın?”

İçinde bulunduğumuz hayatın işleyişi, ölüm sonrası bir hayatın imkânına başlı başına bir delildir. Şöyle ki, kış ve bahar mevsimlerinin birbiri ardınca gelip geçmesi, ölüm ve diriliş hadiselerini aylarca bize seyrettirmektedir.

Benzerlerini daimî bir sûrette görüp seyrettiğimiz bir âlemde dirilişin vukûunu uzak görmemizin bir anlamı olabilir mi? Ba’s ve haşr bundan öte bir şey midir? Yoksa insan kendi haşrini O’nun kudretinden uzak bir şey mi zanneder?

Böyle her baharda sayısız “ba’sü ba’de’l-mevt” olayına sahne olan yeryüzüne bir kez ibret gözüyle bakabilen, kendisinin de öldükten sonra aynen bunlar gibi yeni ikinci bir âlemin baharında haşrolunacağını anlamada güçlük çekmeyecektir. Kur’ân’da bu hususa işaret eden pek çok ayet vardır. Birkaçını zikredelim:

“Allah’ın rahmetinin eserlerine bir bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl da diriltiyor. Bunları yapan (O Allah), şüphesiz ölüleri de diriltir. O her şeye kadirdir.” (Rûm Sûresi, 30/50)

“O’nun ayetlerinden biri de şudur: Sen, toprağı boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine bir su indirdiğimiz zaman, titreşir ve kabarır. Onu dirilten Allah, ölüleri de diriltir. O, her şeye gücü yetendir.” (Fussilet Sûresi, 41/39)

Yaratılışın birliğini göstermesi açısından Kur’ân’ın ölü arzı insanın dirilişine delil olarak getirmesi, önemli bir husustur. Zira o Mutlak Kudret, her zaman diliminde dünyanın şeklini hangi kanunla değiştiriyorsa, kıyamet gününde kâinatın şeklini de aynı kanunla değiştirir. Baharda ölmüş bütün ağaç ve bitkileriyle arzı, hangi kanunla diriltiyorsa, öldükten sonra da insanları aynı kanunla diriltir.

Konuyla alakalı ayetlerin sonunda,“İşte böyle çıkartılacaksınız.” 9 veya “İşte çıkış da böyledir.” 10 denilerek, biz insanlara “Nasıl ölü toprak canlanıyor, ağaçlara taze bir hayat geliyor ve bitkiler yerden çıkıyorsa, siz de kabirlerinizden öylece yeni bir canla çıkarılacaksınız.” mesajı verilir.

2 İnsanın Her Sabah Ölümden Diriltilircesine Uyandırılması

Kur’ân-ı Kerim, tecrübe dünyasından ele aldığı deliller arasında şunu da hatırlatır: Eğer insan, bir çeşit ölüm sayılabilecek olan uykuya dalışından sonra tekrar hayata dönüşü üzerinde fikir yürütür ve bu ahenk ve işleyişi araştırırsa, ba’s ve haşri anlamada güçlük çekmeyecektir.

Yeniden dirilmenin imkânı konusunda inkârcılar, “Öldükten sonra yeni bir bitkisel hayatın mümkün olabileceğini kabul edelim.” ama “Hislerin ve şuûrun vücudumuzla alakası kesildikten sonra, insanî hayatımız yeniden tekrar nasıl başlayabilecektir.” diyerek bunun imkânsız olduğunu iddia ederler. Onların bu itirazına karşı, Kur’ân günlük bir tecrübe olan uyku olayını hatırlatmıştır. Zira art arda gelen uyku ve uyanıklık hâlleri ölümden sonra da hayatın olacağı hususunda bizlere güzel bir örnek teşkil eder. 11Yeniden dirilişin ispatı için bundan daha fazla bir ikna gücü istenemez. Kur’ân’da şöyle buyrulur:

“O’dur ki, geceleyin sizi öldürür gibi uyutur, gündüzün ne işlediğinizi bilir; sonra da belirlenmiş bir süre geçip tamamlansın diye gündüzün sizi diriltir. Yine dönüşünüz O’nadır; (ve yine) O, dünyada yaptıklarınızı size haber verecektir.” (En’âm Sûresi, 6/60)

Elmalılı Hamdi Yazır’ın da söz konusu ayetteki, “Sonra (gündüzün yine) sizi diriltir.” kısmıyla alâkalı gayet önemli bulduğumuz bir değerlendirmesi vardır. O, -kısmen sadeleştirerek ve özetleyerek iktibas edeceğimiz yorumunda- şöyle der:

