İmran ailesinden bahseden ayetleri açıklar mısınız? Ayetlerde (3/31-38) bahsi geçen Meryem'in, Hz. Musa'nın kız kardeşi Meryem mi, yoksa Hz. İsa'nın annesi Meryem mi olduğu konusunda karışıklık var mıdır?


Kur'an'da Hz. Meryem'in İmran (İbranice'de İmran)'ın kızı olduğu açıkça ifade edilmiştir.

Aşağıdaki ayetler bunu göstermektedir:

'İmrân'ın karısı (Meryem'in annesi) şöyle demişti: "Rabbim! Karnımdakini azatlı bir kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz (niyazımı) hakkıyla işiten ve (niyetimi) bilen sensin"
(Ali İmran, 3/35).

'Bir de İmran'ın kızı Meryem'i misal getirir. Meryem, iffet ve namusunu korudu. Biz ona Ruhumuzdan üfledik. O da Rabbisinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti ve gönülden itaat edenlerden oldu'
(Tahrim, 66/12).

Ünlü İslam Tarihçisi ve tefsirci İbn Cerîr Taberî'ye göre, Meryem'in babası olan İmran'ın soyu şöyledir: İmran Yaşhem'in oğludur. Onun babası Emun, onun babası Minşa, onun babası Hazkıya, onun babası Ahzik, onun babası Yusem, onun babası Aazarya,  onun babası Emsiya, onun babası Yavuş, onun babası Ahzihu, onun babası Yarem, onun babası Yahvaşat, onun babası Esabir, onun babası Ebiya, onun babası Recam/Rahbeam, onun babası Süleyman, onun babası Davud, onun babası İşa'dır(bk. Taberî, Ali İmran, 35. ayetin tefsiri). (Not: Arapça'dan yazdığımız isimlerin yazılımında ufak tefek hatalar olabilir).

Bazı kaynaklara göre Hz. Meryem'in babası olan İmran'ın babasının ismi Masan'dır(Razî, Ebu's-Suud, Suyutî-ed-Dürrü'l-Mensur, Ali İmran, 35. ayetin tefsiri).

Hz. İsa'nın annesi olan Meryem'in babası olan İmran Masan veya Yahşem'in oğludur. Hz. Musa ve Hz. Harun'un ablaları olan Meryem'in babası olan İmran ise Yasher'in oğludur(bk. Ebu's- Suud, Ali İmran, 35. ayetin tefsiri).

Bu açıklamadan da anlaşıldığı gibi, Meryem'in babası olan İmran ile Musa ve Harun'un babası olan İmran birbirinden tamamen farklı ayrı kişilerdir. İsim benzerliğinden başka,  zaman ve mekân bakımından bir yakınlıkları söz konusu değildir.
 


Soruda geçen Al-i İmran Suresi, 33 – 36. Ayetler:

33-34. Allah, birbirinden gelme nesiller olarak Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmrân ailesini seçip âlemlere (bütün yaratılmışlara) üstün kıldı. Allah işiten ve bilendir.

35. Bir zamanlar İmrân'ın karısı şöyle demişti: "Rabbim! Karnımdakini kayıtsız şartsız sana adadım, benden kabul buyur; kuşkusuz sensin her şeyi işiten, her şeyi bilen."

36. Onu doğurunca dedi ki: "Rabbim! Onu kız doğurdum." Oysa Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilmektedir; erkek de kız gibi değildir. "Ben onun adını Meryem koydum ve işte ben onu ve soyunu kovulmuş şeytana karşı sana ısmarlıyorum."

İlgili Ayetlerin Açıklaması:

Kur'ân-ı Kerîm'de İmrân ismi üç âyette geçmektedir. Bu âyette ve Tahrîm sûresinin 12. âyetinde anılan İmrân'ın Hz. Meryem'in babası (Hz. îsâ'nın dedesi) olduğu açıktır. Bu sûrenin 33. âyetinde geçen İmrân ile kimin kastedildiği hususunda ise iki görüş bulunmaktadır:

Bir görüşe göre bu, Hz. Mûsâ ve Hz. Hârûn'un babası olan İmrân'dır. Diğer görüşe göre bu iki zatın yaşadıkları zaman dilimleri arasında yaklaşık 1800 yıl fark bulunduğu ve bu sûrede, özellikle 35. âyetten itibaren Hz. İsa'nın ailesinden söz edildiği dikkate alınırsa 33. âyette zikri geçen İmrân'ın da Hz. Meryem'in babası olan İmrân olarak anlaşılması uygun olur.

