Buradasınız

“Andelib-i Kur’an” Muhammed Sıddık el-Minşavi

Kur’an tilaveti denilince “Minşavi” neredeyse akla ilk gelen isimlerdendir. Lakin tilavet dünyasında birkaç Minşavi’ye rastlanır. Buna rağmen Sıddık Minşavi denilince İslam aleminde ilk olarak o akla gelir ve onun dışındaki Minşavi’ler belki de hiç düşünülmez. Söz konusu Minşavi; Muhammed Sıddık Minşavi’dir. Haliyle bizim bu çalışmamızın çerçevesini de Muhammed Sıddık oluşturacaktır. Aslında babası ve kardeşleri de kıraat ve tilavet dünyasının tanıdığı isimlerdir. Hatta Minşavi 1920’lerde dünyaya geldiğinde babası Seyyid Sıddık Minşavi zamanın önemli okuyucularındandır. Zira o, okuyuş üslubu ve tilavet sanatı kendine has bir sanatkar olarak tilavet dünyasında tanınmıştır.

Baba Seyyid Sıddık okuyuş tarzı itibariyle, pek tabii olarak oğlu Muhammed Sıddık’ın önemli köşe taşlarından biri olmuştur. Zira o, hem ses tonu hem de okuyuş üslubu olarak babasını çok iyi yakalamış, güçlü ve hüzünlü sesiyle baba ekolünün çıtasını zirveye taşıyarak, o tarzı adeta temsil eder duruma gelmiştir. Öte yandan, amcasının oğlu Sabri Minşavi ve günümüz meşhur okuyucularından kardeşi Mahmud Minşavi’de aynı okuyuş ekolüne mensupturlar. Kısacası “Minşavi Tarzı” kendine özgü ve temsilcilerinin de aynı aile fertleri olan bir hüzün modeli olmuştur.

Hal böyleyken kendini Kur’an’i namelerin yankılandığı bir ortamda bulan Sıddık Minşavi, tıpkı babası gibi Kur’an’a gönül vermiş ve Allah’ın kendisine armağan ettiği o muhteşem sesi, yüce yaratıcının İlahi kelamında en mükemmel şekilde kullanmıştır.  

 

Tilavette hüznün temsilcisi

Kuran tilavet dünyasının hüzünlü sesi kabul edilen merhum okuyucu, gerçekten de Kur’an’ı fıtratı gereği hüzünlü okumuştur. Efendimizin, “Kur’an okuma bakımından insanların en güzeli, onu okurken Allah’tan haşyet ettiğini gördüğüm kimselerdir” ve “Kur’an’ı hüzünlü okuyunuz çünkü o, hüzünle nazil olmuştur” hadisleri gereği şeyh Minşavi’de saba ağırlıklı bir hayli pasaj bulunur. Saba makamı, hüznün makamıdır. (Mesela sabah ezanı bu makamda okunur) Özellikle de, insanı kederlendirecek pasajların bulunduğu ayetlerde kullanılan bu makam, ünlü okuyucu da ziyadesiyle kendini hissettirmektedir. Çünkü o buğulu seste yaratılıştan bir hüzün vardır.

Minşavi, bu buğulu sesi münasebetiyle Mısır coğrafyasında, “Sesine Nil’in hüznü sinen Andelib-i Kur’an Muhammed Sıddık el-Minşavi” diye anılmaktadır. Fakat onun sıfatları bununla sınırlı değildir. Bedi’ül-kurra, Emiru’l-kurra, Şeyhu’l-kurra, Savt’ul-hüzün gibi sıfatlarla da anılan Minşavi, ses kayıtları analiz edildiğinde bu türden sıfatların onu ifade etmede aslında yetersiz kaldığı görülmektedir.

 

Arap dünyası Minşavi’nin hatmiyle güne başlıyor

Günümüzde İslam coğrafyasının neredeyse tamamı güne Minşavi’nin murattel hatmiyle başlamaktadır. Murattel hatim, Kur’an’ın tertil üzere (çok hızlı ve çok yavaş olmayıp, okurken mananın hissettirebileceği bir formatta sunumu) okunduğu bir hatim çeşididir. Diğer okuyucuların hatimleri arasında mezkur hatim bambaşka bir konuma sahiptir. Hüznün, samimiyetin ve ihlasın doruğunda okunmuş bu hatimden Şeyh’in hiç para talep etmemiş olması, hatmin günümüzdeki ilgi ve alakasıyla kuşkusuz ilişkilidir. Dolayısıyla bu hatim çalışması murattellerin en güzeli övgüsüne sahiptir. Buna bağlı olarak murattillerinde (murattel okuyucusu) en etkili olanı Sıddık Minşavi’dir denilebilir.   