Allah (c.c.), bedeninizde zedelenen, uzuvlarınızdan ölen kısımları uykuda haberiniz olmadan telafi ederek yeniler ve sizden aldığı şuur ve idraklerinizi yine sabahleyin size geri verip önceki gibi maddî ve manevî hayatınızla sizi tekrar diriltir, uyandırır; siz ancak o zaman geceyi gündüzü farkeder; kendinizi ve geçmiş kazançlarınızı hiç kaybetmemiş, arada hiçbir kesinti fasılası geçmemiş gibi bilir tanırsınız. İnsanın sahip olduğu maddî-manevî her iki hayat, her gün her gece ve hatta her an böyle ruhanî ve cismanî bir ‘diriliş’ içindedir. Bunu birçokları mecazî bir mana ile dirilme kabul ederlerse de, basiret gözüyle bakıldığı zaman, bunun tam manasıyla bir ‘ba’s/diriliş’ olduğu ortaya çıkar.” 12

İnsanların -uykudan sonra uyandıkları gibi- öldükten sonra dirileceklerini ifade eden bir başka ayet ise, Zümer Sûresi’nde yer almaktadır:

“Allah, insanların ruhlarını ölümleri sırasında, ölmeyenlerin ruhlarını ise uykuları sırasında alır. Hakkında ölüm hükmü verdiği rûhu tutar, ölüm hükmü vermediği rûhu ise belirli bir süreye kadar salıverir. Muhakkak ki bunda, düşünen kimseler için alacak ibretler vardır.” (Zümer Sûresi, 39/42)

Bu ayetler ölüm ve uyku arasındaki benzerlikle, uyanma ve ölümden sonraki diriliş arasındaki benzerliği açıklamaktadır. Uyku, zayıf ve küçük bir ölüm; ölüm ise, büyük ve şiddetli bir uykudur. Her iki durumda da insan ruhu için bir hayattan başka bir hayata geçiş söz konusudur.

Uyuyup uyanma ile ölüm ve dirilişin benzerliğine hadis-i şeriflerde de vurgu yapılmıştır. Mesela, bir nebevî beyanda uykuya yatarken “Allahım, senin isminle ölüyor ve diriliyorum.” kalkarken “Bizi ölümümüzden sonra dirilten Allah’a hamd olsun.” (Buharî, Tevhid 13; Ebu Davud, Edep 98; İbn Hanbel, Müsned, 2/79) deme tavsiyesinde bulunulmuştur.

Uyuma ve uyanma olayının yaratıcısı olan Yüce Allah bu ikisi arasında vuku bulan ‘rüya’ gerçeğiyle de bu husustaki şüpheleri izale sadedinde düşüncelerimize ayrı bir ufuk açmaktadır. Şöyle ki O, hislerimizi bu âlemden çekip bizi başka bir âlemin seslerine ve renklerine bağlayıp gezdirmekle, bu üç boyutlu maddi çeperlerin kuşattığı âlemden başka farklı âlemlerin de olduğunu insana bizzat yaşatarak göstermektedir. Her gece ölümün bir nevi küçük kardeşi olan uykuya dalan ve her sabah yeniden dirilircesine dünyaya gözünü açan insan, kıyametin ve haşrin alametlerini her gün seyrediyor demektir.

Görüldüğü gibi insan, öldükten sonra dirilişin bir benzerini, uyuma ve uyanması ile fiilen yaşamaktadır. Kur’ân, ölümle uyku, dirilişle uyanma arasındaki bu benzerliğe dikkat çekerek şu mesajı verir: Allah insanı nasıl uyutuyorsa, öyle öldürür; nasıl da uyandırıyorsa öyle diriltir.

C. Geçmişte Yaşanmış Diriliş Örneklerini Nazara vererek İspat

Kur’ân-ı Kerim’de dirilişin imkânını ispat yollarından birisi de geçmişte vukû bulmuş mucizevî diriliş hâdiselerine dikkat çekmesidir. 13 Kıssalar içerisinde anlatılan bu tür olaylarda şahıslarla ilgili unsurlar genelde gizli tutularak verilmek istenen bu ibret ağırlıklı mana, yaşanmış bir örnekle açıklanmıştır. Diğer bir ifadeyle, öldükten sonra dirilme gerçeği, tarihen vukû bulmuş bir olayla muhataba anlatılıp, Allah’ın ölülere tekrar hayat vermeye gücünün yettiği gösterilmiştir.