Buradaki İmrân Hz. Mûsâ ve Hz. Harun'un babası olarak düşünülse bile, onların da Meryem adında bir kız kardeşinin bulunduğuna dair rivayet ile Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan Hz. Meryem'e "Ey Harun'un kız kardeşi!" şeklinde hitap edildiği bilgisi (Meryem, 19/28) arasında bağ kurulması doğru olmaz. Böyle bir bağ kurulması, anılan âyet-i kerîmedeki maksadın anlaşılmamış olmasından kaynaklanmaktadır.

İyi incelendiğinde görülür ki, kendi toplumunda Hz. Meryem'e "Ey Harun'un kız kardeşi!" diye hitap edilmesi, "onun din kardeşi ve onun soyundan gelen" anlamını taşımaktadır. Her ne kadar bir kısım doğu bilimciler bazı Müslüman yazarların eserlerindeki bu karışıklığa dayanarak Kur'ân-ı Kerîm'e eleştiri yöneltmişlerse de, Kur'ân-ı Kerîm'in bu konudaki açıklamalarında herhangi bir çelişki ve tarihî verilerle uyumsuzluk bulunmamaktadır.

Genellikle Hristiyan muhitinden gelen bu eleştirilerin objektif olmadığı, kendi kutsal kitaplarında aynı yönde yer alan bilgilere itiraz etmemelerinden kolayca anlaşıl maktadır. Nitekim Luka İncili'nde Hz. Zekeriyyâ'nın eşi Elizabeth için "Hârûn kızlarındandı" (Luka, 1/5) denmektedir. (Ömer Faruk Harman, "Hz. İsa", İFAVAns., IV, 424)

Bu âyette İmrân'ın hanımı diye anılan ve Hz. Meryem'in annesi olan kadının ismi Kur'ân-ı Kerîm'de zikredilmez. Onun adı İslâmî kaynaklarda Hanne, hıristiyan kaynaklarda Anna diye geçer. İmrân'ın hanımının, karnındaki çocuğu Allah için adamasıyla ilgili değişik rivayetler vardır.

Bunlardan birine göre, uzun zaman çocuğu olmayan İmrân'ın karısı bir gün bir kuşun yavrusunu beslediğini görünce buna imrenmiş ve yüce Allah'a yalvarıp çocuk ihsan etmesini dilemiş ve çocuğu olduğunda onu Beytülmakdis'in hizmetine vermeyi adamıştı. Meryem'e hamile olduktan sonra da kocası İmrân ölmüştü. İmrân'ın karısının karnında taşıdığı çocuğu tam anlamıyla Allah'a adadığı ve kabulü için niyazda bulunduğu âyetten açıkça anlaşılmaktadır.

Fakat âyette geçen "muharrer" kelimesi ve adağın içeriği farklı şekillerde yorumlanmıştır. Sözlük anlamı itibariyle muharrar "azat edilmiş, tamamen özgürlüğüne kavuşturulmuş, kimsenin kendisi üzerinde hak ilintisi kalmamış kişi" demektir. Burada kelimeye, dünya işlerinden âzâde kılınmış ve kendini sırf Allah'a kulluk etmeye veren; halis bir kul; -Yahudilik'te mabedin ve özellikle Beytülmakdis'in hizmeti için çocuk adanması uygulamasının bulunduğu noktasından hareketle- "mabede veya kutsal kitabı okuyanlara hizmet eden" gibi anlamlar verilmiştir.

İster Allah'a kulluk yönü ister mabede hizmet yönü vurgulanmak istensin, burada her türlü kayıt ve sınırlamadan uzak mutlak bir adama iradesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. O sebeple mealinde bu kelimeye "kayıtsız şartsız" anlamı verilmiştir.

İmrân'ın karısı adakta bulunduğu esnada, adadığı konuya (muhtemelen Beytülmakdis hizmetine) elverişli cinsiyete sahip, yani bir erkek çocuğu dünyaya getirme ihtimalini esas almıştı. Çocuğun kız olduğunu görünce, duyduğu üzüntü ve burukluğun ifadesi olarak ağzından şu söz dökülüverdi:

