Evrenin sonunun, Kur'an'ın dediği gibi big crunch (büyük büzülme çöküş) şeklinde olacağını söyleyenler var. Kur'an, "evrenin sahifelerini tomar rulo şeklinde dürer" diyerek neden böyle bir örnek vermiştir?

 

Ayetin emali şöyledir:

“O dehşet günü gökleri yazılı kâğıt tomarlarını dürer gibi düreriz. Yaratmaya başlamadan önceki hale döndürürüz. Sözümüz sözdür; biz bunu mutlaka yapacağız.” (Enbiya, 21/104)

Allah'ın, uçsuz bucaksız gökleri kâğıt tomarlarını dürer gibi katlayıp dürmesi O'nun kudretinin büyüklüğünü ifade eder. Bir başka âyet-i kertmede de kıyamet gününde bütün yeryüzünün yalnızca Allah'ın yönetiminde bulunacağı, göklerin de O'nun kudret eliyle dürülmüş olacağı ifade edilmiştir. (Zümer, 39/67) 

Yüce Allah kâinatı yoktan yaratmış ve sürekli olarak genişletip bugünkü haline getirmiştir. (krş. Zâriyât 51/47)

Kıyamet gününde yine sonsuz kudretiyle onu dürerek önceki haline getirecek; sonra da âhiret hayatına, o âlem için planladığı şartlara uygun yeni bir âlem gerçekleştirecektir. (Bk. İbrâhîm 14/48)

Kur'ân bu anlatımla, yaratmaya ilk başlandığı duruma dönüleceğini açıklıyor. Günümüzde, gerek ay, gerekse düşen meteorlar üzerinde yapı­lan ciddi araştırmalardan, yerin ve göklerin, yani bunlardaki cisimlerin tek parça halinde olduğu; sonraları ilâhî plân ve program gereği parçalanıp bugünkü duruma getirildiği anlaşılıyor.

Kıyametin kopması ise, mevcut düzenin bozulması ve her şeyin son bulması demektir. Bu du­rumda gök cisimlerinin biraraya getirilip kitap sahifeleri gibi üstüste ko­nulup katlanması, ilk yaratıldığı şekle sokulması anlamına gelir.

Sonra da âhiretteki ölümsüz bir hayata uygun şartları ve ortamı oluş­turacak yeni bir düzen kurulur. Bunun sebebi gayet açıktır: Bugünkü mev­cut sistemler ve düzenler, insan hayatını bir süre devam ettirmeğe, onun ihtiyaçlarını karşılayacak nesneleri periyodik olarak vermeye yönelik bir ölçüdedir. Âhiret hayatı ise, sonsuzdur ve ölümsüzdür. O bakımdan kurulacak olan yeni düzenin buna cevap verecek bir plân ve programda olması gerekir.

YER VE GÖKLERİN, YENİ ÂLEMLER OLUŞTURMAK İÇİN BİTİŞİK OLDUKLARI İLK NOKTA DURUMUNA GETİRİLMELERİ

 

Yer ve göklerin başlangıçta bitişik dumansı bir kütle olduğunu ve bu kütlenin daha sonra bölünerek yer ve göklerin oluştuğunu anlatan Kur'an âyetleri vardır. (bk. Enbiyâ, 21/30; Fussılet, 41/11)

Söz konusu kütle şüphesiz, gökleri oluşturacak ana parçalara ve onlar da yıldız, gezegen ve diğer nesneleri oluşturacak olan daha küçük parçalara bölünüp ayrılmıştır. Çağımız gök bilimcilerinin bir buluş olarak açıkladıkları bu gerçek aslında Kur'an-ı Kerîm'de çok açık biçimde ortaya konulmuştur.

Bir kütleden bölünüp ayrılan parçalar, patlayan bir havaî fişek gibi açılıp birbirlerinden uzaklaştılar. Bu açılma nereye kadar sürdü veya nereye kadar sürecek onu bilemiyoruz. Evrenin açılma dönemini bitirip kapanış dönemine girdiğini söylemek ancak ilgili bilim dalına düşer. Bilim henüz bu konuyu aydınlatacak bir düzeye gelmemiş bulunmaktadır. 