Dirilişin imkân ve vukuûnun fiilî birer delili olarak, Kur’ân tarafından tescil edilmiş bu vak’alar için “Bunları zamanında yaşayanlar gömüşlerdir, sonradan gelenler bunları göremeyecektir ki, onlara örnek olsun?” diyenlere şu noktayı hatırlatmak kâfidir: Bu hâdiseleri haber veren kaynağın hakkaniyeti ispatlandıktan sonra, bunların her gün gözler önünde cereyan etmekte olan vakıalardan farkı kalmaz. Kur’ân’ın diriliş gerçeğini akıllara yaklaştırmak ve onu ispatlamak için hatırlattığı bu vakıalar, cereyan ettikleri çağdakilere ışık tuttuğu gibi her zaman ve mekândaki insanlara da mesaj mahiyetindedir. 14

Diriliş hakkındaki şüphe ve tereddütlerin giderilmesi sadedinde serdedilen bu örnekler, bir yandan dirilişin imkân dairesinde bir hâdise olduğunu bildirirken aynı zamanda dirilişin mutlaka cismanî olacağını da haber vermektedir.

Kur’ân, ölüm sonrası dirilişi hayretle karşılayan ve bu konuda kesin bilgi sahibi olmak isteyenlere cevap teşkil etmek üzere, geçmişte yaşanmış duyular âleminden insan zihnine diriliş gerçeğini yaklaştıran örnekler sunmuştur.

Bunların birkaçını şöyle sıralayabiliriz: Üç yüz seneden fazla mağarada uyutulduktan sonra Ashab-ı Kehf’in diriltilmesi, 15 İsrailoğullarından ölmüş birisinin, kendisine bir sığırın bir parçasıyla vurularak diriltilmesi, 16 Sina çölünde İsrailoğullarından bir topluluğun topluca öldürülüp diriltilmesi, 17 Hz. İsa’nın bir mu’cize olarak bazı insanları hayata kavuşturması ve bunun yanında Allah’ın izniyle çamurdan yaptığı kuşlara üfleyip onları diriltmesi18 ve Hz. İbrahim’in talebi üzerine parçalanmış dört kuşun diriltilmesi. 19

Kur’ân-ı Kerim’de dirilişin mümkün olduğu ve zamanı geldiğinde de vâki olacağı çok net bir şekilde ifade edilmektedir. Bu konuda muhtelif delillerin yanında, vaad ve vaîdlerinde hilafı muhal olan Allah’ın insanları yeniden dirilteceğini bildirmesi haşre imanın en temel delilidir.

Dipnotlar

1. Ebu Zehra, Muhammed, el-Mu’cizetu’l-Kübra el-Kur’ân, Kahire ts., s.347-8.

2. Nasih, Abdülhay, Ölüm Ötesi Hayat, Nil yay., İzmir 1994, s.97.

3. M. Gazâlî, Akîdetu’l-Muslim, Daru’l-Kütübi’l-İslâmiyye, Kahire 1980, s.259.

4. Konuyla alakalı benzer ifadelerin yer aldığı diğer bir ayet ise, şöyledir: “Söyleyin şimdi, tutuşturmakta olduğunuz ateşin ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan Biz miyiz? Biz onu (kudretimizi) hatırlatıcı bir ibret ve oradan gelip geçenler için bir istifade vesilesi kıldık. Öyleyse yüce Rabbi’nin adını tenzih et.” (Vâkıa Sûresi, 56/71-74)

5. Araplar bu iki yeşil ağacı merh ve afâr olarak isimlendiriyorlardı.

6. Aslında insanoğlu bile bunun benzerini Allah’ın tevfîk ve lütfuyla hayatında tatbik etmektedir. Söz gelimi, insan elektrikten istediği zaman ateş alabildiği gibi, istediği zaman da buz ve soğuk elde edebiliyor.

7. Bûtî, Kübra’l-Yakiniyyâti’l-Kevniyye, Daru’l-Fikr, 1394, s.364.

8. Nasih, Abdülhay, a.g.e., s.40.

9. A’raf Sûresi, 7/25; Rum Sûresi, 30/19; Casiye Sûresi, 45/35.

10. Kâf Sûresi, 50/11.

11. Draz, el-Medhal, Daru’l-Kalem 1983, s.85.

12. Yazır, M. Hamdi, Hak Dini Kur’ân Dili, 3/1949-50.

13. Bkz., et-Taftazanî, Şerhu’l-Makasıd, V, 106; Ebu Zehra, el-Mucizetu’l-Kübra, s.363.

14. Çelik, Muhammed, Kur’ân’da İknâ Hususiyeti, Çağlayan yay., İzmir, 1996, s.108.

15. Bkz., Kehf, 18/9-19

16. Bkz., Bkz., Bakara, 2/72-73.

17. Bkz., Bakara, 2/55-56.

18. Bkz., Al-i İmran, 3/49; Maide, 5/110.

19. Bkz., Bakara, 2/260.

, Sayı: 82

Yazar:
Yener ÖZTÜRK (Doç. Dr.)
Kategorisi:
Makaleler & Yazılar
Gönderi tarihi: 08-04-2011
5,494 kez okundu
Block title
Block content