Kur´an âyetlerinin en kesin delillerle desteklendiği, güzelce açıklandığı, bundan maksadın da başkasına kul olmamak, ibadet etmemek olduğu bildirilirken ve Kur’an’da her şey apaçıkken neden Kur’an’ı anlamak için tefsir kitapları okunur?

"Bundan maksadın da başkasına kul olmamak ibadet etmemek olduğu bildirilirken..” yargısı, tamamen indi, mesnetsiz olduğu gibi, ayetlerden bunun bir ip ucunu bulmanın dahi imkânsız olduğu ortadadır. Bir müfessirin tefsirini okumak ona kul olmak değildir.

Kur’an ve hadislerde onlarca yerde ilmin değerine, alimin kıymetine, ilim öğretmenin ve öğrenmenin faziletine vurgu yapıldığı halde, öğretmen ve öğrenciyi karşı karşıya getirmek, öğrenciyi öğretmenin kulu, kölesi olarak algılamak çok yersiz bir düşüncedir.

Allah’ın sonsuz ilminin bir tezahürü olan Kur’an bilgisini alim-cahil herkesin bilebileceği bir kitap olarak yorumlamak size de tuhaf gelmiyor mu? Aşağıda mealleri verilen ayetler bu konuda önemli bir ölçüyü elimize vermektedir:

“Halbuki onların (birden fazla manaya işaret eden müteşabih ayetlerin) hakikatini, gerçek yorumunu Allah’tan başkası bilemez. İlimde derinleşenler ise: ‘Biz ona olduğu gibi inandık. Hepsi de Rabbimizin katından gelmiştir’ derler.”(Ali İmran, 3/7). Bununla beraber, alimlerin önemli bir kısmının kabul ettiği manaya göre, ayetin meali şöyledir: “Halbuki onların(birden fazla manaya işaret eden müteşabih ayetlerin) hakikatini, gerçek yorumunu Allah’tan ve İlimde derinleşenlerden başkası bilemez”(bk. Taberî, Razî, Kurtubî, ilgili ayetin tefsiri).

Her iki yoruma göre de, eğer herkes yanı şekilde her şeyi biliyorsa, “ilimde derinleşenler” ifadesinin ne anlamı var?

“İşte bazı gerçekleri anlatmak için, Biz bu kabil temsiller getiriyoruz, ama bunları ancak alimler anlar”(Ankebut, 29/43).

"Resûlüm! De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu akıl sahipleri, ancak bunları hakkıyla düşünür."(Zümer, 39/9).

“En hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir”(Kenzu’l-ummal, h. no: 2351; 2352, 2353, 2354) manasındaki hadisler de alim ile alim olmayanları ayırmaktadır.

- Her şeyden önce burada, Kur'an'ın Açık-Seçik Olmasının Boyutunu incelemekte fayda vardır.

Evvela Kur'an'da yer alan söz konusu "Tafsil/açıklık/ açık-seçik/açıklama"dan maksat, herkesin her konuyu kendi başına anlayabilecek açıklıkta olduğunu düşünmek mümkün değildir. Böyle bir anlayış, pratikteki realitelerle açıkça çelişmektedir. Çünkü yüz binlerce tefsirin varlığına rağmen, yine de Kur'an'ın bütün sırlarının tamamen anlaşılamadığı, inkâr edilemez bir gerçektir.

Kur'an-ı Hakîm'in gün geçtikçe yeni yeni gerçeklere kaynaklık etmesi, âdeta zamanın ihtiyarlanması nispetinde kendisinin kapsam olarak gençleşmesi ve değişik hakikatleri muhataplarına bildirmesi; bu kadar gelişen ilmî birikimlere rağmen, hâlâ araştırmacılar tarafından her gün Kur'an-ı kerim'de açıklamaya ve incelemeye muhtaç yeni bakir sahaların keşfedilmesi, söz konusu "açıklık" kavramının sanıldığı kadar açık olmadığını, aksine başka anlamlarının olduğunu göstermektedir.