"Rabbim! Onu kız doğurdum". Âyet-i kerîmede "Oysa Allah ne doğurduğunu daha iyi bilmektedir" buyurularak, bu hayıflanmanın onun işin hakikatini bilmemesinden kaynaklandığı ve dünyaya getirdiği bu kız evlâdın ne kadar ulvî bir mertebeye sahip olacağı ima edilmiştir. İşte bu cümleden sonra gelen "Erkek de kız gibi değildir" cümlesi bu mâna ile bağlantılı olarak Allah'ın sözünün devamı olarak düşünülmüş ve her iki kelimenin başında bulunan belirlilik takısı (lâm-ı ta'rîf) bilinen birini belirtme anlamı taşıdığı ("ahd" için olduğu) anlayışıyla bu iki cümleye şöyle mâna verilmiştir:

"Oysa Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilmektedir; o (onun dilediği) erkek (Allah'ın lütfettiği ve yüce bir mertebeyle onurlandırılacak olan) bu kız gibi değildir"
(Zemahşerî, I, 186)

Bazı müfessirler aynı anlayışla, fakat Meryem'in annesinin -yüce Allah'ın ilhamıyla- kızının çok ulvî bir mertebeye erişeceğini bildiğini kabul ederek son cümleye şöyle anlam vermişlerdir: "(Benim istediğim) o erkek çocuk (elbette Allah'ın lütfettiği) bu kız çocuk gibi değildir" (Râzî, VIII, 27)

Buna karşılık müfessirlerin çoğunluğu, bu cümlenin Meryem'in annesine ait olduğu, fakat adağın konusunun yerine gelmesi açısından erkek çocuğunun kız çocuğuna üstünlüğünü ve bu konudaki üzüntüsünü belirtmek üzere söylendiği kanaatindedir.

Bize göre, bu cümleyi iki cinsten birinin diğerine üstünlüğü değil, Meryem'in annesinin adakta bulunurken -kavminin âdetine uyarak- niyetine aldığı erkek çocuğun kız çocuğundan farklı olduğunu ifade eden bir ifade olarak düşünmek, hem sözün akışına uygun hem de lafza daha uygun bir yorum olur.

İmrân'ın eşinin çocuğuna "Meryem" adını vermesi, -kız çocuğu dünyaya getirmiş olmasına rağmen- onu Allah yoluna adama yönündeki sözüne sadakatini sürdürme çabası içinde olduğunu göstermektedir. Zira yukarıda anıldığı üzere Meryem, Hz. Mûsâ ve Hz. Harun'un kız kardeşinin adıdır ve İsrâiloğulları geleneğinde kadın cinsi için Meryem adı çok makbul bir isim sayılagelmiştir.

Bir de İmrân'ın eşi kızına bu adı vermek suretiyle onun babasının adıyla Hz. Mûsâ ve Hz. Harun'un kız kardeşi olan Meryem'in babası arasında anlamlı bir bağ kurmuş oluyordu. Çünkü o da İmrân kızı Meryem idi.

Tefsirlerde Meryem adının onların dilinde "Allah'a kulluk eden" (Zemahşerî, I, 186) ve "Rabbin hizmetinde olan" (Şevkânî, 1,372) anlamına geldiği ileri sürülürse de, Kasımî Tevrat ve İncil'de geçen isimlerin açıklamalarına bakıldığında farklı bir mâna ile ("acılık", "denizin acılığı") karşılaşıldığını ifade eder (IV, 835) Kitâb-ı Mukaddes sözlüklerinde de Meryem'in basit veya bileşik kelime olabileceği ihtimallerine işaret edildikten sonra bunun ne anlama geldiği konusunda pek çok görüş ve izah bulunduğu belirtilir; burada anılan başlıca mânalar şunlardır: Acı deniz, onların isyanı, denizin hanımefendisi, deniz damlası, deniz yıldızı. (meselâ bk. H. Lesetre, "Marie", Dictionnaire De La Bible)

Meryem'in annesi onun adını koyduktan sonra "İşte ben onu ve soyunu kovulmuş şeytana karşı sana ısmarlıyorum." şeklinde içtenlikle dua etmişti. Bu duada Meryem'in soyunu da zikretmesi, Allah yoluna adadığı çocuğunun şeytana uymaması ve iffetini koruması için rabbinden yardım dilemesi veya genel olarak kendi soyundan gelenler İçin hayır duada bulunması şeklinde anlaşılabilir. Bununla birlikte önceki cümleye Cenâb-ı Hakk'ın ilhamıyla kızının büyük bir peygambere anne olacağını bildiği anlayışı ile mâna verenlerin yorumunu da destekleyici görünmektedir. (bk. Diyanet Tefsiri, Kur'an Yolu: I/400-401)

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 21-08-2009
4,530 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content