Hz. Musa’nın “Genişlet göğsümü, kolaylaştır işimi, çözüver şu dilimin bağını. Ta ki anlasınlar sözümü!" (Tâ-hâ, 20/25-28) anlamındaki duasını, bu kelimelerle yapmasının sebebi nedir?

İlgili ayetlerin mealleri:

"Mûsâ "Rabbim!" dedi,

"Gönlüme ferahlık ver.

İşimi bana kolaylaştır.

Dilimden düğümü çöz.

Ki sözümü iyi anlasınlar.

Yakınlarımdan birini bana yardımcı ver.

Kardeşim Harun'u.

Onunla gücümü pekiştir.

Onu da görevime ortak et.

Tâ ki seni bol bol tesbih edelim.

Ve seni çok analım.

Kuşkusuz sen bizi görmektesin." (Ta-ha, 20/25-35)

Bu âyetlerde, başta Resûl-i Ekrem olmak üzere Allah'ın birliği inancına çağrıda bulunacak bütün tebliğ adamlarına, hangi şartlar altında olursa olsun, Allah'a olan güveni bir an bile yitirmemek gerektiği fikri, Hz. Musa'nın hayatından kesitler verilerek telkin edilmektedir.

Nitekim Hz. Mûsâ kendisine verilen görevin ağırlığı karşısında başarısız olmaktan endişelenmiş, ama yine rabbinin engin liitfuna sığınmıştı. Allah da ona, bu vazifeyi başarıyla yerine getirebilmesi için gönlünün ferahlatılması, zihninin açılması, işinin kolaylaştırılması, diline açıklık verilmesi ve yakınlarından bir yardımcıyla desteklenmesi hususundaki dileklerinin kabul edildiğini bildirmiş, devamındaki ayetlerde de kendisinin bu günlere nasıl geldiğini hatırlatmıştır. (bk. Ta-ha, 20/37-41)

Bilindiği üzere, dua insanın ihtiyacını rabbine arz etmesi, arzularını yerine getirmesi için yalvarıp yakarması manasına gelir. Bu açıdan bakıldığında, bir dua, dua sahibinin dertleriyle ne kadar ilişkili ise, arzularıyla ne kadar uyum içinde ise, meramını anlatmaya ne kadar yetenekli ise, o nispette  beliğ, o nispette edepli, o nispette makul, o nispette makbul olur.

Şüphesiz her konuda olduğu gibi, dua hususunda da en maharetli kimseler peygamberlerdir. İşte Hz. Musa’nın bu duası da bu özelliklere sahip bir arzuhaldir.

Hz. Musa’nın o esnada en muhtaç olduğu şey, göğsünün, kalbinin geniş olması; -bir yandan muhataplarına hikmetli ve ikna edici söz söyleyecek kapasiteye sahip olması, diğer taraftan onların direnmelerine karşı sabırla, ısrarla tebliğini sürdürmesidir. “Kalbimi genişlet” duasıyla bu gibi ihtiyaçlarının karşılanmasını istemiştir.

Keza, ilahlık dava eden  ceberut  bir Firavuna karşı başkaldırmak, kudretli ordulara sahip olan ülkenin yöneticilerine karşı yepyeni bir din anlayışını ilan etmek elbette tarifi zor bir görevdir. İşte, Hz. Musa, “İşimi kolaylaştır” duasıyla, normal şartlar içerisinde altından kalkmanın imkânsız olduğu bir ortamda, Allah’ın lütuf ve keremiyle kendisine yardım etmesini, -sebepler dairesindeki hikmetiyle değil- bütün sebeplerin ötesinde o sonsuz kudretiyle işini kolay etmesini istemiştir.