Bunları teker teker söz konusu etmek, böyle bir soru-cevap hacmine sığdırmak mümkün görünmemektedir. Bu sebeple genel bir bakış açısını sağlayacak bir kaç noktaya dikkat çekmekte fayda vardır:

a. Kur'an'ın, "âyetleri açıklanmış kitap" olarak vasıflandırılması, onun herkes tarafından bilinebileceğini değil, konuların Allah tarafından gerçeğe uygun olarak açıklandığını ifade etmektedir.

b. Meşhur tâbirle ve daha doğru varyantıyla: "hem Arapça hem de Râbça" olan Kur'an âyetlerinin açıklığı da Rabçadır. Eğer öyle olmasaydı, Arapça’yı bilen herkesin birer allame; birer Zemahşerî, Sekkâkî, Fahreddin Râzî, Kadı Beydâvî vs. olması gerekirdi.

c. "Şüphesiz, biz onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik."(Arâf, 7/52) ayetinde geçtiği üzere, Kur'an'daki bu "açıklama" işi, ilmî kurallara bağlı olarak yapılmıştır. Onların bilinmesi ise ilmî birikimlere muçhtaçtır. Her çağdaki bir takım yeni yorumların getirilmesi, farklı bilgi birikiminin bir yansımasıdır.

d. Şimdi şu ayete bakınız: "Biz, geceyi ve gündüzü birer âyet (delil) olarak yarattık. Nitekim, Rabbinizin nimetlerini araştırmanız, ayrıca yılların sayı ve hesabını bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine eşyayı) aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz her şeyi açık açık anlattık"(İsrâ, 17/12) 

Evet biz iman ediyoruz ki, Allah Kur’an’da bu konu dahil her şeyi açık açık anlatmıştır. Ancak biz bir şeye daha iman ediyoruz; o da şudur: Bu ayette söz konusu edilen ve açıklanmış olduğu ifade edilen hususları, -itiraf etmeliyiz ki, bir parça Astronomi ve coğrafya bilgimize rağmen- tamamen anlayamıyoruz. Demek oluyor ki, "açıklık" kavramı, farklı kesimlere farklı bir boyutu ile boy göstermektedir. Normal bir vatandaş, yılın aylarını ve günlerini sayarak, bir takvim dahilinde disiplinli bir hayat sürebilir. Ancak uzman bir bilim adamı bu konuda çok farklı şeyler bilebilir ve Allah'ın o hayret verici sanatı ve azameti karşısında secde edebilir.

e. Kur'an'ın pek çok ayetinde ilme ve ilim erbabına özel bir önem atfedilmiştir. Halbuki, eğer bilenlerle bilmeyenler Kur'an'ı anlamada aynı seviyede iseler, ilmin hiçbir değeri olmayacaktır. Bu ise bir safsatadır. Demek Kur'an'ın bilen kimseler tarafından açıklanmaya ihtiyacı vardır.

Ayrıca, birçok dinî meseleyi herkesin bilip çözemeyeceği bir gerçektir ve gayet tabiîdir. Anlaşılması zor birçok müşkülü ancak müçtehitler, âlimler halledebilir.

Demek ki Kur’an’ın açık bir beyana sahip olması, rastgele herkesin anlayacağı tarzda olduğu anlamına gelmez. Kur’an’ın açık ifadesiyle Hz. Muhammed’in tebliğden başka bir görevinin de Tebyin/ Kur’an’ı açıklama olması, bu gerçeğin açık göstergesidir. Tarih boyunca, İslam alimleri Hz. Peygamberin tebliğ vazifesini yürüttükleri gibi, tebyin/açıklama vazifesini de sürdürmüşlerdir.

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 04-05-2012
2,890 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content
ADEM UZUNOGLU

SİTENİZ COK GÜZEL HAYIRLARA VESİLE OLUR İNŞ.