Bakara suresi 74. ayetinde taşların hareket ettiği anlatılmaktadır. Bu ayeti açıklar mısınız?

Bu konuda Asrın İmamı Bediüzzaman’ın açıklamalarına kulak versek, genel olarak ayetin bu ifadesinin hikmetini ilmî bir pencereden temaşa etme fırsatını yakalamış olacağız: O  özetle şeyle der:

 

"Evet, i'câz-ı Kur'ân'ın bir esası olan îcaz, hem hidayet-i Kur'ân'ın bir nuru olan lütf-u irşad ve hüsn-ü ifham (güzelce anlatma üslubu), iktiza ediyorlar ki, Kur'ân'ın muhatapları içinde ekseriyeti teşkil eden avâma karşı küllî hakikatleri ve derin ve umumî düsturları, onların anlayabilecekleri şekilde ve cüz'î / küçük örneklerle gösterilsin. Ve fikirleri basit olan umumî avâma karşı, muazzam hakikatlerin yalnız uçları ve basit bir sureti gösterilsin. Hem âdet perdesi tahtında ve zeminin altında harikulâde olan Allah’ın tasarrufları özet halinde gösterilsin. İşte, bu sırra binâendir ki, Kur'ân-ı Hakîm şu âyetle diyor:"

"Ey Benî İsrail ve ey benî Âdem! Sizlere ne olmuş ki, kalpleriniz taştan daha câmit ve daha ziyade katılaşmıştır. Zira, görmüyor musunuz ki, o pek sert ve pek câmit ve toprak altında bir tabaka-i azîme teşkil eden o koca taşlar, Allah’ın emirlerine nasıl itaat ediyorlar, nasıl boyun eğiyorlar ve Allah’ın o Rabbanî icraatı altında ne kadar da yumuşuyor ve emirber bir asker gibi bütün emirleri yerine getiriyorlar. Âdeta havada ağaçların teşkilinde Allah’ın tasarrufu ne derece suhuletle, kolaylıkla cereyan ediyorsa, öyle de, yer altında ve o sert, sağır taşlarda o derece suhulet ve intizamla, hattâ damarlara karşı kanın cevelânı gibi muntazam su cetvelleri ve su damarları, kemâl-i hikmetle, o taşlarda mukavemet görmeyerek cereyan ediyor. Hem havada nebâtat ve ağaçların dallarının suhuletle suret-i intişarı gibi, o derece suhuletle köklerin nazik damarları yeraltındaki taşlarda, mümânaat, bir engel görmeyerek Allah’ın kâinatta câri olan kanun ve emirleri ile muntazam olarak intişar ettiğini Kur'ân işaret ediyor. Ve geniş bir hakikati şu âyetle ders veriyor ve o dersle o kasavetli kalplere şu mânâyı ders veriyor ve işarî mana ile şöyle diyor:"

“Ey Benî İsrail ve ey benî Âdem! Zaaf ve acziniz içinde nasıl bir kalp taşıyorsunuz ki, öyle bir Zâtın emirlerine karşı o kalp, kasavetle mukavemet ediyor? Halbuki, o koca sert taşların muazzam tabakası, o Zâtın emirleri önünde kemâl-i inkıyatla, karanlıkta, nazik vazifelerini mükemmel ifa ediyorlar, itaatsizlik göstermiyorlar…"

"Keza, yerküresinin pek çok yerinde bulunan dağların bir çoğu aslı sudan buzlanarak yekpare bir taş hükmüne gelmiştir. Deprem ve benzeri hadiselerle Allah’ın celalli tecellisine mazhar olan o dağların tepesinde bulunan taşlar o ilahî korku ve heybet altında o yüksek zirvelerden parçalanıyor, bir kısmı ufalanıp toprak olurken, bir kısmı  da taş kalarak ovalara dağılıp, yeryüzü sâkinlerinin meskenleri için bir malzeme haline geliyor."

"Elbette, o haşyetten o yüksek mevkii terk edip mütevazı bir şekilde aşağı yerleri tercih etmek ve o mühim menfaatlere sebep olmak beyhude olmayıp başıboş değil ve tesadüfî olamaz. Dış görünüşü itibariyle bir intizamsızlık içinde görünmekle beraber, o taşlarla ilgili faydalar, menfaatler ve taşların, tepesinden yuvarlandıkları dağın cesedine giydirilen ve çiçek ve meyvelerle süslü, nakışlı ve müzeyyen olan gömleklerin kemâl-i intizamı ve hüsn-ü san'atı, zahir nazara görünmeyen bir intizam-ı hakîmâne bulunduğuna kat'î, şüphesiz şehadet eder."

"Evet, zemin denilen muhteşem ve seyyar sarayın temel taşı olan taş tabakasının Fâtır-ı Zülcelâl tarafından tavzif edilen en mühim üç vazifeyi beyan etmek, ancak Kur'ân'a yakışır."

"İşte, birinci vazifesi: Toprağın, kudret-i Rabbâniye ile nebâtâta analık edip yetiştirdiği gibi, kudret-i İlâhiye ile taş dahi toprağa dâyelik edip yetiştiriyor."

"İkinci vazifesi: Zeminin bedeninde deveran-ı dem hükmünde olan suların muntazam cevelânına hizmetidir."

"Üçüncü vazife-i fıtriyesi: Çeşmelerin ve ırmakların, uyûn ve enhârın muntazam bir mizanla zuhur ve devamlarına hazinedarlık etmektir. Evet, taşlar, bütün kuvvetiyle ve ağızlarının dolusuyla akıttıkları âb-ı hayat suretinde delâil-i vahdâniyeti zemin yüzüne yazıp serpiyor." (Sözler, Yirminci Söz, s.248)).

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 23-07-2010
2,766 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content