Araf Suresi 142. ayette 'Musa'ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilâve ettik' denilmektedir. Neden önce 30 sonra 10 eklenerek 40 güne çıkarılmış?

Musa aleyhisselam, Mısır'da iken İsrailoğulları'na, Allah düşmanlarını helâk ederse kendilerine bir kitap getireceğini vaad etmiş ve Firavun helâk olunca Musa, o vaad olunan kitabı Allah'tan niyaz eylemiş, Allah Teâlâ da otuz gün oruç tutmasını emreylemiş idi. Oruç tutacağ ay Zilka'de idi ve Zilhicce'den tutulacak on günle kırk güne erişiyordu. Öyle anlaşılıyor ki, ilk otuz gün tutulan oruçla ve daha başka Allah'a yaklaştırıcı ibadetlerle bir özel arınma ve bir riyazat olmuş ve sonraki o günde de Tevrat'ın nüzulü ve kelâm olayı meydana gelmiştir. (Elmalılı, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

Bu konuda değişik yorumlar da yapılmıştır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

a. Hz. Musa zilkade ayında 30 gün oruç tutmakla emrolundu. Otuz günü tamamladıktan sonra, ağzının kokusunun iyi olmadığını düşünerek, ağzını misvakla temizledi. Ancak, bu temizlikle oruçtan dolayı var olan güzel kokusu bozuldu ve melekler de bundan şikayetçi oldular. Bunun üzerine Allah, -nezd-i uluhiyetinde oruçlu kimsenin ağzından gelen kokunun miskten daha güzel olduğunu hatırlattıktan sonra- 10 gün daha oruç tutmasını emretti. Böylece 40 gün oruç tutmuş oldu.

b. Allah Musa'yı huzuruna almadan önce 30 gün oruç tutmasını ve bu zaman diliminde daha fazla Salih amel işlemesini emretti. Bunu bitirdikten sonra, kendisine Tevrat'ı vahiy etti ve onunla tekellüm buyurdu. Bu süre 10 gün de tamamlandı. Bu iki farklı zaman dilimine işaret etmek için, 30 ve 10 gün süresi ayrı olarak ifade edilmiştir.

c. Hz. Musa Allah'ın emri doğrultusunda oruç ve daha sıkı ibadetle geçirdiği 30 gün süresini tamamladıktan sonra, Allah'ın manevî huzuruna varmak üzere Tur-i Sina'ya çıktı. Kalan 10 günü de orada hususî ibadet ve oruçla geçirecekti. Ancak Allah tarafından kendisine Samirî fitnesi ve kavminin buzağıya taptıkları haberi verilince -40 günlük süresini tamamlamadan- kavminin yanına geri döndü. Ardından bu süreyi tamamlamak üzere 10 günlük bir süre için yeniden Tur-i Sina'ya çıktı. Bu iki farklı çıkışa işaret etmek üzere, 30 ve 10 günlük süreler ayrı olarak belirtilmiştir.

d. Allah, Musa'yı huzuruna alacağına dair iki defa vaat etmiş olabilir. Bunlardan vaat edilen 30 günlük süreden sonra Hz. Musa tek başına Tur-i Sina'ya çıktı. İkinci vaat da yer alan 10 günlük sürede ise, kavminin seçkin adamlarıyla birlikte çıktı. Bu ayrı çıkış olaylarına işaret etmek için, 40 günlük süre, 30 ve 10 günlük parçalar olarak ifade edilmiştir(bk. Razî, ilgili ayetin tefsiri).

e. Allah, fazla sıkıcı olmasın diye, Hz. Musa'ya 30 gün süreyle –hususî ibadelerle-münacatta bulunmasını emretti. Fakat, Hz. Musa, bu 30 günlük sürede kazandığı manevî mertebelerden ötürü, daha çok hususî münacat yapmaya rağbet gösterdi. Bunun üzerine Allah da onun bu arzusunu yerine getirmek üzere 10 günlük daha bir münacat süresini verdi. Bu sebeple, bu sayılar farklı verilmiştir(bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri).

Bu kırk günün gündüzleri de dahil bulunduğu halde, ayette yalnızca 'leyleten-gece' buyurulması, gök ayının geceden başlaması ve bundan dolayı da kırk gece hesabıyla tamam olması hikmetine bağlı olduğunu tefsir âlimleri beyan etmişlerdir.

Bundan özellikle şunu anlayabiliriz ki, Allah ehlinin büyük bir aydınlığa ve tecelli sabahına erebilmeleri için geceler kadar karanlık ıstırap saatleri ile çile doldurmaları gerekmektedir. İlâhî feyizler daha ziyade geceleri vaki olur. Ve bütün başarı sabahları, ıstırap gecelerinin seherlerini izleyerek meydana çıkar. Hz. Musa'nın bu çilesinde kırk, sanki tek başına tam bir gece, son on da onun seher vakti gibidir. Bu seherin fecr-i sadık (doğru sabah) saatlerini andıran sonlarına doğru Hz. Musa, Allah Teâlâ'nın kelâmına mazhar olmuş ve şu tecelliye ermiştir: 'Vakta ki Musa, kardeşini yerine halef bırakıp mîkatımıza, tayin ettiğimiz özel vakitte geldi ve Rabb'i kelâmıyle onu muradına erdirdi. Meleklere olan kelâmı gibi aracısız fakat perde arkasından ona söz söyledi "onu, özel konuşmak için yaklaştırdık"(Meryem, 19/52). (bk. Elmalılı, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

Yazar:
Kuranikerim.org
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 22-05-2009
4,888 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content