Bizim Kur'an-ı Kerîm'den öğrendiğimize göre; açılma bittikten sonra geriye dönüş başlayacak ve gökler veya gökada (galaksi)ler ilk ayrıldıkarı bitişik kütle ve diğer bir deyişle tek nokta durumuna yeniden geleceklerdir. Yörüngelerinden çıkan ve kendi doğrultularından ayrılan bütün bir gök ve gökada yıldız ve gezegenlerinin birbirleriyle çarpışması sonucu ortaya çıkacak olan tozduman dev kütlenin, ilk başlangıçtaki gibi bulutsu bir yapıda olacağı kuvvetle muhtemeldir. 

Göğün bulutlarla parçalanacağı (Furkan, 25/25) ve göğün duman çıkaracağına dâir ayetler (Duhân, 44/10-15) bu ihtimali güçlendirmektedirler. Hâlen kâinatta toz-duman hâline gelmiş pek çok yıldız ve gezegen vardır. Bir yıldız takımının veya tüm bir gökadanın böyle bir duruma gelmiş olması da imkân dahilindedir. Göklerin fethine çıkan veya yaptıklarının İlâhî hesabından korkup kâinatta kaçıp kurtulacakları bir yer arayanlar Kur'an'da bildirildiğine göre, kendilerini kuşatan duman ve gene alev kıvılcımlarıyla karşılaşacaklardır. Kâinatın pek çok önemli konularını bize sunan Rahman sûresinde bu olay şöyle anlatılır:

"Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresinden aşıp geçmeğe gücünüz yetiyorsa geçin. Fakat büyük bir güç olmadıkça (o sınırları) asla aşıp geçemezsiniz. (Böyle bir durumda) üzerinize yalın ateş alevi ve duman salıverilir de, birbirinizi yardımlaşıp kurtaramazsınız" (Rahman, 55/33, 55)

Bazı müfessirler, bizim burada; duman, olarak tercüme ettiğimiz "nuhas" kelimesine bakır veya tunç anlamı verirlerken pek çoğu ona bizim tercih ettiğimiz duman anlamını vermişlerdir. 

Yine bütün müfessirlere göre, insan ve cinlerin, yerlerinden ve göklerinden çıkıp gitme arzuları, kıyametin dehşetinden ve İlâhî hesaptan kaçışa yöneliktir ve bu da kıyamet sırasında ortaya konulacak bir davranıştır. İnsan, bütün yer ve göklerin yıkıldığı bir sırada, gerçekten, ya yerin derinliklerinde bir sığınak aramaya veya bu yıkımdan etkilenmiyeceğini düşündüğü göklere doğru bir kaçışa yönelir. Fakat yerin alt tabakaları ve gökler bu sırada, âyette anlatıldığı gibi ateş kıvılcımları ve zehirleyici duman ve gazlarla dolmuştur. 

Burada hiç bir müfessir, söz konusu durumun şu anda da yerin alt tabakaları ile göklerin bazı kesimlerinde, hiç bir şekilde geçit vermez yahut aşılması çok güç bölgeler oluşturduğundan söz etmemiş ve onlar bu durumu hep kıyamet zamanı için düşünmüşlerdir. (Taberî, Kurtubî, Râzî, İbn Kesîr) Oysa bu âyetin ifâdesi bütün zamanları içine alacak bir genelliğe sahip görünüyor.

Kur'an-ı Kerîm'in pek çok yerinde, varlığın ilk yaratılış durumuna iade edileceğinden söz edilir. İlgili âyetlerin bir kısmında, insanın öteki âleme iadesinden söz edilirken bazılarında genel olarak varlığın; yer ve göklerin, ilk yaratılış noktasına geri döndürülüşü söz konusu yapılmıştır. Bir misâl olarak burada şu âyeti verebiliriz:

"Allah, mahluku önce (yoktan) yaratan sonra onu iade edendir ve sonra da sizler Ona döndürüleceksiniz" (Rûm, 30/11)

Bu âyette genel bir geriye dönüş (iade) den söz edilir sonra da bundan ayrı olarak, insanlığın yeni bir hayat ile ve tabiiki yeni bir dünyada Allah'a döndürülüşü (irca) olayı dile getirilir. Bu iki olay birbirinden farklı olmalı ki kullanılan fiiller farklı olmuştur. İade; Arapça’da, bir şeyi geri döndürme anlamına geldiği gibi aynı olayı tekrarlama anlamına da gelir. Bu son anlama göre ilk yaratılışların ondan sonra da tekrarlanacağı, kâinatta ve tabiatta sürekli yaratılış ve yenilenme yapılacağı hükmü ortaya çıkar. Müfessirlerin bir kısmı ise bu ve benzeri âyetlerin tefsirinde sâdece insanın buradan öteki hayata götürülüp orada yeniden yaratılışından söz ettiler. Bunlar burada diğer cansız âlemlerden söz etmediler. (bk. Taberî, Kurtubî ilgili ayetin tefsiri) 

Buna karşın milâdî 14. asrın ünlü tarihçi ve müfessiri Şam beldesinden İbn Kesîr, yer ve gökleri de bu iade kapsamı içerisine aldı.

