Huruf-u Mukattaa'ya Farklı Bir Yaklaşım

Mukattaa harfleri olmasaydı, Kur'ân'dan binlerce sır çıkaran Muhyiddin İbn Arabî, İmam Rabbânî ve Bediüzzaman gibi kimseler, o hazinenin kapısını açamaz ve Kur'ân'a ait sırlara vâkıf olamazlardı.

Kur'ân-ı Kerîm'de 29 sûrenin başında birbirinden bağımsız harflerden meydana gelen kelimelere huruf-u mukattaa denir. Bunlardan üçü tek, dördü iki, üçü üç, ikisi dört ve ikisi de beş harflidir. Bu harflerin bir mânâ taşıyıp taşımadığıyla alâkalı öteden beri farklı görüşler belirtilmiş ve tartışmalar yapılmıştır. Bu makalede bunlara kısaca temas edilecek, bu harflerin Kur'ân'da kullanılmasının ne mânâ ifade ettiği belirtilecek ve konuyla alâkalı olarak Muhterem M. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin oldukça orijinal bir yaklaşımına işaret edilecektir.

Huruf-u mukataanın mânâsı hususunda başlıca iki görüş vardır. Bazılarına göre, bu harflerin mânâlarını bilmemiz mümkün değildir, bunlar Kur'ân'ın esrarındandır ve mânâlarını yalnızca Allah bilir. Diğer ilim adamlarından birçoğu da bu harflerin değişik mânâlar ihtiva ettiğini söylemiş; ancak bu mânâların ne olduğu konusunda değişik yorumlar yapmışlardır. Bunlar kısaca:

1. Bu harflerden her biri Cenâb-ı Hakk'ın isim, sıfat ve fiillerinin remizleridir.1 2. Kur'ân'ın isimleridir.2 3. Yemin için olup, Allah Teâlâ bunlarla yemin etmektedir.3 4. İnsanların, özellikle de Kur'ân'a karşı direnen ve başkalarını da dinlemekten engelleyen kimselerin dikkatlerini çekmek içindir.4 5. Bunlarla önceki kitaplar kastedilmiştir.5 6. Bu harflerle Cenâb-ı Hak yazı yazmaya insanların dikkatlerini çekmiştir.6 7. İslâm âlimlerinin büyük bir çoğunluğuna göre de bu harfler, Kur'ân'ın i'cazının bir delilidir. Ancak bu harflerin i'caza işaret etmesi, değişik açılardan ele alınmıştır.

Bunlar:

a. Kur'ân'ın Benzerinin Getirilememesi Hususundaki Eşsizlik

Yüce Allah bu harflerle insanları uyarmakta ve sanki şöyle demektedir: "Kur'ân, işte bu harflerden ibarettir. Siz de zaten bu harfleri biliyorsunuz ve aynı zamanda edebî sanatların da zirvesindesiniz. O hâlde siz de ona benzer bir kitabı rahatlıkla yapabilirsiniz." Ancak uzun süre geçmesine, onların şereflerinin ayaklar altına alınmasına rağmen, yine de bunu yapamadılar. İşte bu durum, Kur'ân'ın beşer tarafından değil de, bizzat Allah tarafından geldiğini göstermektedir.7

b. Orijinal Olması Yönüyle Eşsizlik

Araplar, harflere bir kısım mânâlar yükleyip onları kısaltarak kullanırlardı. Ancak bu sıkça başvurulan bir uygulama değildi. Kur'ân'ın kullandığı şekliyle bir ilkti. Bu konuda Kur'ân, başka herhangi bir edip veya hatibi taklit ediyor değildi. Bu yönüyle de Kur'ân eşsizliğini ortaya koyuyordu.8

