Buradasınız

Fatiha'ya Girerken Besmele

Şimdi de Besmele-i Şerîf'in ma'nâlarını arzetmeye çalışalım:

nâb-ı Hak. Şeytana "dergâh-ı ilâhîden kovulmuş" mânâsına Racîm demektedir. Onun hakkında kullanılan bu tabirle de, şeytanın daha önce huzur-u ilâhîde bulunduğunu, itaatkâr olduğunu anlıyoruz. Zirâ evvelce huzura kabul edilmemiş olsaydı, kovulmuş olması düşünülemezdi. Şeytan, kibir ve gururunun kurbanı olmuş, isyan ve temerrüdü onun "Racîm" olmasını netice vermişti. Böylece şeytan, Cenâb-ı Hakk'ın mü'min kullan için hazırladığı cennetten kovulmuştu.

Yani, Allah(C. C.) mü'min, kullarının emniyeti için, şeytanı cennetten tard etmişti. Buna mukabil acaba bizler, O'nun Samedaniyyetine bir ayna olan kalbimizi, O'nun İçin, şeytandan temizleyebildik mi? İşte mesele budur ve, (Eûzü) bize durmadan her tekrar edişte bu İhtan yapmaktadır.

Mû'min, Allah ahlakıyla ahlâklanan bir insandır. O, şeytanı senin yerin olan cennetten kovduğu gibi, sen de onu Hakk'ın tecelligâhı subhânisi olan kalbinden tardeyle ..! Eşşeytan kelimesinin başında harfi tarif vardır. Yani bu, belli ve mâruf olan şeytan demektir. Hani bir zamanlar Hz. Âdem'e başkaldırıp insana düşman olan şeytan. Evet dün olduğu gibi bugün ve yarın da küfür hesabına kurduğu saltanat sayesinde, inkârı devletleştiren ve devletleştirecek olan şeytan, kıyamete kadar bu dâva uğruna çalışacak ve her devrede kendisine temsilciler bulacak ve Allah nizâmını yıkmak İçin ne lazımsa yapacaktır. O sizin eski düşmanınızdır. Hani o, babanızı cennetten attıran ve Allah'ın huzurundan ayn düşmenize sebep olan şeytan. Siz onu yakînen tanıyorsunuz. Fakat bilin ki, babanız Âdeme yaptıklarını size de yapmak isteyecektir. Sakın gafil olup da onu kendinize dost edinmeyiniz. Ve ondan Allah'a sığının. Bu mâna Lam'ın ahd-ı hârici olduğuna göredir.

(Lam) cins mânâsına gelirse; Hz. Adem'in cennetten çıkmasına sebebiyet veren, Hz. Nuh'un kavmini baştan çıkaran... Ve yirminci asırda bütün dalâlet, rezalet ve şenâ-atiyle hUkünıfermâ olan ne kadar İnsî ve cînnî şeytan varsa hepsinin şerrinden Allah'a sığınıyorum, mânâsına olur.

Fıkhî Ahkâm

Eûzu 'nün fıkhî durumuna gelince; İbni Şîrîn ve Hanefi mezhebinin dayandığı imamlardan Nehâİ Kur'ân okumayı bitirdikten sonra “Eûzü” çekerler. Fakat cumhur, Kur'ân okumaya başlarken “Eûzü” çeker. Bunlann kendine göre, mesnetleri vardır. Diğer taraftan Imâm-ı Âzam ve İmâm- 1 Şafiî

“Euzü billahi min-eşşeytanir-racim”

Ahmed b. Hanbel ise “Euzü billahi-essemî el-alîmi min-eşşeytanir-racim” der. Yine iki mezhep irnamı Sevrî ve

Evzâi “Euzü billahi min-eşşeytanir-racim İnna’llahe hüve’s-semîul-alim derler.

İster öyle, ister böyle olsun biz birisini sabah-akşam diğerlerini de diğer vakitlerde söylüyoruz.

Her hâl-ü kârda, sabah-akşam, yatarken-kalkarken şeytanın şerrinden Allah'a sığınmak; selâmet içinde yaşamak ve emn-ü emân içinde Dâr-üs-Selâm olan cennete dahil olmak İçin berât demektir. Eûzü Allah'a iltica, özrünü Allah'a arz etme ve sadâkat nişanesidir. Kur'ân-ı Mu'ciz Tül Beyân her hâl-ü kârda “Euzü billahi min-eşşeytanir-racim”

demeyi ve dehrin hadiseleri karşısında, çapımızı, enimizi, boyumuzu araştırmayı, işin ilmini yapmayı tavsiye ediyor. Ve daima kolu, kanadı kırık gibi davranmaya, aczin, zaafın kanatlarıyla eve -i kemâlât-ı insaniyete uçup gitmeye ve hiçliğimizi anlayarak büyük hadiseler karşısında Allah'a güvenip dayanmaya teşvikte bulunuyor.

