Ayetlerde Allah’ı tesbih etmeyen hiç bir şeyin olmadığı bildirilmektedir. Allah’a inanmayanlar, inkarcılar Allah’ı nasıl tesbih ediyorlar?

İlk olarak, şunu belirtmekte fayda vardır: Allah’ı tesbih etmek demek, O’nun varlığını, birliğini, tüm noksanlıklardan münezzehliğini ilan etmek demektir. Âyette kastedilen ilk anlam, bu tesbihi, tüm kâinatın, yani Güneş’ten, Ay’a, yıldızlara tüm âleme ve yeryüzündeki varlıkların hepsine kadar, her şeyin; öncelikle her an, O’nu tesbih etmekte olduklarıdır. Yani, tüm kainat, kendinin farkında olmaksızın, hal diliyle O’nu ve O’nun varlığını, birliğini göstermekte böylelikle tesbih etmektedir.

Örneğin bir su damlasından bir okyanusa, koca bir çınar ağacını sırtında taşıyan minik bir tohumcuğa, tüm bu varlıklar, hepsi üzerlerinde vahdete işâret eden aynı imzayı taşımalarıyla Hakk’ın varlığını ve birliğini göstermekte ve böylece O’nu tesbih etmektedirler. Bu varlıkların hikmetten haberleri olmaksızın hikmetle iş görmeleri de hal diliyle tesbih etmeleri demektir.

Ayetten çıkarılabilecek ve -sorudaki sorgulamaya uygun olarak- algılanabilecek bir ihtimal olsa bile, bu mânâda da, yukarıdaki ilk anlamı teyit eder mahiyette bir şerh olacaktır. Çünkü bu ikinci anlam mertebesinde, inkârcıların da, kendilerinin bizzat varlıkları, yani yaratılmış olmaları ve gözleri, kulakları, tüm uzuvlarıyla bedenleri ve ruhlarının hakikati, yani varlıklarının mahiyeti, akılları idrak ve dilleri ikrar etmese bile, sadece varoluşlarıyla bile Hakk’ın imzasını üstünde taşımakta ve bu manada O’nu göstererek, O’nu tesbih etmektedirler.

"Bir harf katipsiz, bir iğne ustasız olmadığı gibi, şu mükemmel kainat kitabının kendisi ve içindeki harfler de sahipsiz olamaz." Bu nedenle canlı cansız, insan hayvan, görünen görünmeyen her varlık Allah'ın varlığını ve birliğini gösterir. Bu batın / gizli mana değil, zahir / açık manadır.

Her varlık bir sanat eseridir. Sanat eseri kendinden önce sanatkârını tanıtır, Yaratanının varlığını ve birliğini gösterir. Çünkü Yaratan olmazsa, o varlık olmaz, sanatkâr olmazsa sanat eseri meydana gelmez, sanat eserinden söz edilmez.

Ressam olmazsa resimden, heykeltıraş olmazsa heykelden, bestekâr olmazsa besteden, hattat olmazsa hat sanatından söz edilmez.

Bunun için sanat eserini görür görmez hemen sanatkârını merak eder, sorarız, öğrenmek isteriz.

Selimiye, Süleymaniye camileri Mimar Sinan ile tanınır. Mimar olmazsa ne bu camiler olur, ne sanatı anlaşılır ne de önemi ve değeri bilinir.

Sanatkâr ve Yaratıcı bir olur, tek olur, bir tane olur. Her varlık tek elden çıkar, bir tek Yaratıcının eseri olarak vücut bulur.

Bir eserde sanattan, düzenden, güzellikten, mükemmellikten ve ölçülü olmaktan söz ediliyorsa, mutlak surette Yaratıcısının bir olması gerekir. Başka türlü olması düşünülemez. Düşünülecek olsa her şey birbirine karışır.

Çünkü bütün varlıklar birbirleriyle irtibatlı, ilişkili ve iç içedir. Bir çiçeğin olması için toprak lazım, su lazım, güneş lazım, dünya lazım, kâinat lazım. Bir çiçeği yapan ve yaratan bütün kâinatın yaratıcısıdır.

Bir varlığı idare eden bütün bir dünyayı, evreni idare edendir. Hiçbirisi başka bilinmez bir güce ve ele verilemez. Verildiği an her şey altüst olur, hiçbir şey bulunduğu halde kalmaz.

Bu açıdan varlıkları Allah'tan başka tesadüfe, doğaya, tabiata havale etmek, kendi kendine olduğunu düşünmek öyle karmaşa meydana getirir ki, hiçbir şeyin anlamı ve değeri kalmaz.

Bütün varlıklar, en küçüğünden en büyüğüne, atomdan kâinata varıncaya kadar Yaratıcısını tanıttığı gibi; var oluşuyla ve kendine has diliyle Rabbini tanır, zikreder ve tesbih eder.

Bu zikir ve tesbihte bazı varlıklar değişik sesler çıkarabilirken, çoğundan hiçbir ses seda duymayız. Zaten o varlığın tesbih etmesi demek, Yaratıcının mükemmel olduğunu göstermesidir, hiçbir fiilinde ve işinde eksik, noksan, abes ve çirkinliğin bulunmaması demektir. Yoksa her şeyin insan gibi "Lâilahe illallah, sübhanallah, Allahüekber" demesini kimse beklemez ve istemez.

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 15-07-2011
2,376 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  5. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content