c. Kâinatla Münasebeti Yönüyle Eşsizlik

Son dönem ilmî tefsir geleneğinin en önde gelen temsilcilerinden Cevherî, huruf-u mukattaalara oldukça farklı bir açıdan bakmış ve Kur'ân'ın eşsizliğini, kullanılan harflerin sayısında aramıştır. Cevherî, sûre başlarındaki harflerin Arap alfabesindeki harflerin 14'ünden oluştuğunu, bunun da alfabenin yarısı ettiğini söyleyerek, gerek 14 ve gerekse 28 sayılarıyla alâkalı kâinattan karşılaştırmalar yapar: Meselâ her eldeki eklem sayısı 14'tür. İnsanın sırt omurgasının altında 14, üstünde 14 kemik vardır. İnek, deve, eşek, yırtıcı hayvanlar, diğer doğum yapan ve emziren hayvanların ön taraflarında 14, arka taraflarında 14 kemik vardır. Kuşların uçarken kullandıkları kanat tüylerinin sayısı 14+14'tür. Kuyrukları uzun olan inek ve yırtıcı hayvanların kuyruklarındaki kemik sayısı 14'tür. Bazı sürüngen ve balık gibi uzun boylu hayvanların omurga kemiklerindeki sayı 28'dir. Arapçadaki harf sayısı 28'dir. Bunlardan 14'ü idğam yapılır, 14'üne yapılmaz. Arapçadaki noktalı harflerin sayısı 14, noktasızlarınki de 14'tür. Ay'ın 14 güney, 14 kuzey olmak üzere 28 evresi vardır.

Bunlarla Cenâb-ı Hak sanki şöyle demektedir: Ey kullarım, Ay'ın 28 evresi vardır ve bunlar iki kısımdır. Ellerin eklem sayısı 28 ve iki kısım. Harflerin sayısı 28 ve iki kısım... Bununla şunu bilin ki, bu Kur'ân Benim tarafımdan indirilmiştir. Çünkü onların harflerini, ayın evreleri, insan ve hayvan eklemleri, hece harflerinin dizilişi ve sayısı gibi haber verip yaptığım şekilde kıldım. Durum böyle olunca, nasıl olur da Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) veya başka bir beşer böyle hassas ve mükemmel bir sistemi kursun, bu sayıları kâinattaki diğer sayılara, bu kanunları, diğer prensiplere uygun bir şekilde uydursun? İşte bundan ötürüdür ki, Kur'ân Benim sözümdür. Böyle bir neticeye varmanız için de işte sûrelerin başlarındaki bu harfleri koydum. Tâ ki yer gök ve onların ikisi arasındakilerin boşu boşuna yaratılmadığını bilesiniz. Kâinat kitabıyla vahiy kitabı arasındaki mükemmel uygunluğun farkına varasınız.9

Görüldüğü üzere Cevherî, konuya oldukça enteresan bir açıdan bakmış, kâinattaki mükemmel nizamla, Kur'ân'daki eşsiz âhenk arasında bir bağ kurmuş, ikisinin de yaratıcısı Allah Teâlâ olması açısından büyük ve olağanüstü bir yapının varlığından hareket etmiş, bu harflerin Kur'ân'ın eşsiz bir i'cazı olduğu neticesini çıkarmıştır.

d. Sûreyle Münasebeti Yönüyle Eşsizlik

Konuyla alâkalı orijinal bir yorum da Zer­ke­şî­'nin­dir. Bunu Tahiyye Abdulazîz İsmail daha da geliştirmiş, bu konuda müstakil bir kitap yazmıştır.10 Buna göre sûrelerin başlarındaki harflerin, sûrenin genel muhtevasıyla yakın bir münasebeti vardır. Bu münasebet hem lâfız, hem de mânâ yönüyledir. Meselâ: قٓ وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ Bu sûreye baktığımızda "kâf" harfi üzerine bolca kafiye vardır ve bu harf cömertçe kullanılmıştır.11

Aynı şekilde Sâd Sûresi'nde de vardır. Bu sûrede de "Sâd" harfinin ifade ettiği karakteristik bir özellik gözümüze çarpmaktadır ki, o da "husûmet"tir. Bu durum sûrenin tamamında kendini göstermektedir.12

Arapçada "sâd" aynı zamanda sabrın, sumûdun, samedin ve sabûrun da remzi olarak kabul edilmiştir ki, bu sıfatlar en üst seviyede Allah Teâlâ'nın sıfatlarıdır. Beşer çapındaki sabra gelince, en zirve noktayı peygamberler tutar. Peygamberlerin içinde de Hz. Eyyûb örnek olarak verilir. Bu sûrede de Hz. Eyyûb anlatılmaktadır.

