Kur'an hafızların şefaat hakkı var mıdır? Hafızların, Kur'an ile amel ettikleri takdirde, kaç kişiye şefaat hakkı vardır? Bu kişilerin akraba olması şart mıdır?

Kur'an'ı hakkıyla okumanın anlamı, onu yaşamak ve sanki yaşayan Kur'an olmak demektir. Bu anlamda bir Kur'an okuyucusu, bunun mükafatını önce kendisi alacaktır. Nitekim şu rivayet bu konuda hem Kur'an okumanın anlamını, hem de onun nasıl şefaat edeceğini açıklaması açısından son derece önemlidir:

“... Canı çıkacağı zaman Kur’an gelir ve başının ucunda durur. Onlar ölüyü yıkayıp işleri bitince Kur’an içeri girip kefeni ile göğsü arasına girer. Kişi kabrine konu­lunca Münker ve Nekir melekleri geldiğinde Kur’an çıkar ve onların arasına girer. Melekler Kur’an’a: "Bizi bırak onu sorguya çekmek istiyoruz." derler. Kur’an: "Allah'a yemin olsun ki ben ondan asla ayrılmam!" der. Öyle ki Kur’an her şeye müdahale eder, ta ki kişi cennete gi­rinceye kadar. 

Sonra da Kur’an: "Beni tanıyor musun?" der. Kişi: "Hayır tanımıyorum!" der. Kur’an:"Gece gündüz beni okuduğun Kuran’ım! Seni şehvetle­rinden, kötü şeyleri işitmekten, harama bakmaktan koruyanım. Dostlar arasında beni en sadık dost olarak bulurdun. Kardeş­ler arasında beni en sadık kardeş olarak bilirdin. Sana müj­deler olsun, Münker ve Nekir sorgusundan sonra asla hiçbir keder ve üzüntü sana gelmeyecektir...”(Haris, İbn-i Hacer el-Askalani, Metalibu Aliye, Tevhid Yayınları: 3/200/202)      

Peygamberimiz (asm), Kur'an-ı Kerim'in korunması ve tebliği konusunda gereken hassasiyeti kendisi gösterdiği gibi, ashâbını da bu konuda yönlendirmiş; Kur'an'ın ezberlenmesini ve öğretimini teşvik etmiştir. O (asm), Kur'an okuyan ve onunla amel edenlerin gıpta edilecek kimseler olduklarını,(1) her harfine karşılık on sevap kazanacaklarını,(2) okudukları âyetlerin kıyâmette onlar için birer nûr olacağını(3) ve derecelerini yükselteceğini,(4) Kur'an'ın onlara şefaat edeceğini,(5) dünyada da kendilerini için huzur kaynağı olacağını(6) ve ayrıca Kur'an dinlemenin de sevap kazandıran güzel bir davranış olduğunu(7) bildirmiştir. 

Kur'an öğrenen ve onu öğretenlerin en hayırlı kimseler olduklarını(8) açıklayan Allah'ın Elçisi (asm), Kur'an'ı ezberleyen ve onunla amel eden hafızlara da ayrı bir değer vermiş ve onların Allah'ın ehli ve seçkin kulları(9) ve meleklerle beraber olduklarını,(10) cennete gireceklerini ve ayrıca aile fertlerinden cehenneme girmeyi hak etmiş on kişiye şefaat edeceklerini(11) bildirmiştir. 

Bütün bunlardan başka Peygamberimiz (asm)'in irşad, imâmet ve yöneticilik görevi vereceği kimselerde, Kur'an'ı en çok bilenleri tercih etmesi de, bu konuya verdiği önemin delili olmaktadır. Meselâ O (asm), Tebûk seferinde (9/630), Mâlik b. Neccâr Oğullarının sancağını Zeyd b. Sâbit'e vermiş ve:

"Zeyd, Kur'an'ı çok iyi bilir. Kur'an ise mukaddemdir (önde ve önceliği olandır)." buyurmuştur.(12)

"Kur’an okumaktan maksat O’nu anlamak, O’nu düşünmektir. O’nun inceliklerini bulmak, O’nunla amel etmektir." Kur’an’ı ezbere bilen, ama O’nu anlamayan, içindekilerle amel etmeyen kimse, harflerini ok gibi doğrultsa da Kur’an ehlinden değildir. Çünkü iman, amellerin en faziletlisidir. İşte iman meyvesini verecek olan da Kur’an’ı anlayarak ve düşünerek okumaktır. 

Kur’an’ı ezberlemek, sadece muhafazası için değil hem dünya hem de ahiret saadetine ermek, anne baba ve yakınlarımıza şefaat edebilme şerefine nâil olmaktır. 

Hz. Ali (ra) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Kim Kur'ân'ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabûl ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan âliesinden on kişiye şefaatçi kılınır."(Tirmizî, Fedâilü'l-Kuran, 13; İbn Mâce, Mukaddime, 17.)

Bir başka hadiste ise şöyle denilmetedir:

“Günde iki yüz ayeti düşünerek okuyan birisi, kendi çevresindeki yedi kabire (ölen kimseye) şefaat edebilir.”(el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.462; Kenz-ul Ummal, c.1, s.477.)

Buna göre, Allah dilerse sadece akrabalarına değil diğer müminlere de şefaat etme hakkı verebilir. Önemli olan Kur'an'ı okumak, dinlemek, hafız olmak ve o Kur'an'a uygun olarak hayat sürmektir.

Dipnotlar:

1. Buhârî, Fedâilü'l-Kur'an, 17, 20; Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 243, 266-268.

2. Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'an, 16; Dârimî, Fedâilü'l-Kur'an, 1.

3. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, II/341.

4. Ebû Dâvûd, Vitr, 20; Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'an, 18; İbn Mâce, Edeb, 52; Ahmed b. Hanbel, age, II/192, 471 ve III/40.

5. Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 252.

6. Ebû Dâvûd, Vitr, 20; Tirmizî, Kıraat, 12; İbn Mâce, Mukaddime, 17.

7. Buhârî, Fedâilü'l-Kur'an, 31; Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 247-248.

8. Buhârî, Fedâilü'l-Kur'an, 21; Ebû Dâvûd, Vitr, 14; Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'an, 15; İbn Mâce, Mukaddime, 16.

9. İbn Mâce, Mukaddime, 16; Ahmed b. Hanbel, age, III/127.

10. Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 244; Ebu Dâvûd, Vitr, 14; Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'an, 13.

11. Tirmizî, Fedâilü'l-Kur'an, 13; İbn Mâce, Mukaddime, 17.

12. Buhârî, Ezan, 54; Müslim, Mesâcid, 289-291.

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 28-09-2012
1,546 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content