 

Dünya hafızları onun nameleriyle tilavetlerini süslüyor

Günümüz hafızları okuyuşlarını Minşavi’nin nameleriyle süslüyor. Türk okuyucular da dahil dünyanın birçok ülkesinde kari ve kari adayları Minşavi’den istifade etmişler ve ediyorlar. İstanbul tarzı bir üslupla Kur’an okumuş olmalarına rağmen rahmetli Abdurrahman Gürses ve İsmail Biçer gibi tanınmış okuyucular dahi onun birkaç seyrini neredeyse aynıyla geçmişlerdir. Hatta okuyuş üslubunu büyük oranda ona göre ayarlayan okuyucular da vardır.

 

Yusuf Suresinde Minşavi Fonemleri

Fonetik kavramı Kur’an tilavetiyle yakından ilişkilidir. Kur’an fonetiği deyince de ayet içeriklerinin okuyucuyu o mana döngüsüne sürüklemesi akla gelir. Sıddık Minşavi’yi bu açıdan değerlendirdiğimizde onun cemaate yönelik olarak en mükemmel ve anlamlı fonemlerinin yoğun olduğu okuyuşları arasında Yusuf suresinin ön plana çıktığı görülür.

Verilen bilgilere göre, Minşavi’nin şöhretin zirvesindeyken, en verimli çağında vefat etmesi babasını derinden yaralamıştır. Tıpkı Hz. Yusuf’un, kardeşleri tarafından ortadan kaybolması ve ayrıca kurt yedi diye de yalan bir haberle gelinmesi Minşavi ile babası arasındaki duruma benzemektedir. Bu benzerlik Minşavi’nin mezkur sureden ziyadesiyle etkilenmesine ve sureyi her bakımdan mükemmel icrasına sebebiyet vermiştir. Onun sureden bu denli etkilemesi Hz. Yakup ve Yusuf arasındaki mülahazaya bağlanabilir. Söz konusu surede ünlü kari sanki böyle bir durumla karşılaşacağı hisseder mahiyette surede kendini göstermektedir.

Kıssaların Kur’an literatüründe apayrı bir yeri vardır. Tilavet dünyasında da bu tür surelerin icrası büyük önem arz eder. Yüce Allah, bu kıssalarla geçmişten birtakım örnekler vermekte ve insanları uyarmaktadır. İşte, Yusuf suresi de baştan sona kadar neredeyse farklı bir mevzuya geçmeden konunun aynı şekilde işlendiği surelerden birisidir.

Hz. Yusuf’un kıssası bu surede cereyan etmekte ve sure ismini de buradan almaktadır. Zira kıssanın anlatıldığı 1-27 ayetler arası, Minşavi tarafından mana-makam bakımından son derece dikkatli şekilde okunan ve fonemlerini de birkaç farklı kıraatin değişik usul ve kaidelerince değerlendirdiği bir kayıttır. Bilinmelidir ki, fonetik sunumlar kıraatten kıraate daha bir belirginlik arz edebilir.

Üçüncü ayette yüce Allah, “Kur’an’ı vahyetmekle biz, sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Gerçek şu ki, daha önce senin bundan hiç haberin yoktu” ifadesiyle bu sureyi kıssaların en güzeli olarak ifade etmektedir. Çünkü örnek ola­rak anlatılacak ve geleceğin nesillerine ışık tutacak olan tarihi olgular, bu kıssaların en güzeli ve en faydalı olanları olmalıdır. Bu sebeple, kıssanın güzelliğine temas etme anlamında, ünlü karinin beyati (tilavette giriş ve çıkış makamı) makamıyla girdiği ve mesajın bağlayıcı formu olan “ve in künte min kablihi le minel ğafilin” bölümünde gafletin ne denli insanı bozacağı adeta resmediliyor.

 

Hz. Yusuf’un anlamlı rüyası  

Ardından rast (hareketli ve müjdeleyici bir makam) çıkışıyla akıllara durgunluk veren güneş, ay ve yıldız gibi unsurların secdesinin nasıl olacağı kabilinden insanı düşünmeye sevk ediyor. Minşavi’nin bu ayeti beyati makamından devralarak rast’la geçmesi, sanki Hz. Yusuf’un babasına verdiği müjdeyi anlatmaktadır. Yusuf, babacığım kalk sana müjde var dercesine üst perdeden konuşmaktadır sanki.