Bu espriden hareket eden Tahiyye Abdulaziz İsmail, başlarında huruf-u mukattaa bulunan her sûreyi bu yönüyle incelemiş, yukarıdaki gibi harflerle sûre arasındaki sıkı münasebeti ortaya koymuştur.13

2. Hocaefendi'nin Yaklaşımı

Şimdi de konuyla ilgili olarak yukarıda belirtilenlerin dışında, huruf-u mukataalara tespit edebildiğimiz kadarıyla farklı bir şekilde yaklaşan ve bunu Kur'ân'ın esrarından kabul eden M. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin görüşünü ele alacağız. Konuyu ele alış sebebimiz, yaklaşımın oldukça orijinal oluşu ve güncel pratiklerden örneklerle açıklanmasıdır. Ancak konuyla alâkalı Hocaefendi'nin bütün değerlendirmelerini değil, sadece "Kur'ân'ın Altın İkliminde" ki ilgili bölümü inceleyeceğiz.

Hocaefendi, öncelikle huruf-u mukattaalara: "Mukattaat Harflerindeki Büyüleyicilik" başlığıyla temas ediyor ki, bu onun bu harfleri önemsediğini ve Kur'ân'ın pek çok esrarından birini meydana getirdiğini kabul ettiğini göstermektedir. Hocaefendi, böyle bir kullanımın orijinal olduğunu, zîrâ o güne kadar böyle bir şifreleme usulünün kullanılmadığını söyleyerek, bu harfleri âdeta birer şifreye benzetiyor:

a. Huruf-u Mukattaalar Âdeta Birer Şifredir

"Evet, Kur'ân'ın sırları onun ruhuna şifrelen­miştir. Bu şifrelerin anahtarları da "mukattaa" harfleridir. Şifrenin ne demek olduğunu bilenler bunu iyi anlarlar. Kulaklığı takan alıcı bir telsiz operatörünün kulağına bizce mânâsız "di-di-dâ-dit; dâ-dâ-dit"… gelir. O da bu sesleri "F-G" gibi harflere çevirir ve beşer beşer yazar. Ancak bu harflerden önce operatör, bir grup rakam almıştır ki, bütün sır işte bu rakamlardadır. Gelen şifrelenmiş mesaj, işte bu rakamlarla çözülür ve bir mânâ ifade eder. İsterseniz, mukattaat harflerinin Kur'ân'daki sırlara birer şifre olduğunu buna benzetebilirsiniz. Ama bu sadece bir benzetme. O harfler olmasaydı, Kur'ân'dan binlerce sır çıkaran Muhyiddin İbn Arabî, İmam Rabbânî ve Bediüzzaman gibi kimseler, o hazinenin kapısını açamaz ve Kur'ân'a ait sırlara vâkıf olamazlardı."14

Görüldüğü üzere Hocaefendi bu harflerin Cenab-ı Hak tarafından birer şifre olarak kullanıldığını ve öteden beri İslâm tarihinde düşünceleriyle toplumlara tesir eden Muhyiddin İbn Arabî, İmam Rabbânî ve Bediüzzaman gibi büyük âlimlerin, bu şifreleri çözebilenler olduğuna işaret etmekte ve daha sonra da şifrelerin çözülmesindeki sırrın ilhama dayandığını belirterek: "Harflere ait şifreleri bilmeye gelince, o tamamen bir ilham işidir. Cenâb-ı Hak, murad buyurduğu insanların gönüllerine bu şifreleri ilham eder. Onlar da kendi devirlerinde Kur'ân'a ait sırları bu şifreler vasıtasıyla çözer ve çevrelerine ilâhî sırları duyururlar. Bu sırlar, mükellefiyetlerimizle alâkalı sırlar değildir. Bunlar, bir tür mâide-i Kur'âniye ve ekstra ihsan-ı rabbaniyedir." demektedir.

b. Alfabenin Yarısı Olması

Yine Hocaefendi, bu harflerdeki esrarın sadece burada belirtilenlerden ibaret olmadığını, ancak konuyla alâkalı olarak sadece bir fikir vermesi açısından değindiğini belirtmektedir.