Havaî bir fişek patlaması veya açılan bir şemsiye gibi açılan yer ve gökler bu ilk açılma noktasında yeniden bir araya getirileceklerdir. Onlar bu noktaya parçalanmış ve toz-duman bir halde yığılacaklardır. Her göğü veya gökadayı bir kitap sayfası gibi nitelendiren Kur'an, açılan bu sayfaların, sonunda, ilk açıldıkları noktaya veya belli bir hatta doğru dürülüp katlanacaklarından söz eder. Bu sırada yer ve gökler muhtemelen bölünüp açılma öncesindeki kimyevî ve fizikî yapılarına da irca edileceklerdir. Kâinatın kapanması anlamına gelen bu olay Kur'an-i Kerîm'de şöyle anlatılır:

"(Düşünün) o günü ki; Biz göğü, kitapların sayfalarını katlayıp büker gibi düreceğiz. Onu tıpkı yaratmaya başladığımız ilk durumuna döndürürüz. Bu, üzerimize aldığımız bir va’d olmuştur. Biz (irâde ettiğini) yapanlarız". (Enbiya, 21/104)

Burada "iade" fiiline dil bakımından, "yeniden yaratma ve yeni bir varlık kazandırma" anlamını vermek de mümkündür. Bu durumda, âyetin ilgili bölümünü; "Onu ilk yarattığımız gibi yeniden yaratacağız" şeklinde tercüme edebiliriz. Buna göre âyette; göklerin kapanması olayı (tayy) ile yeniden açılması olayı gibi iki ayrı oluşum söz konusu edilmiş olacaktır. Aslında bu iki ayrı olaya aşağıda sunacağımız Kur'an'ın başka âyetlerinde çok açık biçimde değinilmiştir. 

Dürülüp bir noktaya kapanma sonucunda ilkten olduğu gibi elbet yeniden bir kâinat çekirdeği oluşacak ve bu çekirdek de patlayıp yeniden açılacağı bir günün beklentisi içine sokulacaktır. İşte "iade" fiili, açılan göklerin bir noktaya kapanması anlamına gelebildiği gibi oluşan bu noktanın ve bu evren çekirdeğinin yeniden patlayıp açılması, anlamına da gelebilmektedir. 

Bizim şu anda esas üzerinde durduğumuz şey ise kapanma olayıdır. Tüm bir göğün veya göklerin yahut gökadaların bir noktaya kapanması herhalde korkunç bir olay olmalıdır ve bu belkide ilk patlamadan çok daha dehşet verici bir olaydır. Tüm evrenle ilgili olan iade olayı ölen bir insanın yeniden bu dünyaya gelişi gibi gerçek dışı bir anlama yorumlanamaz. Bazılarının zannettiği gibi Allah bir şans daha tanımak için insanlara ikinci kere dünyaya gelme hakkı verse onlar birinci hayatlarını çok kötü ve gayrı ahlakî yaşarlar. Bu, dinin hikmetine ve hukukun da ruhuna ters düşer. İnsanlığa, dönüşü olmayan böyle bir hata yaptırılırsa bu, şeytanın kutlayacağı en büyük zaferi olur.

Kâinatın söz konusu en büyük dürülüp toplanma olayı, (tayy) buna yer küresi de dahil edilerek bir başka âyette şöyle dile getirilir:

"Onlar (inkarcılar) Allah'ı gereği gibi tanıyıp bilemediler. Oysa kıyamet günü, yeryüzü tümüyle onun avucundadır. Gökler de O'nun üstün gücüyle dürülüp toplanmış olacaklardır. Allah onların ortak koştuklarından beri ve O yüce bir varlıktır." (Zümer, 39/67)