Hz. Musa, Firavun ve taraftarlarıyla giriştiği mücadele, bilinen kılıçla değil, dil kılıcıyla yapılıyordu. Bu yüzden bu manevî meydan muharebesinde en çok muhtaç olduğu silah dilin/lisanın mermileri olan fesahat ve belagattır. İşte Hz. Musa, bu savaşı kazanmak için en çok muhtaç olduğu dil kılıcının keskin olmasını, dil yayından fırlatacağı sözcük oklarının hedefine tam isabet etmesini, “çözüver şu dilimin bağını, ta ki anlasınlar sözümü!" duasıyla rabb-ı rahiminin dergâh-ı rahmetine iltica etmiştir.

Demek ki, muhatabın konuyu anlaması ve ikna olması için,  hatibin dersini çok iyi çalışması ve çok iyi anlatması gerekir. Ayetten bu dersi öğrenmek de önemli bir noktadır.

- Göğsün rahatlamasının bir maksadı da "gönlün ilâhî nurla dolması" anlamına gelebilir. Çünkü, ilâhî nurla dolan gönül, hem rahatlar hem de cesaretlenir. Bunlar ayrıca, sıkıntıdan, moralsizlikten, endişeden ve korkudan sıyrılmayı da ifade etmektedir.

- Hz. Mûsâ, genel anlamda yardım isteme yerine, yardımı detaylı bir şekilde istemektedir. Önce göğsünün genişletilmesini, ardından işinin çok zor olması nedeniyle kolaylaştırılmasını istemiştir. Buradan şunu anlayabiliriz: İnsan, yapacağı olumlu bir iş için Allah'ın yardımını istemelidir. Yüce Allah'ın kendisine yardım edeceğinin hem inancında hem de bilincinde olmalıdır.

- Hz. Musa'nın konuşmasındaki tutukluk, dilindeki pelteklik onun konuşmasının anlaşılmasını engelliyordu. Düğüm denen şey, muhatabın anlamasına engel olan durumdu. Buna göre dinleyen kadar konuşan ve konuştuğu şeyin anlaşılması da önemlidir.

- Hz. Mûsâ, iyi konuşup karşıdakinin anlamasını temin eden, kendisine destek çıkan, işini paylaşmak için bu istekte bulunmuştur. Hz. Mûsâ, Yüce Allah'tan, Hz. Harun'u peygamber olarak görevlendirerek, onunla sırtını kuvvetlendirmesini istedi. Diğer taraftan, onu işinde ortak edinecekti. Bir Müslüman kendisine verilen görevin altından kalkıp kalkamayacağını, bu konudaki gücünü, yeteneğini, yeterliliğini bilmeli ve gerekeni yapmalıdır. Gerektiğinde yanına bir yardımcı almalıdır. Diğer taraftan, kardeş kardeşi kıskanmamalı, kardeşindeki farklılığı görebilmeli ve ona göre ondan istifade edebilmelidir.

- Hz. Mûsâ, ilâhî vahyi tebliğ edebilmesi için dilindeki kekemeliğin kaldırılmasını, kardeşi Harun'un, kendisine yardımcı olabilmesi için peygamber seçilmesini istedikten sonra, Allah'ın yardımı ile elde edecekleri güvenli bir ortamda ibadet yapma özgürlüğünü elde etmek istemiştir.

- "Şüphesiz sen bizi görmektesin" ifadesi öncelikle bir dua ve zikirdir. Ayrıca, bize yardım et, bizi gözet, bize sahip çık anlamını amaç etmektedir. Bizim içimiz ve davranışlarımızı biliyor ve gözlüyorsun, aynı zamanda bizim ihtiyaçlarımızı da biliyorsun. Duamızla ihtiyaçlarımız örtüşüyorsa bize gereken yardımı yaparsın, demektir.

Allah, Hz. Musa aleyhisselamın duasını bize bildirerek, bizim de buna uygun bir hayat sürmemizi istemektedir: “İbrâhim'de ve onunla beraber olanlarda size güzel bir örnek vardır” “Onlarda sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı arzu edenler için güzel bir örnek vardır.” (bk. Mümtehine, 60/4, 6)

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 22-07-2011
4,224 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content