Kur'ân'ın, mukattaat harflerini seçme ve kullanmasında belli bir yol takip ettiğini, bunun da kıraat ilmiyle meşgul olanlarca bilindiği üzere, Arap alfabesinde mehcûre, mehmûze, şedîde, rahve, kalkale… gibi kısımlara ayrıldığını söyleyerek, ayrıca kullanılan bu harflerin, Arap alfabesinde mevcut 28 harften sadece yarısının olduğuna da dolaylı olarak işaret etmektedir.

c. Harflerin Seçimindeki İnce Hassasiyet

Yine kullanılan harflerin, gelişigüzel ve tesadüfen olmayıp, belli bir sayı hesabına göre kullanıldığını belirterek: "Kullanılan harfler de yine bir tasnife tâbi tutulmuş ve yumuşak harfler, şiddetli harflerin iki katı olarak alınıp kullanılmıştır. Böyle bir taksim, kat'iyen rastlantılara bağlı ve tesadüfî olamaz; olamaz ve bu itibarla da, harflerin bu şekilde tanzimi dahi tek başına Kur'ân'ın mucizeliğini ve Allah kelâmı olduğunu işaretlemektedir." demektedir.

Sonra da Hocaefendi konuyu çok dikkat çekici ve oldukça anlaşılır bir örnekle müşahhaslaştırmaktadır. "Farz edelim ki, bir yol kenarında belli sayıda direkler bulunuyor. Sonra görüyoruz ki, bu direkler birer tane atlanarak yıkılmışlar.. yani bu yıkılmalarda hep birer direk atlanılmış ve öyle yıkılmış. İşte böyle bir şey tesadüfî olamadığı gibi, esen bir rüzgârla birer direk atlanarak bunların yıkıldığını söylemek de makul bir izah sayılmaz. Zîrâ yıkılan direklerin yıkılmasında, yerinde kalanların ise bırakılmalarında bir kasıt, bir irade ve bir tercihin söz konusu olduğu görülmektedir. Mukattaat harflerinin seçilişinde de aynı durum bahis mevzuudur ve bu seçilmeler asla gelişi güzel değildir." diyerek, aynı zamanda sadece iki sûrede kullanılan harfe dikkat çekmekte ve Kur'ân'la harfler arasında sıkı bir ilginin varlığını nazara vermektedir: "Meselâ, Kur'ân'da sadece iki yerde mukattaat harfi olarak ق vardır. ق harfi ile başlayan Kâf Sûresi ve Şûrâ Sûresi'ndeki قٓ'tır. İşârî yorumculara göre ق, şifre olarak Kur'ân demektir.. evet, dikkat edildiğinde " ق"ın Kur'ân'a ait bir şifre olduğu görülür. Şöyle ki, her iki sûrede 57'şer tane ق vardır. Bunların toplamı 114 eder. Bu rakam, Kur'ân-ı Kerîm sûrelerinin yekün adedidir. Demek ki her iki sûredeki ق sayısı, remzen Kur'ân sûrelerinin sayısını işaretlemektedir. Zaten her iki sûrenin mânâ ve muhtevası da Kur'ân'la çok alâkalıdır. Kâf Sûresi قٓ وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ diye başlar ve Kur'ân'a kasem eder. Sonunda daفَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَنْ يَخَافُ وَعِيدِ "Tehdidimden korkanlara Kur'ân'la öğüt ver." (Kâf 50/45) der ve sûreyi tamamlar. Şûrâ Sûresi de

حٰمٓ عٓسٓقٓ كَذَلِكَ يُوحِي إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ اللهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

