Buradasınız

Batılı İlim ve Fikir Adamlarından Kur'an Hakkındaki Düşünceleri-2

Yüksek sesle okunmak üzere tertip edilmiş olan Kur'an, hakikatte kudret ve hayat dolu bir ses itibariyle, layık olduğu derecede takdir edilebilmek için asıl metninden dinlenmelidir. Kuvvet ve kudretiyle başarılı tesirinin mühim bir kısmı belâgatiyle kâfiyelerinden, tatlı üslubu ile âhenginden doğmuş olduğu için, herhangi bir tercümeden bu hususta hiç bir fikir hasıl etmek imkanı yoktur. (Philip K. Hitti )

Hz. Muhammed'in hakiki mucizesi kerametçilik değildir. Onun hakiki mucizesi bir melek vasıtasıyla gökte indirilmiş bütün ayetlerden oluşmuş olan Kur'an dır. Tevrat ile İncil'den sonra vahy olunan son mukaddes kitap odur. Şiirden üstün, taklidi imkansız ve tercümesi mümkün olmayan bu ulvi eserin olgunluk seviyesine ne bundan evvel çıkılabilmiştir. Ne de bundan sonra çıkılabilecektir. İslam'ın yayılmasında Kur'an okumanın bütün uzun nutuklardan daha büyük bir amil olduğu bir çok şehadetlerle sabittir. Yola getirilmeleri imkansız düşmanlar bile Kur'an-ı dinler dinlemez birdenbire duraklıyorlar ve hemen imana gelip Kelime-i Şehadet getiriyorlardı. Ayetlerdeki kelimelerde fevkalade bir kuvvet ve kudret vardır.

Hz. Muhammed (s.a.v.) Kur'an-ı kendisi tertip etmiş değildi. Onu insanlara tebliğ etmişti. Bu kitap, onun kendi nutuklarından mürekkep bir mecmua veyahut yaptığı işlerin bir tarihi değil, Allah'ın tebliği ettiği muhtelif metinlerden oluşmuştu. (Jean-Paul Roux)

Şüphesiz Kur'an Arapça'nın en mükemmel ve büyük eseridir. Müslümanların itikati vechile, bir insan kalemi bu i'cazkâr eseri vücuda getiremez. Kur'an, bizatihi daimi bir mucizedir. Bir mucize ki, ölüleri diriltmekten daha çok yüksektir. Bu, mukaddes kitabın ta kendisi menşeinin semavi olduğun ispata kâfidir. Muhammed (s.a.v.) bu mucizeye istinaden kendisi bir peygamber olarak tanınmasını istemiştir. Arabistan'ın çıplak ve verimsiz çöllerini aydınlatan şair ve hatiplere meydan okuyan Kur'an, bir ayetine bir nazire istemiş, hiç bir kimse, bu meydan okuyuşa karşı gelememiştir.

Burada yalnız bir misal vererek bütün büyük adamların Kur'an'ın belagatına başlarını eğdiklerini göstermek isterim. Hz. Muhammed'in zamanında Arabistan şairlerinin en meşhuru Lebid idi. Lebid Muallakattan birinin nâzımıdır. O zaman putperest olan lebid, Kur'an'ın belagatı karşısında dilsiz kalmış ve bu belagati en güzel sözlerle ifade etmişti. Kur'an'ın belagatı karşısında hayran kalan Lebid müslümanlığı kabul etmiş ve Kur'an'ın ancak bir peygamber lisanından duyulabileceğini söylemişti. (George Sale)

19. asırda Carlye, Goethe Gibbon gibi büyük mütefekkirler İslam dinindeki yüksek kıymeti sezmişler ve böylece Avrupa'nın İslam'a olan tavrında iyiye doğru bir değişme olmuştur. Fakat bu asrın Avrupa'sı daha da ileridir. Ve İslam'a daha sıcak sevgi duymaya başlamıştır. Avrupa bu dini meseleleri çözmekteki kudretini gelecek asırda belki daha fazla takdir edecektir. Daha şimdiden birçokları İslam dinine girmiş bulunuyorlar. Bu suretle, Avrupa'nın İslamlaşmaya başladığını söyleyebilirim.(George Bernard Shaw)

Yeni Ümit Dergisi, (2.cilt Ekim, Kasım, Aralık 1988)

Yazar:
Ümit Dergisi
Kategorisi:
Makaleler & Yazılar
Gönderi tarihi: 19-11-2008
2,774 kez okundu
Block title
Block content