Minşavi, Hz. Yakub’un meseleyi ciddiyetle düşünmesi ve Yusuf’a evladım aman rüyanı kimseye anlatma dediği pasajlarda rast’ı bir perde daha yükselterek nasihatin önemine işaret etmektedir. Zira ayette “Babası: Yavrum, rüyanı kardeşlerine sakın anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar; çünkü şeytan, insana apaçık bir düşmandır” pasajıyla onun apaçık bir düşman olduğunu kesin bir çizgiyle sunmuştur. “Mübin” kavramının açık oluşundan hareketle şeytanın bariz bir düşman olduğu o nispette vurgulu okunmuştur. Mustafa İsmail ve Abdüssamed gibi okuyucuların da ses kayıtlarına bakıldığında bu hususu aynı mantıkla aksettirdikleri görülür. Ayrıca kişiye verilen bu ve benzeri İlahi mesajların gerektiği yer ve zamana kadar gönüllerde sır gibi saklanması gerektiği hususunda dikkat edilmesi nazara veriliyor.

 

Yusuf kuyuya atılıyor

“Fi ğayabetil cübb” hayli meşhur bir terkiptir. Yusuf’un kuyuya atılmasını resmeden bu ifade sanki suya atılan taş misalidir. Taşın suya girdiği an çıkardığı sesi remzeden bu ifade hemen her okuyucuda çok belirgin bir şekilde tatlı bir fonem oluşturur. İlgili ayette “İçlerinden biri: ‘Yusuf’u öldürmeyin de bir kuyu dibine bırakın. Yolcu kafilelerinden biri onu yitik olarak alıp götürsün. Eğer yapacaksanız böyle yapın!’ dedi” tarzında bir teklif görüyoruz. İnsanı yıkan, gönül yaralayan bu teklif Minşavi’nin hüzünlü sesine hüzün katmaya başlamış ve ilerleyen pasajlarda Hz. Yakup’un hissiyatına tamamen ışık tutmuştur. Zira 13. ayette, “Babaları dedi ki: ‘Onu götürmeniz beni üzer, korkarım ki onu kurt yer de sizin haberiniz bile olmaz” buyurulmakta ve okuyucuda bu anlamın yankıları kendini göstermektedir. Bu ayete tamamen saba bir giriş yapılmakta ve ayetteki mana ilerleyen ayetlerdeki “kurt” kavramına taşınmaktadır. 15-17. Ayetler grubunda, kardeşlerin ağlamaları ve kurt’un gelip Yusuf’u yemesi saba geçkisiyle devam ediyor. Çünkü Hz. Yakup oğlunun başına gelenlere çok kederlenmekte ve hüzne garkolmaktadır.

 

Yakub’a sabır tavsiyesi

Hz. Yakub’un bu kötü haber karşısında yapacağı tek şey sabırdır. Yüce Allah, bu sabrın mahiyetine temas etme anlamında “Fe sabrun cemil” terkibini kullanıyor. Yüce Peygamber’in bu durum karşısında güzel bir sabırdan başka çaresi yoktur. Minşavi mezkur ayete ta başındaki “cau” fiiline yüklediği kurt sesi melodisiyle başlamakta ve “kezib” kavramının yalanını ifade sadedinde, hayır bu doğru olamaz der gibi söz konusu kelimelerde oynamaktadır. Anlamı itibariyle “gelmek” demek olan “cau”, salt Yusuf’un kardeşlerinin ağlayarak gelmeleri biçiminde değil de, sanki işin perde arkasında başka bir unsur olan kurt hayvanının gelişini resmediyor. Aslında ilgili ayet içerisinde “zi’b” yani kurt kavramı geçmektedir, lakin usta okuyucu bu kurt’un gelişini, fiil olan “cau” kavramının içine yedirmek suretiyle bir yandan çocukların ağlayarak gelmesini öte yandan kurt’un gelip Yusuf’u yemesi şeklinde harikulade bir fonetiklik oluşturacak şekilde okumaktadır.             

Neticede Kur’an tilavetinde nadir tiz ve güçlü seslerden biri sayılan Minşavi, hüzünlü sesi de eklenince ortaya doyumsuz tilavetler çıkarmıştır. Yukarı da bahsi geçen hatm-i şerifinden azami derecede istifade etmek gerekmektedir. Özellikle de eğitimsel formatta kaydı hazırlanmış hatmi çocuklar ve gençler için oldukça faydalı olacaktır.

Yazar:
Nurullah Dağ
Kategorisi:
Makaleler & Yazılar
Gönderi tarihi: 21-10-2014
5,586 kez okundu
Block title
Block content