'Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer." (Talak, 4) ifadesinin, lohusalık döneminde altı hafta ilişkiye girilemeyeceğini söyleyerek modern tıpla çeliştiğini iddia edenlere nasıl cevap vermeliyiz?

Ayette söz konusu olan hüküm, rahminde başkasının çocuğunu taşıyan bir kadının yapacağı yeni evliliğiyle ilgilidir. Neslin karışmaması için bu tedbir alınmıştır. Cinsel ilişkiyle doğrudan bir alakası yoktur. Çünkü, hamile bir kadının bekleme süresi olan hamilelik durumu devam ettiği sürece, hiç kimse onunla nişanlanamaz, onunla nikah kıyamaz, onunla evlenemez. Ayette bu hüküm ortaya konuyor.

Genellikle lohusalık süresi bitikten sonra, hemen bir evlilik hazırlığına başlansa bile bu günlerce, haftalarca, belki aylarca sürer. Tarihte bebeğini doğurduğundan hemen sonra evlenmiş bir olaya pek rastlanmaz. Günümüzde de öyledir.

Doğumdan hemen sonra nikah olsa bile, lohusalık döneminde cinsel ilişki zaten haramdır:

"Sana hayızlı ile cinsel ilişkiyi soruyorlar. De ki, bu (her iki tarafâ da) eziyet verici bir şeydîr. Onlar âdetli iken onlardan ayrılın ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Iyice temizlendiklerinde Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Allah çok tevbe edenleri ve tertemiz olanları sever." (Bakara, 2/222)

İslam âlimleri arasında lohusalık döneminin azamî süresi ile ilgili iki temel görüş vardır: Hanefî ve Hanbelilere göre, bu sürenin azami miktarı, 40 gündür. Malikî ve Şafiilere göre ise, 60 gündür. Bu ihtilaf da gösteriyor ki, bu sürenin tespiti tecrübeye dayalı olarak değerlendirilmiştir. (bk. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 1/467)

Tıp da tecrübî bir ilimdir. Aktaracağı bilgiler de tecrübeye dayalıdır. İslam’ın kabul ettiği lohusalık süresinin yukarıda arz edilen şekliyle sona erdikten sonra bunun tıbbî açıdan bir sakıncasının olduğunu söylemek mümkün değildir. Pratik hayattaki milyonlarca insanın tecrübesi de bu yöndedir.

 

İddet konusu için tıklayınız.

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 08-01-2010
4,393 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content