"Hâ, Mîm, Ayn, Sîn, Kâf. O Aziz ve Hakîm olan Allah, sana ve senden öncekilere böyle vahyeder." (Şûrâ 42/1-3) ifadesiyle başlar ve Kur'ân'ın bir hususiyetini dile getirerek bitirir. Sûrenin sonunda da aynen şöyle denilmektedir:

وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحًا مِنْ أَمْرِنَا مَا كُنْتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْإِيمَانُ وَلَكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدِي بِهِ مَنْ نَشَاءُ مِنْ عِبَادِنَا وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ صِرَاطِ اللهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ أَلَا إِلَى اللهِ تَصِيرُ الْأُمُورُ

"İşte Sana da böyle emrimizden bir ruh (kalblere can veren bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat Biz onu bir nur yaptık. Kullarımızdan dilediğimizi, onunla hidayete iletiyoruz. Ve şüphesiz ki sen, doğru yola hidayet rehberliği yapıyorsun: Göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi Allah'ın yoluna. Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah'a döner!" (Şûrâ 42/52-53)

Yukarıda da belirtildiği üzere her iki sûrenin başı ve sonu Kur'ân'la alâkalıdır. Dikkat edildiğinde de açıkça görüleceği üzere her iki sûrede 57'şer defa قٓ harfi zikredilmiş olup, toplam sayı ile de Kur'ân sûrelerinin sayısına işaret edilmiştir.

Hocaefendi, böyle bir tespit, tayin ve şifrenin asla tesadüflere verilemeyeceğini zîrâ bu sûrelerin son inen sûrelerden olmadığını, dolayısıyla böyle bir rakamsal ilginin, sûre ve âyetler daha inmeden/indirilmeden onları bilen birisi tarafından belir­lendiğini gösterdiğini, hattâ böyle bir uyumu, Efen­dimiz dahil kimsenin sağlayamayacağını, çünkü Resûlullah da dâhil olmak üzere, hiç kimsenin Kur'ân'ın nüzulü tamamlanmadan onun 114 sûreden ibaret olacağını bilmediğini belirterek bunun için de 114 ق ile 114 sûreye işaret etmesinin imkânsızlığına temas etmektedir.

d. Harflerin Dizilişindeki İnce Sır

Hocaefendi bundan daha dikkat çekici bir noktayı da nazarlarımıza vermekte ve bu harflerdeki orijinalliklerden birisinin de, onlardaki öncelik ve sonralık durumuna göre, sûrede geçen aynı harflerin eksik veya fazlalığı hususu olduğunu belirtmektedir. Doğrusu oldukça zahmetli ve zor bir işi ve belki de aklımıza gelmeyecek bir hususu Hocaefendi gerçekleştirmiş ve bu harfleri tek tek saymıştır. Tek tek saymış, çünkü verdiği rakamlar bunu göstermektedir. Böyle bir durum aslında garipsenmemelidir. Öteden beri selef ulemasından bazı kimselerin de tefsirlerinde, her bir sûrenin âyet sayılarını, kelimelerini, harflerini, hattâ fasılalarını saydıklarını görmekteyiz. Bu, aynı zamanda Kur'ân'a verilen önem ve dikkatin de bir göstergesidir. Ancak Hocaefendi'nin yaptığı bundan da öte bir şey olup, sadece harflerin sayılması değil, aynı zamanda bu harflerin arasındaki sayısal ilginin tespitidir.

Hocaefendi buradaki eşsiz matematikî hesabı, sadece birkaç sûre özelinde ele almaktadır. Bunlar Bakara, Âl-i İmrân, Ra'd ve Yâsin Sûre-i Celileleri'dir. Ayrıca Ankebût ve Rûm sûrelerinde de aynı durumun olduğunu belirtmiş; fakat buralardaki rakamları belirtmemiştir. Ancak bu sayısal mu'cizelik, sadece belirtilen sûrelerde vardır mânâsına gelmemektedir. Aksine her bir sûrede yerine göre aynı orijinalliğin var olduğunu da göstermektedir.

