Bazı alimler, Allah insanlara sebepsiz sonsuz azap yapsa bu zulüm sayılmaz demişler. Ne olursa olsun hiçbir şey zulüm sayılmıyorsa, Allah kullarına asla zulmetmez gibi ayetler nasıl açıklanır?

Bazı alimlerin ilgili görüşleri bir açıdan doğrudur. Çünkü mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf etme hakkına sahiptir. Allah her şeyin sahibi olduğuna göre, istediği her şeyde dilediği şekilde tasarruf hakkına sahiptir.

Zulüm, başkasının var olan hakkına tecavüz demektir. Başka varlıkların -gerçekte- sahip olduğu hiç bir haklarıyoktur. Zaten hiç bir varlığın bağımsız bir mevcudiyeti söz konusu değil ki sahip olduğu hakları söz konusu olsun. Bu hakikatin açıklamasını şu ifadlerde görmek mümkündür:

“Nasıl ki bir mahir sanatkâr kıymettar bir elbiseyi murassa' ve münakkaş surette yapmak için, bir miskin adamı lâyık olduğu bir ücrete mukabil model yaparak kendi sanat ve maharetini göstermek için; o elbiseyi o miskin adam üstünde biçer, keser, kısaltır, uzatır; o adamı da oturtur, kaldırır, muhtelif vaziyetler verir. Şu miskin adamın hiç bir hakkı var mıdır ki, o sanatkâra desin: "Beni güzelleştiren bu elbiseye neden ilişip tebdil ve tağyir ediyorsun ve beni kaldırıp oturtup, meşakkatle benim istirahatımı bozuyorsun?

Aynen öyle de: Sâni'-i Zülcelal her bir nevi mevcudatın mahiyetini birer model ittihaz ederek ve nukuş-u esmasıyla kemalât-ı san'atını göstermek için; her bir şeye hususan zîhayata, duygularla murassa' bir vücud libasını giydirerek, üstünde kalem-i kaza ve kaderle nakışlar yapar; cilve-i esmasını gösterir. Her bir mevcuda dahi, ona lâyık bir tarzda bir ücret olarak; bir kemal, bir lezzet, bir feyiz veriyor... 

Evet mevcudatın hiçbir cihette Vâcib-ül Vücud'a karşı hakları yoktur ve hak dava edemezler; belki hakları, daima şükür ve hamd ile, verdiği vücud mertebelerinin hakkını eda etmektir.” (Nursi, Mektubat, 24. Mektub/Birinci makam)

Bununla beraber  Allah sonsuz merhametiyle yarattığı mahluklarına ezeli ilmiyle bir hak tanımıştır. Çizdiği o hak-hukuk sınırlarını bir adalet ölçüsüne bağlamıştır. Bununla Âdil/Adl isimlerinin tecellisini görmek ve göstermek istemiştir.

Nitekim varlık namına insanın gerçekte sahip olduğu hiç bir şeyi olmadığı halde, Allah “insanlardan nefis ve mallarını satın alıp karşılığında onlara cennet vad etmiştir”(bk. Tevbe, 9/111). Bu tür bir muamele, sırf Allah’ın sonsuz rahmet ve şefkatini ve insana verdiği değeri gösteren bir husustur. Yoksa insan mal-mülkünde olduğu gibi, maddî -manevî organ ve donanımlarında da hiçbir hakka sahip değildir. Çünkü- sözgelişi- ne aklını, ne de gözünü bir yerde bulmuş veya satın almıştır..

Bununla beraber, Allah, kendilerine emanet olarak verdiği ruh-beden mülkünü onlarınmış gibi onlardan satın alması, Allah’ın merhametinin bir yansıması olan ezeli yasayla çizilmiş mecazî/metaforik bir yetkiyi, bir ehliyeti göstermektedir. Kur’an’da söz konusu edilen ilgili ifadelerin hepsi insana ait mülkiyetin tapusunu değil, belli bir süreç için bir irtifak hakkının verildiğini göstermektedir.

“Kim doğru yolu seçerse, kendisi için seçmiş olur; kim de doğru yoldan saparsa, kendi aleyhinde sapmış olur. Hiçbir kimse başkasının günah yükünü taşımaz. Biz peygamber göndermediğimiz hiçbir halkı cezalandırmayız.”(İsra, 17/15) mealindeki ayette, Allah tarafından ezelî yasayla lütfedilmiş hak-hukukun varlığına vurgu yapılmaktadır.

“İşte bu, sizin ellerinizle işlediğiniz günahların karşılığıdır. Çünkü Allah kullarına haksızlık edecek değildir”(Ali İmran, 3/182) mealindeki ayet ve benzerlerindeki “Allah tarafından kullarına haksızlık ve zulmün yapılmayacağı”na dair ifadeler de kendi iradesiyle kullarına lütfettiği hak-hukukun varlığına ve Allah’ın da bu hak-hukuku gözettiğine işaret etmektedir. 

Bediüzzaman hazretlerinin -eserlerinin bir çok yerlerinde olduğu gibi- aşağıdaki ifadelerinde de söz konusu mecazî zulmün varlığına işaret edilmiştir:

“...(ölümden sonra yeni bir hayat olmalı ki ) O Bâki Rabb'in mezkûr hakikî dostları ve müştakları i'dam-ı ebedîden kurtulsun ve o dostların en büyüğü ve en kıymettarı, bütün kâinatı memnun ve minnettar eden kudsî hizmetlerinin mükâfatını görsün ve Sultan-ı Sermedî'nin kemalâtı naks u kusurdan ve kudreti acizden ve hikmeti sefahetten veadaleti zulümden tenezzüh ve takaddüs ve teberri etsin. Elhasıl: Madem Allah var, elbette âhiret vardır...”(Sözler/onuncu söz/Zeylin birinci parçası)

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 06-04-2012
1,900 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content