Eğer yasaklanan günahların büyüklerinden kaçınırsanız sizin öbür küçük günahlarınızı örtüp affederiz ve sizi değerli bir mevkie yerleştiririz'(Nisa,4/31) ayetini açıklar mısınız?

a) Bu âyeti Nisa sûresinin 30. âyetine kadar zikredilen büyük gü­nahlarla birlikte ele alıp yorumlayabileceğimiz gibi, Kur'an'da yasaklanan bütün büyük günahlarla da ele alarak yorumlayabiliriz. Bu düşünceden hareketle Nisa sûresinin 30. âyetine kadar yasaklanan davranışların neler olduğuna bir bakalım: "Yetim malı yemek, Allah'a ve Peygamberi'ne is­yan etmek, zina yapmak, namuslu kadına iftirada bulunmak, evlenilmesi yasak olan kadınlarla evlenmek, başkalarının mallarını karşılıklı rızâ ile bile olsa haksız yere yemek ve öldürmek."

Nisa sûresinin 31. âyetinin yer aldığı muhtevanın içinde bu fiiller büyük günah olarak nitelendirilmektedirler. Ama biz bu âyette zikredilen "büyük günah" kavramını Kur'an'ın bütününü gözönünde bulundurarak analiz etmek zorundayız. Çünkü bu büyük günahların içine şirki, inkârı, anne babaya isyanı, yalan yere şahitlik yapmayı, ahdinde durmamayı, ak­lını kullanmamayı, alkol almayı, intihan, faiz yemeyi, savaştan kaçmayı da koymak gerekir. Nisa sûresinin 30. âyetine kadar yer alan büyük günahlan da bunlara ilâve edebiliriz.

Hz. Peygamber farklı durumlarda büyük günahların neler olduğuna açıklık getirmiştir: Allah'a ortak koşmanın, anne babaya âsi olmanın, ya­lan söylemenin büyük günah olduğuna işaret etmiştir. Başka bir hadisinde Allah'a şirk koşmak, büyü yapmak, haksız yere cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, iffetli kadınlara zina iftirasında bu­lunmanın helak edici eylemler olduğuna dikkat çekmiştir.

Yukarıda belirtildiği gibi büyük günahlar bunlardan ibaret değildir. Hz. Peygember toplumda cereyan eden ve toplumu çürüten eylemlere de farklı şartlar altında büyük günah niteliğini vermiştir. Önemli olan büyük günahların sayısı değil, önemli olan toplumun hangi eylemden daha çok etkilenip yara aldığı ve ferdin Allah katında değerim düşürdüğüdür. Bize göre büyük günahlar hem dünyevî hukuk bakımından suç hem de iman ba­kımdan suç olupi sonuçları âhirete intikal eden eylemler olmaktadır. De­mek ki büyük günahlar insanın hem dünyasını hem de âhiretini tahrip et­mekte ve cehenneme çevirmektedir.

b) Büyük günah, beraberinde küçük günah kavramını getirmektedir. Necm sûresinin 32. âyetinde Allah: "Büyük günahlardan ve yüz kızartıcı fiillerden kaçınanlara gelince, onlar arada bir küçük günah işleseler bile (bilsinler ki) rabbin bağışlamada cömerttir." buyurmaktadır. Bu âyette ge­çen lemem "küçük günah, hata" mânasına gelmektedir. Kişinin niyet­lenip de yapamadığı kötü bir fiildir diyenler olduğu gibi, iman eden insa­nın, etkisi küçük olan kötü bir davranışı yapıp da hemen pişman olduğu şeydir, diyenler de vardır.

c) Nisa sûresinin 31. âyetinde büyük günahlardan sakınanların kü­çük günahlarının örtüleceği vaad edilmektedir. Onun için âyetteki seyyiât kavramına küçük günah mânası verilmektedir. Bunun anlamı şudur: Bü­yük günahtan uzak durmanın ürünü hemen bu dünyada görülmekte ve kü­çük günahların örtülmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Büyük günahlardan çekinmek, uzak durmak da Allah'ın emrettiği bir şeyi yerine getirmek ol­duğu için, bir ibadettir ve bir eylemdir. İyi eylemler kötülükleri, yani kü­çük günahları giderici olduğundan (Hûd 11114) Allah burada küçük gü­nahları örteceğinden bahsetmektedir.

