'Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün…(Haşr 21) ayetini açıklar mısınız?

İlgili ayetin melai: Şayet biz bu Kur'an'ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, onu Allah korkusundan titremiş ve paramparça olmuş görürdün. İşte bu misalleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz. (Haşr, 59/21)

Bu ayette verilen temsilde elbette bek çok hikmet vardır. Bir tanesini şöyle açıklamak mümkündür:

Kırk yönden mucize ve her cihetçe beşer üstü bir üsluba sahip olduğu görülen Kur’an’ın bu harika özelliklerine rağmen inkârcılıkta inat edip ısrar edenlerin hasta olan psikolojik durumlarına dikkat çekilmekte ve “eğer şu çok sert ve pek katı dağa size verdiğimiz akıl ve şuuru verseydik ve Kur’an’ı onlara indirseydik, Kur’an’ın bu izzetli ve haşmetli ifadeleri, bu azametli ve mehabetli üslubu karşısında titreyip Allah’a boyun eğdiğini ve korkusundan parçalandığını görecektiniz. Oysa siz  mükemmel bir şuur ve akıl sahibi ve üstelik çok zayıf ve güçsüz bir bünyeye sahip olmanıza rağmen, ne titriyor, ne boyun eğiyorsunuz. Bu çelişki ancak sizdeki nefs-i emare ve kör hissiyatla açıklanabilir.

Hemen bütün milletlerin edebiyatlarında heybetin, sağlamlığın ve yüksekliğin sembolü olarak yer alan ve yeryüzünde başı göğe değen yegâne coğrafî unsur gibi düşünüldüğünden insanların tasavvurlarını çokça etkilemiş olan dağ motifi üzerine kurulu bir temsile yer verilmektedir. Âyetin sonunda belirtildiği üzere burada herkesin anlatılmak istenen mânayı kolayca kavrayabilmesi için somut bir örnekten yararlanılmıştır; asıl amaç, Kur'an'm içerdiği mesajın önemini ve ona muhatap olan insanın ne büyük sorumluluk altında bulunduğunu vurgulamaktır.

Demek ki, eğer bir dağa insana verildiği gibi şuur verilmiş olsaydı o heybet timsali eğilmez dağ bile Allah'ın sıfatlarını bilmenin ve sorumluluk duygusunun sonucu olarak O'nun azameti, kudreti ve evrendeki mutlak egemenliği karşısında sonsuz bir saygıyla eğilirdi; ama bununla kalmaz, O'na kulluk etmek için kendini parçalardı.

İnsanlar ise genellikle omuzlarındaki yükü hissetmemek için direnmekte ve gaflet içinde ömürlerini tüketmektedirler. Burada dikkat çeken bir husus, yine âyetin sonunda ifade edildiği üzere, bu örnekten sonuç çıkarmanın da yine insana, daha doğrusu onun muhakeme yeteneğini kullanmasına bağlı olmasıdır.

Hemen bütün milletlerin edebiyatlarında heybetin, sağlamlığın ve yüksekliğin sembolü olarak yer alan ve yeryüzünde başı göğe değen yegâne coğrafî unsur gibi düşünüldüğünden insanların tasavvurlarını çokça etkilemiş olan dağ motifi üzerine kurulu bir temsile yer verilmektedir. Âyetin sonunda belirtildiği üzere burada herkesin anlatılmak istenen mânayı kolayca kavrayabilmesi için somut bir örnekten yararlanılmıştır; asıl amaç, Kur'an'ın içerdiği mesajın önemini ve ona muhatap olan insanın ne büyük sorumluluk altında bulunduğunu vurgulamaktır.

Medine’de inmiş olan bu surede verilen bu misal, bütün inkârcılar için söz konusu olmakla beraber, ilk etapta sanki Yahudilere hitap etmektedir. Nitekim onların şu vasıfları bu ayetle örtüşmektedir:

“Sonra bunun arkasından kalpleriniz katılaştı, artık onlar taş gibi, hatta ondan da katı! Çünkü öyle taş var ki içinden ırmaklar fışkırır. Öylesi var ki çatlar da bağrından su kaynar. Ve öylesi var ki Allah’a olan tazimi sebebiyle yukarıdan düşüp parçalanır.” (Bakara, 2/74)

Merhum Elmalılı Hamdi, bu ayetleri şöyle açıklar:

Ey İsrailoğulları, bütün bu olup bitenlerden sonra kalbleriniz katılaştı. Size peygamberler ve onlar eliyle gönderilmiş olan apaçık âyetler ve mucizeler hiç kâr etmez oldu, artık o kalbler taş gibi veya ondan daha katıdırlar.

Çünkü bazı taşlar vardır ki; ondan kevnî veya sınaî tesirlerle gürül gürül ırmaklar fışkırır, fışkırabilir. Sizin kalpleriniz ise hiçbir şeyden etkilenmez ki, o sayede kendilerinden marifet fışkırabilsin.

Onlardan bazıları da vardır ki; herhalde bir etkilenme ile çatlar, ondan su çıkar, fışkırmazsa da sızar.

Nihayet onlardan bazıları da vardır ki, yağmur, kasırga, zelzele gibi ilahî kudretin eseri olan olaylardan etkilenerek, Allah korkusundan düşer, yuvarlanır, yerinden oynar.

Halbuki sizin kalpleriniz bu kadar ayan beyan olan vahiy âyetleri ve kesin açıklamalar karşısında bile zerre kadar tesir altında kalmaz, teşvikten ve engellemeden etkilenmez. Ve fakat Allah sizin yaptıklarınızdan asla gafil değildir. (Hak Dini, İlgili ayetlerin tefsiri)

Bu ayetlerden her insanın, her müslümanın alacağı derler ve ibretler vardır.

Evet, Cenâb-ı Hak anlamamızı kolaylaştırmak, duygu ve düşüncelerimizi hakikate çevirmek için böyle misaller vermekte ve aklımıza ışık tutup rahmet kapısını açık tutmaktadır.

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 29-01-2010
4,143 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content
UZUNOĞLU

BENDE BU AYETTEN İNSANLARIN ALLAHIN VAHYİNE SAHİP ÇIKILMADIĞI UYULMADIĞI VE UYGULAMAYA GEÇİRİLMEDİĞİ KULLUKTAN VAZ GEÇİLİP VAHYİN MUATABI KALMADIĞI AN VAHİY YER YÜZÜNE TEMAS ETMESİKİ O BÖLGENİN HELAK OLMASI ANLAMI GELİYOR AKLIMA DEMEK Kİ YAŞADIĞIN BÖLGEDE ALLAHIN VAHYİNE SIMSIKI SARILIP YER YÜZÜNE TEMASINI ENGELLEMEK İDRAK EDEN VARLIK OLARAK İNSANIN... ALLAH İMTİHANIMIZI KOLAY KILSIN.