Al-i İmran 146. ayetin, Hafs mushafında 'katele', Verş mushafında 'kutil' şeklinde farklı yazılmasını bahane ederek Kur'an'a şüphe vermek isteyenlere nasıl bir açıklama yapılabilir?

Bu konu kıraat şekilleriyle ilgilidir. Kıraat-ı seb’a=yedi okuyuş tarzı, kıraat-ı aşere= on kıraat şekli Kur’an ilimleri ilim dalı içerisinde yer almaktadır. Bu farklı kıraatlerin hepsi sonuçta değişik rivayetler zinciriyle Peygamberimiz(a.s.m)’e dayandırılmaktadır.

Ancak, şu anda diğer kıraat şeklilerini gösteren Mushaflar basılmamıştır. İslam âleminin büyük çoğunluğunun okuduğu Hafs kıraati ile  yazılan –elimizdeki- Mushafların dışında bir de özellikle Afrika ülkelerinde okunan Verş kıraatini gösteren Mushaflar basılmıştır.

Bu farklı kıraatler yalnız Verş ile Hafs kıraatine mahsus da değildir. Yedisi mütevatir, üçü meşhur olmak üzere “kıraat-ı aşere” denilen on kıraat şekliyle alakalı misaller değişik tefsir kaynaklarında yer aldığı gibi, Ebu Amr ed-Dânî’nin” et-Teysîr” adlı eseri ile Ebu Zur’a’nın “Huccetu’l-Kur’an” adlı eseri gibi bu konuyla ilgili müstakil eserler de vardır.

Bu okuyuşların farklılığı, Kur’an’da farklı kelimeler olduğu anlamına gelmez. Bilakis, Hz. Osman döneminde yazılan Kur’anların hattı (hatt-ı Osmanî) değişik kıraat şekillerine imkân verecek bir estetiğe ve elastikiyete sahiptir. Mesela: Fatiha suresinde yer alan “Maliki yevmiddin” ayetinde yer alan ilk kelime “MLİK” şeklinde yazılmış ki, Arapça hat itibariyle bu hem “Melik” hem de “malik” olarak okunabilir. Bu farklılık, farklı kelimelerin değil, farklı kıraatlerin bir tezahürüdür.

Soruda söz konusu edilen ayette geçen “Katele” kelimesinin durumu da aynıdır. Bunun Hatt-ı Osmanîdeki yazılış şekli “KTL”dir. Bu kelime hem “Ketel”, hem “Katele” hem “kutile” olarak okunmaya müsaittir. Tabii ki herkes keyfine göre istediği gibi bunu okuyamaz. Yalnız Hz. Peygamber’den gelen rivayetlerden birini tercih edebilir. İşte burada, kıraat imamlarından  (Verş’in de ravisi bulunduğu) Nafi, İbn Kesir ve Ebu Amr  bu kelimeyi “KUTİLE” (öldürüldü) olarak, diğer imamlar ise “KATELE” (savaştılar) olarak okumuşlardır.

Bu farklı okuyuşu tercih eden alimlerin kendilerine göre bir gerekçeleri vardır.

İlgili ayetin meali şöyledir: “Nice peygamberler gelip geçti ki onlarla beraber, kendisini Allah’a adamış birçok rabbanîler savaştı. Onlar, Allah yolunda başlarına gelen zorluklar sebebiyle asla yılmadılar,  zayıflık göstermediler, düşmanlarına boyun da eğmediler. Allah böyle sabırlı insanları sever”(Ali İMran, 3/146).

Bu kelimeyi “KUTİLE” (öldürüldü) olarak, okumayı tercih edenlere göre, bu ayet Uhud savaşında “Hz. Peygamber’in öldürüldüğü” haberi üzerine dağılıp kaçan sahabeleri  azarlamaya yöneliktir. Ayette onlara şöyle deniliyor: “Muhammed’den önce de gelip geçmiş nice peygamberler öldürüldüğü halde, onların yanında bulunan Rabbanîler (Allah’a iman edip kulluk eden gerçek müminler) yine de Allah yolunda cihad etmekten geri durmamışlardı”

Bu kelimeyi “Katele” olarak okuyanların gerekçesi ise şöyledir: Ayetin içerisinde yer alan  ve “Onlar Allah yolunda başlarına gelen zorluklar sebebiyle asla yılmadılar,  zayıflık göstermediler” manasına gelen ifadeler bu kelimenin “katele=savaştı/savştılar” olarak okunmasını gerektirir. Çünkü, eğer “Kutile=öldürldü” olarak okunursa bunun bir manası kalmaz. Ölmüş olanların gevşeklik göstermelerinden zaten söz edilemez(bk. Ebu Zur’a, Huccetu’l-Kur’an, ilgili ayetin açıklaması).

Öyle anlaşılıyor ki, kelimeyi “Kutile=Öldürüldü” olarak okuyanlar, bu öldürülme işini yalnız peygamberlere tahsis etmektedir. Bunu “Katele=savaştılar” olarak okuyanlar ise bu savaşma işinin hem peygamberlere hem de yanlarındaki müminlere teşmil etmektedir.

 

İlave bilgiler için tıklayınız:

 

Kur'an-ı Kerim'in yazılması, toplanması ve kitap haline getirilmesi hakkında detaylı bilgi verir misiniz?

 

Kıraat-ı Aşere konusunda detaylı açıklama yapar mısınız?

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategorisi:
Soru ve Cevaplar
Gönderi tarihi: 08-01-2010
3,882 kez okundu
Bu Kategorideki Diğer Yazılar
  1. "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir." (Bakara, 2/256) Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
  2. Nahl Suresi 32. ayette: "(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." buyuruluyor. Burada "melekler" deniyor, can alan melek kaç tanedir?
  3. Fatıma Mushafı nedir? Böyle bir şey var mıdır; varsa da bu nasıl mümkün olabilir?
  4. "Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmakların başındadırlar. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar" (Kamer 54; 54-55) Ayetlerin manasını açıklar mısınız?
  5. “(Kurtuluş) ne sizin kuruntularınıza, ne de Ehl-i kitab’ın kuruntularına göre olacaktır” (Nisa 123) ayetinde geçen “siz” den maksat Müslümanlar mıdır?
  6. Namaz kaç vakittir? Nur Suresi 58. ayette namazın üç vakit olduğu ifade edilmiyor mu? "Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için..."
  7. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız." (Taha, 97) ayetine göre, Altın buzağının eriyip yok olması ve küllerinin denize savrulması mümkün müdür?
  8. Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir ksımının günümüzde uygulanamayacağı söylenmektedir. Bu konuda nasıl düşünmeliyiz?
  9. Nisa 142. ayette münafıkların "Allah'ı pek az andıkları" belirtilmektedir. Bu ifade ile kastedilen mana nedir, Allah'ı anmak nasıl olmalıdır?
  10. Meryem suresinin 71. ayeti kerimesinde cehennem için "içinizden oraya girmeyecek kimse kalmayacak" buyruluyor. Müminler dahi girecek mi?
Block title
Block content