Konuyla alâkalı olarak Hocaefendi'nin tespitleri şöyledir: "Meselâ: Ra'd Sûresi'nin başında الٓمٰٓر harfleri vardır. Bu harfler, gösterildiği şekilde tertip edilmiştir. Yani birinci sırada "ا", ikincide "ل", üçüncüde "م" ve dördüncü sırada da "ر" vardır. Enteresandır ki, sûrede geçen bu harfler sayı bakımından da aynı şekilde sıraya tâbi tutulmuşlardır.

Şöyle ki: Ra'd Sûresi'nde 625 tane "", 479 "", 260 "", 127 de "" vardır. Bunlardan başka bu sûrede, mukattaat harflerinin sıralanışı ile aynı harflerin sûre içindeki tekrarı da ciddî bir tenasüp ve uygunluk sergilemektedir."

Bu durum sadece Ra'd Sûresi'ne mahsus da değildir. Meselâ, Bakara Sûresi'nin mukattaat harfleri olan الم de sûre içinde aynı esasa göre tekrar edilmiştir. Bu sûrede 4592 "", 3204 "", 2195 tane de "" vardır. Sıralanıştaki insicam Bakara Sûresinde de kendini korumuştur.

Mukattaat ile başlayan bir başka sûre de "Âl-i İmrân"dır. Aynı ilmî program ve tayin bu sûrede de söz konusudur. Sûrenin mukattaat harfleri الم'dir. Harf sayısı da yine bu sıraya göre tanzim edilmiştir. Sûrede , "" 2578, "" 1885 , "" 1251 tane mevcuttur. Görüldüğü gibi sıra yine korunmuştur.

Hocaefendi, harfleri sayılacak olsa, Ankebût ve Rûm sûrelerinde de aynı durumun olduğunu belirterek, yukarıdaki durumdan çok daha enteresan olanının ise Yâsîn Sûresi'nde bulunduğuna dikkat çekmiştir. Çünkü bu sûrede durum, yukarıdakilerin tam tersine dönmüştür. Şöyle ki:

"Bu sûrede sonra gelen harf, öncekinden daha çok zikredilmiştir. Zîrâ Yâsîn Sûresi'nin mukattaatında harflerin normal sırası tersine dönmüştür. Yani en son harf olan "ي" başa geçmiş, sıralamada ondan önce olan "س" ise sona kalmıştır. Öyle ise bu harflerin sûre içindeki tekrar edilme sayısı da tersine dönmeli, "س" daha çok, "ي" ise daha az olmalıdır. Nitekim öyle de olmuştur."

Gerçekten de Hocaefendi'nin tespit ettiği husus, oldukça orijinaldir. Bütün bir Kur'ân'ı, onun 23 senede inişini, sûrelerin farklı zamanlarda ve parça parça indirilme keyfiyetini düşündüğümüzde, böyle bir hesabın asla rastlantılarla olamayacağını, tesadüflere verilemeyeceğini, bunun olsa olsa Kur'ân'ın eşsiz yönlerinden bir yön olduğunu söyleyebiliriz.

Netice

Kâinattaki her şeyin kendine has bir dili vardır. Bu dillerden bazıları açık, bazıları yarı açık, bazıları da oldukça kapalıdır. Sûrelerin başlarındaki bu harfleri oldukça kapalı olan kısımdan sayabiliriz. Tam olarak ne mânâya geldiğini çözemesek de, mutlaka işaret ettikleri birtakım mânâların olduğu açık bir gerçektir. Zîrâ kâinatın işleyişinde nasıl hassas bir dengenin varlığı söz konusu ve hiçbir fazlalık ve eksiklik yoksa, Yüce Yaratıcı'nın insanlığa gönderdiği Kur'ân'da da fazlalık ve eksiklik söz konusu değildir. Öteden beri İslâm âlimleri bu harflerin mânâları üzerinde oldukça derin düşünmüş, değişik görüşler ileri sürmüş ve çeşitli tartışmalar yapmışlardır. Bundan sonra da yapılması ve yeni birtakım yorumların ortaya çıkması muhtemeldir. Üzerinde bu kadar farklı yorumun yapılmasındaki temel faktörün, konuyla alâkalı olarak gerek Kur'ân'dan, gerekse Kur'ân'ın birinci açıklayıcısı Hz. Peygamber'den (sallallahü aleyhi ve sellem) açık ve net bir bilginin olmamasıdır. Dolayısıyla her bir âlim, kendi perspektifinden meseleye bakmış, değişik yorumlar yapmış, hattâ bazıları oldukça uç görüşler dahi ileri sürmüştür.

