"Gökte hem rızkınız, hem size vadedilen şey vardır." (Zariyat Suresi, Ayet 22) Bu ayeti açıklar mısınız, nasıl tefekkür edebiliriz?

Zariyat Suresi, Ayet 22: “Gökte hem rızkınız, hem size vadedilen şey vardır.”

Ayetin Açıklaması:

"Gökteki rızık" konusunda ilk hatıra gelen şey, yağışların ve güneş ışığının dünyadaki hayatiyetin sürdürülmesine etkileridir. Müfessirler daha çok yağışın önemi üzerinde durmuşlardır. Bazıları bunu kaza ve kader şeklinde de yorumlamıştır. Âyetin "size vaad edilenler" diye çevirdiğimiz kısmı Kur'an'ın kendine özgü ifade özelliklerinden olup hem "müjdelendikleriniz" hem de "tehdit edilip uyarıldıklarınız" anlamıyla açıklanabilir. Birinci izah insanlar için göklerde birçok imkân ve nimet bulunduğu sonucuna götürür; ikinci izah ise nimet ve rızkın yanında birçok cezanın da göklerden geldiğini ve gelebileceğini gösterir. Bu ifade "cennet ve cehennem", "hayır ve şer" ve "kıyametin kopması" gibi mânalarla da açıklanmıştır. (Taberî, XXVI, 205-206; İbn Atıyye, V, 176; İbn Âşûr, XXVI, 354-355; bu konudaki âyetlere toplu bir bakış İçin bk. Celâl Yeniçeri, Uzay AyetleriTefsiri, İstanbul 1995,406-416)

(bk. Diyanet Tefsiri, Kur’an Yolu:V/75.)

Gökte Rızkımız Vardır:

Buharlaşan denizler, göller ve ırmaklar gökte bulut haline gelir ve sonra belli ortam ve şartlarla yağmur olarak yeryüzüne iner de toprağa hayat verir.

İlmî Yönü:

Diğer önemli bir husus da şudur: Yağmurlu havada yıldırım ve şimşeklerin tesiriyle havadaki oksijen ve azot birleşerek renksiz azot-monoksit gazını oluşturmaktadır. Bu gaz da tekrar oksijenle birleşerek turuncu renkli azot-dioksit meydana gelmekte ve yine yıldırım ve şimşeklerin tesiriyle havadaki nemlik ve azottan amonyak meydana gelmektedir. Azot-dioksit ise nemliliğin tesiriyle nitrik-aside dönüşmekte, böylece nitrik-asit ile amonyak havada bulunan karbonik asitle birleşerek amonyum-nitrat ve amonyum-karbonat oluşmaktadır.

İşte oluşup meydana gelen bütün bu tuzlar yağmurla birlikte yeryüzüne inmekte, yerdeki mevcut kalsiyum tuzları ile birleşerek kalsiyum nitratı meydana getirmektedir. Bitkiler de bu tuzu emerek gelişme imkânı bulmaktadır.

Böylece bitkileri yiyip beslenen hayvanlar çeşitli proteinler oluşturmakta ve bu hayvanların etini, sütünü, yumurtasını yiyen insanlar yeterince gıdalarını alıp beslenmektedirler.

Gökten  rızkımızın   indirilmesinin  bir anlamı da  işte budur.

Güneş ise, gönderdiği ışın ve enerjiyle bitkilere renk ve gıda, canlılık ve nema vermekte, toprağı ısıtıp geliştirme gücünü artırmaktadır.

Diğer bir yorum ise şöyledir:

Rızkımızın yazılıp takdir edildiği kitap göktedir, yani Levh-i Mahfuz'da belirlenmiştir. Ona göre rızkımızı sağlamaktayız.

Gökte bizim için vadedilen şey nedir?

Bu cümle üzerinde hayli durulmuş ve birtakım farklı yorumlar yapılmıştır. Onları  şöyle özetleyip sıralayabiliriz:

a) Tabiînden  Mücâhid'e göre : Hayır ve şerdir.

b) el-Hasan'a göre : Sadece hayırdır.

c) Süfyân b. Uyeyne'ye göre : Cennet'tir.

d) Dahhak'e göre : Cennet ve Cehennem'dir.  

e) İbn Sirîn'e göre : Kıyamet olayıyla ilgili plân ve takdirdir.

Ancak bu yorumlardan (d) maddesi ağırlık kazanmış ve böylece Cennet ile Cehennem'in gökte ayrı birer sistem halinde mevcut olduğu anlaşılmıştır.

Rızkın Ve Vadedilen Şeyin Gökte Olması Haktır

«Göğün ve yerin Rabbı hakkı için, gerçekten bu, sizin kendi konuşmanızda (şüpheniz olmadığı) gibi haktır.»

Gerek canlıların rızkı, gerekse vadedilen şey, sağlam esaslara, mükemmel plâna göre düzenlenmiştir. Artık değişmesi, aksaması, unutulması söz konusu değildir. Böylece ilâhî takdir plânının hak olduğuna, bizim konuşmamız misal veriliyor. Öyle ki, işittiğimiz bir şeyi yanlış duymuş veya anlamış olabiliriz; ama kendi ağzımızdan çıkan sözde şüpheye yer verilmeyecek kadar haberli olmamız söz konusudur. O bakımdan takdîr edilen rızık da, vadedilen şey de her türlü şüpheden, yanlışlıktan uzak olup kesinlik arz etmektedir.

Diğer bir yorumla, her kişi ancak kendine ait ana diliyle rahat ve hatasız konuşabileceği gibi, herkes kendine ait rızkı yiyebilir; başkasının rızkını yemesi düşünülemez.

Nitekim Resûlullah (A.S.) Efendimiz bu inceliği şöyle belirtmiştir:

«Şüphesiz Ruhü'l-Kudüs (Melek Cebrail) şu sözü kalbime nefh etti: Hiçbir can, bütün rızkını tamam olarak almadıkça ölmez. O halde Allah'tan korkup sakının da rızkınızı güzel meşru ve helâl yoldan arayınız.» (İbn Mâce/ticarat : 2)

(bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri)

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 08-01-2010
3,151 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content