Burada İlâhî Güç ve bu gücün kullanımı anlatılırken yer ve göklerin toplanık durumlarına dikkat çekilmiştir. Aslında İlâhî Güç eksiksiz bir hükümranlıkla her zaman onlara mâlik olmuştur. (Mülk, 67/1) Burada ise hâkimiyet onlara âit birleşik tek kütle üzerinde kurulmuş görünüyor. Kaynaklardan anlaşıldığına göre Hz. Peygamber (asm) bu son âyeti çeşitli vesilelerle okumuş bulunmaktadır. O, yer ve göklerin bu toplanma olayını ayrıca kendi ifadesiyle de insanlara anlatmıştır. Onun anlattığına göre, tüm yer ve gökler böyle bir işlemle yerlerinden alınıp ortadan kaldırıldıkları bir noktada yüce Allah; "Melik benim, (bugün) nerde yeryüzünün melikleri" diye seslenecektir. (Buhari, Tevhîd, 6) Kendilerini ilâh gibi görüp yeryüzü insan topluluklarına, onların her türlü meşru hak ve hukuklarını çiğneyerek hükmeden o kırallar bugün nerede! İnkarcılar nerde!

Acaba kapanma ve diğer bir adıyla kıyamet bütün gökler için söz konusu olacak mıdır? 

Bu son âyette, dürülüp katlanan tek bir gökten değil de çoğul olarak göklerden söz edilmiştir. Bu da tüm göklerin kıyamet olayına mâruz kalacaklarının açık bir delilidir. Diğer yandan, İnsanlığın kıyamette yeni bir hayata döndürülüşlerini konu edinen âyetleri (İsrâ, 17/51, 69; Tâhâ, 20/53; Nûh, 71/18) bir yana bırakırsak, genel olarak varlığın iadesinden söz eden, Kur'an'da altı sûrede yedi âyet bulunmaktadır. Kanaatımızca bu sayıların bazı oluşumlarla bağlantısı bulunmaktadır. Kur'an'da yedi yer ve gökten söz edildiğini hemen herkes bilir. Göklerin sayısı ile bu "iade" kelimesinin yer aldığı âyetler sayısı eşittirler. Bu da, dürülüp kapanma (tayy)  ile yeniden açılma (iâde) olayına tüm göklerin dâhil olacağına bir işaret sayılabilir. 

Söz konusu "iade" işlemine altı sûrede yer verilişinin de elbet yine bir anlamı vardır. Bu, yer ve göklerin altı günde yaratılmaları yânî altı oluşum safhasıyla ilgili olabilir. Muhtemelen altı oluşum safhası, tersine bir işlemle geriye doğru ilk başa katlanacaktır. 

Kur'an yorumcuları bu geriye doğru dürülüp toplanma (tayy) olayı hakkında görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Endülüslü ünlü müfessir Kurtubî bunun; a- Yaymanın zıddı olarak bir yerde toplama, b- Gözden kaybetme ve imha edip yok etme, olmak üzere iki ayrı anlama gelebileceğini yazar. Bu müfessirin yazdığına bakılırsa Mekke Medresesinin ünlü bilgini İbn Abbas (ra) bunu; her şeyin helak edilip varlık öncesindeki gibi yokluğa döndürülmesi, tarzında anlamıştır. 

Yine Kurtubî'nin yazdığına göre, bazı İslâm bilginleri; âlemin dürülüp toplanarak yok edilmesinden sonra yeniden yaratılacağı, yorumunu getirdiler ki onlar; Yer ve göklerin başka yer ve göklere dönüştürüleceğini bildiren âyeti bu konuda delil olarak ileriye sürdüler. (Kurtubî, İbrahîm Suresi 48. Ayetin tefsiri) Bu âyet ise varlığın tamamiyle yok edileceği hükmünü getirmemekte, sâdece kütlesel değişimlerden ve evren çapında yeni bir yapılanma ve düzenlemeden söz etmektedir.

Fahruddin er-Râzî, göklerin dürülüp toplanmasıyla ilgili âyet hakkında kendisinden öncekilerin görüşlerini şöyle tesbit eder:

"Bazıları; Allah, cisimlerin cüz (atom) lerini dağıtacak ve fakat onları yok etmeyecektir. Allah sonra onları yeniden birleştirip terkib edecektir, işte "iade" budur, dediler. 

Diğer bir zümre ise; Allah'ın, cisimleri tamamiyle yok edeceğini ve sonra onları aynı cevher olarak yeniden yaratacağını savundular. Onlara göre, göklerin dürülmesi (tayy) ile ilgili âyet bunun böyle olacağını, gösterir. Çünki yüce Allah, bu âyette, geriye döndürmeyi, ilk başlangıca benzetmiştir. İlk başlangıç ise dağınık cüz (atom) leri terkib etme şeklinde değil tam tersi, yoktan varlığa dönüştürme şeklindedir.