Dipnotlar:

1) En'am, 112, 2) Hud. 47, 3) Yusuf, 23, 4) Mü'minun, 97,98, 5) Buharı, Bed'ü'l-Halk 11, 6) Buharı, Enbiya, 10, 7) Buharı, Daavât, 36, 8) Bak; Keşfu'lHafa, I, 234, 9)Buhari. Ahkam, 21.

nâb-ı Hak. Şeytana "dergâh-ı ilâhîden kovulmuş" mânâsına Racîm demektedir. Onun hakkında kullanılan bu tabirle de, şeytanın daha önce huzur-u ilâhîde bulunduğunu, itaatkâr olduğunu anlıyoruz. Zirâ evvelce huzura kabul edilmemiş olsaydı, kovulmuş olması düşünülemezdi. Şeytan, kibir ve gururunun kurbanı olmuş, isyan ve temerrüdü onun "Racîm" olmasını netice vermişti. Böylece şeytan, Cenâb-ı Hakk'ın mü'min kullan için hazırladığı cennetten kovulmuştu.

Yani, Allah(C. C.) mü'min, kullarının emniyeti için, şeytanı cennetten tard etmişti. Buna mukabil acaba bizler, O'nun Samedaniyyetine bir ayna olan kalbimizi, O'nun İçin, şeytandan temizleyebildik mi? İşte mesele budur ve, (Eûzü) bize durmadan her tekrar edişte bu İhtan yapmaktadır.

Mû'min, Allah ahlakıyla ahlâklanan bir insandır. O, şeytanı senin yerin olan cennetten kovduğu gibi, sen de onu Hakk'ın tecelligâhı subhânisi olan kalbinden tardeyle ..! Eşşeytan kelimesinin başında harfi tarif vardır. Yani bu, belli ve mâruf olan şeytan demektir. Hani bir zamanlar Hz. Âdem'e başkaldırıp insana düşman olan şeytan. Evet dün olduğu gibi bugün ve yarın da küfür hesabına kurduğu saltanat sayesinde, inkârı devletleştiren ve devletleştirecek olan şeytan, kıyamete kadar bu dâva uğruna çalışacak ve her devrede kendisine temsilciler bulacak ve Allah nizâmını yıkmak İçin ne lazımsa yapacaktır. O sizin eski düşmanınızdır. Hani o, babanızı cennetten attıran ve Allah'ın huzurundan ayn düşmenize sebep olan şeytan. Siz onu yakînen tanıyorsunuz. Fakat bilin ki, babanız Âdeme yaptıklarını size de yapmak isteyecektir. Sakın gafil olup da onu kendinize dost edinmeyiniz. Ve ondan Allah'a sığının. Bu mâna Lam'ın ahd-ı hârici olduğuna göredir.

(Lam) cins mânâsına gelirse; Hz. Adem'in cennetten çıkmasına sebebiyet veren, Hz. Nuh'un kavmini baştan çıkaran... Ve yirminci asırda bütün dalâlet, rezalet ve şenâ-atiyle hUkünıfermâ olan ne kadar İnsî ve cînnî şeytan varsa hepsinin şerrinden Allah'a sığınıyorum, mânâsına olur.

Fıkhî Ahkâm

Eûzu 'nün fıkhî durumuna gelince; İbni Şîrîn ve Hanefi mezhebinin dayandığı imamlardan Nehâİ Kur'ân okumayı bitirdikten sonra “Eûzü” çekerler. Fakat cumhur, Kur'ân okumaya başlarken “Eûzü” çeker. Bunlann kendine göre, mesnetleri vardır. Diğer taraftan Imâm-ı Âzam ve İmâm- 1 Şafiî

“Euzü billahi min-eşşeytanir-racim”

Ahmed b. Hanbel ise “Euzü billahi-essemî el-alîmi min-eşşeytanir-racim” der. Yine iki mezhep irnamı Sevrî ve

Evzâi “Euzü billahi min-eşşeytanir-racim İnna’llahe hüve’s-semîul-alim derler.

İster öyle, ister böyle olsun biz birisini sabah-akşam diğerlerini de diğer vakitlerde söylüyoruz.

Her hâl-ü kârda, sabah-akşam, yatarken-kalkarken şeytanın şerrinden Allah'a sığınmak; selâmet içinde yaşamak ve emn-ü emân içinde Dâr-üs-Selâm olan cennete dahil olmak İçin berât demektir. Eûzü Allah'a iltica, özrünü Allah'a arz etme ve sadâkat nişanesidir. Kur'ân-ı Mu'ciz Tül Beyân her hâl-ü kârda “Euzü billahi min-eşşeytanir-racim”

demeyi ve dehrin hadiseleri karşısında, çapımızı, enimizi, boyumuzu araştırmayı, işin ilmini yapmayı tavsiye ediyor. Ve daima kolu, kanadı kırık gibi davranmaya, aczin, zaafın kanatlarıyla eve -i kemâlât-ı insaniyete uçup gitmeye ve hiçliğimizi anlayarak büyük hadiseler karşısında Allah'a güvenip dayanmaya teşvikte bulunuyor.

Dipnotlar:

1) En'am, 112, 2) Hud. 47, 3) Yusuf, 23, 4) Mü'minun, 97,98, 5) Buharı, Bed'ü'l-Halk 11, 6) Buharı, Enbiya, 10, 7) Buharı, Daavât, 36, 8) Bak; Keşfu'lHafa, I, 234, 9)Buhari. Ahkam, 21.

 

Yazar:
Hikmet Işık
Kategorisi:
Makaleler & Yazılar
Gönderi tarihi: 15-11-2008
4,436 kez okundu
Block title
Block content