Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu, (Ankebut 29/51) mealindeki ayete göre, Peygamberimize (asv) hiç mucize verilmemiş midir?

İlgili ayetlerin mealleri:

"Onlar hâlâ, "Rabbinden ona bazı mucizeler indirilmeli değil miydi?" diyorlar. De ki: ''Mucizeler yalnız Allah'ın katındadır; ben sadece bir uyarıcıyım." Kendilerine okunan bu kitabı sana göndermiş olmamız onlara yetmiyor mu? Elbette inanan bir topluluk için onda rahmet ve ibret vardır." (Ankebut, 29/50-51)

Hz. Peygamber (asv) dönemindeki inkarcılar, genellikle iyi niyetli olarak Resûl-i Ekrem (asv)'in gerçekten peygamber olup olmadığım öğrenmek, dolayısıyla gerçeği anlamak için değil, fakat sırf akıllarınca onu güç durumda bırakmak maksadıyla sık sık geçmişteki bazı peygamberler gibi onun da hissî (duyulara hitap eden) mucizeler göstermesini isterlerdi. Ankebut 50. âyette öncelikle mucize göstermenin Allah'a ait olduğu, Peygamber'in görevinin ise insanları inanç ve amel hayatı konusunda uyarmak ve aydınlatmaktan ibaret bulunduğu bildirilmekte; 51. âyette ise çok önemli bir noktaya dikkat çekilmektedir: "Kendilerine okunan bu kitabı sana göndermiş olmamız onlara yetmiyor mu?"

Şu halde Peygamber Efendimiz (asv)'in en büyük mucizesi Kur'an'dır; insanlara asıl gerekli olan, gelip geçici hissî mucizeler değil, benzerini asla ortaya koyamayacakları, hayatın her anında feyzinden yararlanmaları mümkün olan bu ebedî mucizedir. (bk. Zemahşerî, ilgili ayetlerin tefsiri)

Öteki mucizeler duyulara hitap eder, gelip geçicidir; Kur'an ise okunan mucizedir, akla hitap eder. (bk. İbn Âşûr, ilgili ayetlerin tefsiri) İnsanlığın dünya huzuru ve âhiret kurtuluşu için muhtaç olduğu doğru inanç ve düzgün yaşayışın ilkelerini verir. Âyette Kur'an'ın bu özelliği iki kelimeyle verilmektedir: Rahmet ve ibret (zikrâ).

Rahmet dünya ve âhirete dair bütün güzellikleri kapsayan bir kelimedir; çünkü Allah kuluna rahmetiyle muamele edince ona lâyık olduğu güzellikleri ihsan eder; ibret ise Kur'an'ın üslûbuna baştan sona hâkim olan kanıtlar, uyanlar, derslerdir; aslında bunlar da Kur'an'ın tabiriyle "akıl sahipleri" (ülü'l-elbâb) için birer rahmettir. Ama âyete göre Kur'an'daki rahmet ve ibret kaynaklarından feyiz almanın yolu -putperestler vb. inatçı ve inkarcı zümrelerin yaptığı gibi Kur'an'a ve Peygamber (asv)'e savaş açmak değil- hakikatleri görünce inanmaya hazır bir içtenliğe, dürüstlüğe sahip olmaktır.

İslâm güneşinin parlaklığı karşısında gözleri kamaşan ve o yüzden güneşi göremeyen gözler, daha başka parlak belgeler ve açık mucizeler istiyorlardı. Oysa en büyük mucize ve belge olarak karşılarında iki şey bulunuyordu: Biri, insan sözünün kudret sınırını aşan, şâirleri, edipleri, bilginleri ve filozofları şaşırtan Allah Kelâm'ı olan Kur'ân; diğeri ise, okur yazar bile olmadığı halde dünya tarihinde en büyük, en kalıcı inkılâbı yapan ve insanın her iki hayatını en güzel ve en uygun şekilde düzene sokan hükümlerle insanlığa seslenen Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselam.

Kaldı ki Hz. Muhammed (a.s.m.) her istediğini, her istenileni yapan, yapabilen bir kimse değildi; böyle bir iddiayla da ortaya çıkmamıştı. O Allah'ın insanlara rahmet olarak gönderdiği son peygamberiydi; vahiy yoluyla aldığını aynen tebliğ etmekle görevliydi. Mucize göstermek ise, Onun görevi değildi. Bütünüyle ilâhî kudrete bağlı bir tecelli olarak, bulunuyordu. O bakımdan Cenâb-ı Hak dilediği zaman peygamberinin dilinde veya elinde mucize tecelli ettiriyordu.