Birinci görüşü savunanlar; "Gökler Onun üstün gücüyle dürülüp toplanmış olacaklar" (Zümer, 67) anlamındaki âyete tutundular. Burada ise göklerin katlanıp toplanmış olmasından söz ediliyor ki bu da onların varlıkta devam ettiklerini gösterir. Bu görüşte olanlar ayrıca; "O gün yeryüzü başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilecektir" (İbrahîm, 48) anlamındaki âyeti de delil olarak ileriye sürmüşlerdir. (Râzî, ilgili ayetin tefsiri) Bu âyet, yeryüzü zerrelerinin baki kalacağını ve fakat onlardan, başka bir yer yaratılacağını, gösterir". 

Bu görüşleri ileriye sürenlerin delillerini de bu şekilde kaydeden Râzî, eserinin bir başka yerinde; "Bütün İslâm bilginlerinin; Allah'ın, âleme âit madde ve cisimleri yok etme gücüne sahip olduğunda birleştiklerini ve fakat onları yok edip etmiyeceği, konusunda görüş birliğine varamadıklarını, yazar. (Râzî, ilgili ayetin tefsiri)

Allah ilk varlığı hiç bir esasa dayanmadan yarattığı gibi şüphesiz onu yeniden yokluğa dönüştürebilir. Fakat Kur'an âyetlerinde geçen ilk başlangıca iade ve toplayıp dürme anlamındaki "tayy" mutlak yok etme anlamına gelmezler. Tabii burada, "iade" nin yeniden varlığa döndürme anlamını da unutmamak gerekir. Söz konusu bu iki fiil, ilk basit madde ve zerreciklerden çoğalıp çeşitlenme suretiyle oluşan âlemlerin ilk ibtidâî durumlarına dönüşleri, anlamına da gelebilir. Tüm insanlık, içine gömülü olduğu bu yerküresinden öteki hayata geçeceğine göre meselâ bu gezegenin tam bir yokluk içine düşmemesi gerekir. Aksi halde; “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan diriltilip çıkarılacaksınız” (Araf, 7/25) anlamındaki âyete bir anlam vermemiz zorlaşacaktır. Yerküresi, ait olduğu göğün diğer gezegen ve yıldızlarıyla birleşse bile o, kendi cevherinde barındırdığı tüm insan ve diğer canlılara ait özleri, yeni bir hayata döndürecek bir değişime uğrama hususunda bir engelle karşılaşmayacaktır. O, dürülen sayfalar arasmda çok özel bir sayfayı teşkil edecektir.

Şimdi biz katlanıp bir noktada bütünleşme olayını daha değişik bir açıdan ele alacağız. Genel olarak göklerin dürülüp toplanmasından söz eden âyetlerin yanı sıra yine Kur'an'dan güneş ile ayın bir araya getirileceklerini öğreniyoruz: “İnsan, kıyamet günü ne zaman, diye sorar: Göz kamaştığı, Ay tutulduğu, Güneş ve ay (bir araya) toplandıkları zaman" (Kıyâme, 75/6-9)

Güneş ve ayın bir araya gelmeleri, dünya enkazının da sonuç itibariyle onlara bitişmesi anlamına gelecektir. Bu da tüm güneş ailesi fertlerinin birleşerek tek kütle olmaları demektir ki tabiatiyle bu kütle de konuyla ilgili sunduğumuz âyetlerin doğrultusunda diğer gök kütleleriyle bütünleşecektir. 

Ay ve güneşin toplanması, müfessirlerce değişik şekillerde yorumlanmıştır. İbn Abbas ve İbn Mesûd'a göre; bu ikisi batı taraftan az farkla birlikte doğacaklar. (Kurtubî ilgili ayetin tefsiri) Müfessir İbnu’l-Cevzî'nin yazdığına bakılırsa İbn Mesûd bu âyetten; ay ve güneşin kütlesel olarak maddî varlıklarının birleşecekleri, anlamını çıkarmıştır. Öte yandan Zemahşerî ve diğer pek çok müfessir söz konusu âyete; ay ve güneşin, batı yönden aynı zamanda doğacakları, anlamını vermişlerken bir kısımları da ona; her ikisinin birlikte ışıklarını kaybedecekleri ve güneşin de ay gibi ışıksız kalacağı, anlamını vermişlerdir. 