Nisa sûresinin 31. âyetinde yer alan nükeffir "örtmek" an­lamına gelir. Örtmek suçun cezasının tamamen silindiğini ifade etmez. Bir bakıma suçun üstü örtülmekte, ama suçun cezası orada durmaktadır. Büyük günahlardan uzak durulduğu müddetçe, o küçük suçun cezası ortaya çıkmayacak ama büyük günah işlenince ortaya çıkarılacaktır. Günümüz modern hukukunda küçük bir suçtan ilk defa ceza alan insanın cezası erte­lenir. Eğer bir daha o suçu işlerse ertelenen ceza da ona ilâve edilerek cezalandırılır, İşte Kur'an asırlarca önce cezanın ertelenmesini "örtme" ka­rarıyla gündeme getirmiş ve böylece hukuka önemli bir ilke kazandırmıştır.

Şu kadar var ki, büyük günahlardan kaçınmaya bir hususun daha eklen­mesi gerekir. O da farzların yerine getirilmesidir. Müslim, Ebû Hureyre'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasufullah (sav) buyurdu ki: "Beş vakit na­maz, cumadan cumaya (kılınan cuma namazı) ile ramazandan ramazana (tu­tulan oruç) kulun büyük günahlardan kaçınması şartıyla, aradaki küçük gü­nahların bağışlanmasına sebep teşkil eder."(Müslim, Tahâre 16)

Usulu'd-Din - Tevhid, Akaid, Kelâm- âlimleri şöyle demişlerdir: Büyük günahlardan kaçınmaktan dolayı küçük günahların bağışlanması kafi olarak vacib değildir. Bunun, zann-ı galible, kuvvetli bir umut ile böyle olacağı şek­linde yorumlanır. İlahî meşietin bu konuda dilediğini yapacağı da sabittir. Bu­na da delil şudur: Eğer bizler, büyük günahlardan kaçınıp, farzları yerine ge­tiren kimseye kesin olarak küçük günahlarının bağışlanacağını, affedilece­ğini söyleyecek olursak, şüphesiz ki bu, hiç bir sorumluluğun kesinlikle söz-konusu olmadığı mubah hükmünde olur. Bu ise, şeriatın kulplarını sökmek demektir. Bize göre küçük günah diye birşey yoktur, el-Kuşeyrî Abdurrahim der ki: Sahih olan şu ki (bütün günahlar) büyüktür. Fakat, onlardan kimisi, kiminden daha büyük ve daha ağırdır. Bunlar arasında herhangi bir ayrıma gitmemekteki hikmet ise, kulun bütün masiyetlerden kaçınmasını sağla­maktır.

Kimi günaha küçük günah denilmesinin sebebi, ondan daha büyük olan günaha nisbetledir Me­selâ, küfre nisbetle zinaya küçük günah demek gibi. Zinaya nisbetle de, öpülmesİ haram olan birisini öpmeye küçük günah demek gibi. Bize göre, baş­ka bir günahtan kaçınıldığı için bağışlanılması sözkonusu olan bir günah yok­tur. Aksine, bütün bunlar büyük günahtır ve bu günahları işleyenin -küfür müstesna- işi Allah'ın meşîyetine kalmıştır. Çünkü yüce Allah: "Şüphesiz Al­lah, kendisine şirk koşulmasını mağfiret etmez. Ondan başkasını da dile­diğine bağışlar" (en-Nisâr 4/48) diye buyurmaktadır.

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 11-09-2009
3,997 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content