Hem İslâm Dini, son ve cihanşümul olma özelliğiyle daha çok akla, düşünceye ve ilme yer vermekte, meseleleri bu açıdan değerlendirip insan idrâkine sunmaktadır. Kur'ân'ın kendisi her âyetiyle birlikte büyük ve kalıcı bir mucize olarak milletlere seslenmiş ve seslenmeye devam etmektedir.

Bu noktadan günümüzde de İslâm'ın fevkalâdeliğini görmek ve anlamak isteyenlere Kur'ân'ı dikkatle okumaları ve her âyetinin delâlet ettiği mana ve hükümleri bilimsel bir gözle incelemeleri tavsiye edilir. Zira Kur'ân bütünüyle güzel ahlâkı, fazileti, adaleti, hakkaniyeti, kardeşliği, dayanışmayı, yardımlaşmayı, sınıf farkını kaldırmayı, zayıftan yana olmayı, zorbayı tesirsiz hale getirmeyi; iffetli, namuslu olmayı, aile çatısını bu iki kavramla örtüp içini sevgi ve saygı, edep ve terbiye, ilim ve irfanla süslemeyi emreder. Adalette sürat ve eşitlikten yanadır. Toplum yapısında güven ve huzur havasını hâkim kılmayı ve oto kontrol sağlamayı tavsiye eder. Bedenle ruh, dünya hayatıyla âhiret hayatı arasında köprü kurar ve bunları birlikte yürütmemizi telkîne çalışır. Mal ve makamın amaç değil, araç olduğunu bildirir ve bu aracı ilâhi hoşnutluk doğrultusunda en faydalı biçimde değerlendirmeyi farz kılar. Ölümün silinip yokluğa karışmak olmadığını, dar bir evden daha geniş bir eve taşınma anlamında olduğunu, ruhun ebedî hayatı yaşayabilmesi için oranın şartlarına uyum sağlayacak yeni bir bedene kavuşturulacağını en doyurucu şekilde kalp ve kafalara işler.

Kısacası Kur'ân, Allah'ın mülkünde, O'nun gözetim ve denetimi altında, O'nun rızası doğrultusunda yaşamamızın plân ve programını vermekte; kendi başımıza buyruk olmadığımızı, Yüce Yaratan'ın tasarrufu altında bulunduğumuzu öğretmektedir.

İşte en büyük mucize; işte en doğru rehber; işte en şifalı reçete..  (bk Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, ilgili ayetlerin tefsiri)

Uyarı üslûbu taşıyan 52. âyete göre bütün evreni kuşatan ilmiyle her şeye şahit olan, eksiksiz kusursuz bilen Allah, sonuçta kimin ne yaptığını da görüp gözetmekte olup müminlerle münkirler arasındaki ihtilâflarda nihaî hükmü verecek ve o zaman "bâtıla (uydurma tanrılara) inanan ve Allah'ı inkâr edenler", nefsânî ihtiraslarına, benlik iddialarına kapılarak doğru yola ve bu yolun yolcularına karşı verdikleri zalimce savaşın kendilerine neler kaybettirdiğini göreceklerdir. (bk. Kur’an Yolu, Heyet, ilgili ayetlerin tefsiri)

İlave bilgiler için tıklayınız:

Peygamberimize Mucize verilmiş midir? Eğer verildiyse mucize verilmediğini anlatan bir ayet olduğu söyleniyor?

Mucizeler ve Kur'an-ı Kerim'in mucizelik yönlerini anlatır mısınız? 

Kur'an’ın mucizelik yönleri kırk tanedir deniyor, bunu nasıl anlamamız gerekir? 

Kur'an-ı Kerim'in mucize olduğunu ve bir harfinin dahi değiştirilemeyeceğini nasıl izah edebiliriz?

Peygamberimizin mucizeleri olmadığını iddia ediyorlar. Bu iddialara nasıl cevap vermeliyiz?

Peygamber Efendimiz (a.s.m.)'in en büyük mucizesi Kur'an-ı Kerim olduğu gibi, Kur'an-ı Kerim'in en büyük mucizesi de Peygamber Efendimiz'dir, denilebilir mi?

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 09-04-2010
3,174 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content