İslâmî ilk asır âlimlerinden Mücâhid ve çağdaşı İbn Zeyd'e göre burada, ay ve güneş her ikisinin de dürülecekleri anlatılmaktadır. Özellikle İbn Zeyd, ay ve güneşin beraberce dürülüp katlanacaklarından söz eder. (bk. Taberi, Zemahşerî, Kurtubî, Râzî) Bu âyete, göklerin dürülüp toplanması hakkındaki âyetler doğrultusunda anlam verenler kanaatımızca daha isabetli olmuşlardır.

Göğün, yarıldıktan sonra kızgın yağ benzeri kızıl bir gül olacağını, bildiren Kur'an âyetinde (Rahman, 55/37) eğer onun renginin yanı sıra biçimi de esas alınıyorsa bu olayı, açılan göklerin ilk açılma noktasına kapanmaları olayı ile bağlantılı açıklamamız gerekecektir. Bir gül içerisinde hepsi bir noktaya bağlı üst üste yığılmış yapraklar vardır. Açılan bir gök katları veya tüm gökler ilk açılma noktasına doğru kapanarak gül tomurcuğu benzeri bir kütle oluşturabilirler. Müfessirlerin burada hep göklerin rengi üzerinde durup şekil ve biçim üzerinde durmadıklarını ifade edelim. İbn Abbas’dan başlıyarak pek çok müfessir, söz konusu âyetten; göklerin o sırada kızıl at rengini alacağı ve hatta bu rengin de yanar-döner olacağı, anlamım çıkarmışlardır. (Taberî, Kurtubî)

Bizim bu âyetten; göklerin kızıl renkte ve ayrıca da gül biçimi bir kütle veya bir nokta oluşturacakları, anlamını çıkarmamız mümkündür. Gökler bütün güçleriyle beraber bu kütle içine sıkıştırılmış durumdadırlar. Bu noktada gökler maddeden uzak tamamiyle görünmez bir güce (enerji) de dönüştürülmüş olabilirler. Fakat bir güç görünmese de o gene vardır ve onu yoklukla nitelendirmemiz doğru değildir. Bu akıl almaz güç noktası ve bu kızıl kâinat tomurcuğu açılıp saçılarak yeni gök ve âlemleri oluşturmak için Yüce Allah’ın emrini bekleyecektir.

"Göklerin ve yerin sırlarını bilmek ancak Allah'a aittir. Kıyamet kopması, ancak göz kırpması kadar yahut ondan da kısa bir sürede olacaktır. Gerçek şuki Allah her şeye kadirdir”. (Nahl, 16/77) anlamındaki ayetten anlaşılan şudurki henüz insanlığın beklemediği bir anda nihâî son gelecek ve bir an içinde herşey olup bitecektir. Çok âni bir patlama ile dünyanın içi dışına çrkacak, dağlar, denizler uzaya doğru savrulacak ve yerküre bir toz yığını hâline dönüşecektir. Böylece, birinci Sûr üflemesi, görevini yapmış olacak ve bundan ne kadar zaman sonra olacağı bilinmez bu sefer hayat ve can veren bir üfleme devreye girecektir.

Kâinat sayfaları olan yer ve gökler yeni bir yaratılışla tekrar açılışa geçtiklerinde insanlık için de elbet inançlarına, dünyadaki hal ve gidişlerine uygun olarak yeni bir sayfa açılacaktır. Ancak İlâhî değer ölçülerinin geçerli olduğu bu zamanda insanlar dünyadaki hayatlarını sesli ve görüntülü olarak izleme imkânına sahib kılınacaklardır. Sorgulama İlâhî Kayıt Merkezindeki görüntü ve ses kayıtlarına göre yapılacak ve Kur'an'daki ifâdeye göre insan sorgulama sırasında dünyadaki hayatını görüntülü olarak izleyip hakkındaki kararı bizzat kendisi onaylamak zorunda bırakılacaktır: 

“İnsan bilâkis, kendi aleyhine gören bir (şâhid) olacak, o bütün özürlerini ortaya koysa bile" (Kıyâme, 75/14-15) Yine Kur'an'dan öğrendiğimize göre insanların uzuvları yaptıklarını söyleyecek (FussıleT, 41/20-22; Nûr, 24/24, Yasin, 36/65) ve sorgulama ayrıca mâhiyetini bilemediğimiz konuşan defterlere göre yapılacaktır. (Mu'minûn, 23/62; Câsiye, 45/29; Detaylı bilgi ve kaynaklar için bk. Prof. Dr. Celal Yeniçeri, Uzay Ayetleri Tefsiri, Erkam Yayınları: 374-386)

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 03-05-2013
1,616 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content