Konuya genel bir perspektiften baktığımızda karşımıza şu neticeler çıkmaktadır: Bu harfler, Kur'ân-ı Kerîm'deki 29 sûrenin başında bulunmaktadır. Huruf-u mukattaalardan sonra ya Kur'ân, ya Tenzîl veya vahiyden bahsedilmektedir. Hece harflerinin sayısı yirmi sekizdir. Kur'ân-ı Kerîm, sûrelerin başında bu harflerin yarısını zikretmiş, yarısını ise kullanmamıştır. Kullanılan bu 14 harf terk edilenlerden daha fazla kullanılmaktadır. Bu harfler önemli bir şeyin mukaddimesi ve keşif kolları gibidir. Bu harflerin mânâdan tecrit edilerek zikredilmesi, muarızlarını delilsiz bırakmaya işarettir. Sûrelerin başlarındaki bu harfler, İlâhî bir şifre olabilir. İnsanların bilgileri bu şifreleri tam mânâsıyla çözmeye yetişemiyor. Ancak bunların, kesinliğin ötesindeki yorumlar olarak da olsa, Kur'ân'a dikkat çekme ve farklı açılardan onun eşsizliğine işaret etme gibi mânâlar taşıdığını söylemekte bir sakınca yoktur. Bunların gerçek anahtarı, ancak Hz. Muhammed'dedir (sallallahü aleyhi ve sellem). Aynı zamanda bu harflerin birer şifre gibi bırakılması, Hz. Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) fevkalâde bir zekâya sahip olduğuna da işarettir ki, O, remizleri, îmaları ve en gizli şeyleri dahi sarih gibi telâkki eder ve anlardı.

Dipnotlar

Zerkeşî, el-Burhân, 1/173; Mâturîdî, Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mahmud, Te'vîlâ-tu Ehli's-Sünne, Müessesetü'r-Risâle, Beyrut 2004, 1/13.

Taberî, İbn Cerîr, Câmiu'l-Beyân An Te'vîl-i Âyi'l-Kur'ân, Dâru'l-Fikr, Beyrût 1995, Bakara Sûresi (1. âyetin tefsirinde).

Mâturîdî, a.g.e, 1/13; Zerkeşî, a.g.e, 1/173.

Mâturîdî, a.g.e, 1/14.

Bkz: Ateş, Süleyman, Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsiri, Yeni Ufuklar Neşriyat, İst. 1988, 1/92-93.

Yıldırım, Suat, Kur'ân-ı Kerîm ve Kur'ân İlimlerine Giriş, Ensar Neşriyat, İst. 1989, s. 113. (Hasan el-Benna'dan naklen)

Bkz: Zerkeşî, a.g.e, 1/175; Zemahşerî, a.g.e, 1/27; Râzî, a.g.e, 2/7.

Nursî, Bediüzzaman, İşârâtu'l-İ'câz, Tenvir Neşriyat, İst. ts. s. 36.

Cevâhir, a.g.e, 2/5-7.

Tahiyye Abdulazîz İsmail, et-Tefsîru'l-İlmiyyu Li Hurûf-i Evâili's-Suver Fi'l-Kur'âni'l-Kerîm, Metâbii'l-Ehrâm, Kâ­hire, 1990.

Zerkeşî, a.g.e, 1/169.

Tahiyye, Abdulaziz İsmail, a.g.e, s.59.

Bkz: Tahiyye Abdulaziz İsmail, a.g.e.

M. Fethullah Gülen, Kur'ân'ın Altın İkliminde, s. 74.

, Sayı, 96, 2012

Yazar:
Muhittin Akgül
Kategorisi:
Makaleler & Yazılar
Gönderi tarihi: 04-05-2012
6,427 kez okundu
Block title
Block content